disscuss print

1 YILLIK Hosting Alana, 3 YILLIK Hosting HEDİYE... TIKLAYINIZ.

İLKNUR DENİZLİ: ÇOCUKLARIMIZ VE TORUNLARIMIZ İZMİR DIŞINDA GELECEK ARAMASIN

İLKNUR DENİZLİ: ÇOCUKLARIMIZ VE TORUNLARIMIZ  İZMİR DIŞINDA GELECEK ARAMASIN_resim Benim rengim beyaz..

İzmir Sanayici ve İşadamları Derneği'nin (İZSİAD) kadın patroniçesiydi İlknur Denizli.


Çok farklı sektörlerde çalıştıktan sonra her zaman pozitif, sorgulayan, talep eden, çekinmeyen ve birleştirici misyonuyla yürüttüğü bu görevinde, İzmir dünyasından da rüyasından da çıkmadı bir türlü.

Kendisiyle bir sabah kahvesinde buluştuk. Ekibi yanındaydı, programı dakika dakika belliydi.

İzmir'i, İzmir'in ekonomisini, merkezini-çeperini kısacası aklımıza gelen herşeyi zamanımız ölçüsünde sorduk kendisine...

AK Parti İzmir Milletvekili Adayı deneyimli iş kadını ve STK temsilcisi Denizli, Yerel Gündem'in sorduğu soruları içtenlikle yanıtladı... Ortaya az sonra okuyacağınız röportajımız çıktı..




Halide DEMİR-Özel RÖPORTAJ www.yerelgundem.com - (halidedemir@yerelgundem.com)

İlknur Denizli, İzmirli olarak, İzmir'in daha fazla gelişmesi ve ekonomideki geriye gidişini durdurmak için raporlar hazırlıyor, Ankara ile görüşüyordu.

Onun bu çabasını, çalışmalarını görmezden gelmeyen Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da isteğiyle AK Parti'nin İzmir Milletvekilliği adaylığı teklif edildiğinde önce şaşırdı ancak, 'Sözkonusu İzmir ise gerisi teferruattır' diye düşündüğü için teklifi kabul etti.

Şimdi sahada, sabah altı buçukta başlayan mesaisi geceyarılarına kadar sürüyormuş. Ancak bu temponun kendisini rahatsız etmediğini söylüyor Denizli.

"İzmir evet yürüyor, gelişiyor ama bizim istediğimiz anlamıyla gelişmiyor" diyen Denizli, merkezle çeperler arasındaki hizmetin adaletli dağıtılmasının şart olduğunu düşünüyor.

İzmirlilerin İzmirli olmakla övünmesini sevdiğini ancak İzmir'in hakettiği ekonomik gelişmişlik düzeyine ulaşmasının da vakti zamanı geldiğini belirtiyor, bunu da, 'Artık iki ölçek çalışıp bir ölçek övünmenin zamanı gelmiştir" diye anlatıyor.

Gerisini Denizli'den dinleyelim..

Halide DEMİR: Bir gününüzün nasıl geçtiğini sorarak başlayalım?


İlknur Denizli: Aslında tempomuz sabah saat altı buçukta başlıyor, gece ikiye kadar sürüyor. Çok yoğun. Özellikle son 25 gündür inanılmaz bir tempo var. Bu tempoya hem iş hayatımdan, hem aile hem sivil toplum örgütleriyle ilgili çalışma hayatımdan alışkınım. Burda tabi başka bir boyutu daha var. Daha süreli bir organizasyon. Bu anlamda bir parça içinde stresi de barındırıyor. Ama çok severek yaptığım bir kampanya süreci.

H.D: Zaten siz seçim kampanyaları ve danışmanlıkta uzmansınız zaten? Neyin nasıl yapılacağını sizden daha iyi bilen var mı?


İ.D: Ama arka planda olmakla işin önünde olmak farklı bir şey. 2004 yılında sayın Burhan Özfatura'ya danışmanlık yapmamla başlamış bir süreçti bu. Sayın Özfatura ile beş yıl süren bir süreçte danışmanlık yapmıştım. Ondan sonra da, en son geçmiş dönemde İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'nun da danışmanlığını yaptım. Ama bunlar hep danışmanlık diyeceğimiz arka plandaki işlerdi. Aslında sizin düşünmememeniz gereken, arkadaki ekibin düşünmesi gereken programa olur ve siz buna uyarsınız. Şimdi ben öndeyim, ekip arkamda.

H.D: Genelde telefonları adayların danışmanları açar. Ama siz telefonlarınızı bile kendiniz açıyorsunuz. Veyahut sonradan dönüyorsunuz. Biz de deneyimledik..


İ.D: Evet. (gülümsüyor) Açabildiğim kadarıyla açıyorum. Cevapsız aramalara da, bulduğum boşlukta -size de aynı şeyi yaptım- dönmeye gayret ediyorum. Telefonlarıma kimse değil ben bakıyorum, bakamadıklarım varsa yani bir hata varsa hata bendedir, herkes bilsin. Toplantıda değilsem muhakkak dönen bir vekil olacağım.

H.D: Siyaset adeta bir cadı kazanı. Şimdi bu kazanın içindesiniz. İş dünyasından siyasete terfi ettiniz bir bakıma. Adaylığı siz mi talep ettiniz yoksa talep mi edildiniz?




İ.D: Siyaset aklımda hiç yoktu. Adaylık açıklamasından birkaç gün önceye kadar yoktu. Çok konuşuluyordu evet. İnsan gözönünde olunca, yakıştırmaların yapılması çok doğal. Daha önce de yapıldı, yerel seçimler sürecinde de belediye başkanlığı ile ilgili birtakım değerlendirmeler yapılmıştı.

Aslında neredeyse hiç düşünmediğim bir alandı siyaset.

Siyaset insanın hayatını çok değiştiren, herşeyi tekrar organize etmeniz gereken bir alandır diye düşündüğüm, daha yapacak işlerim olduğunu düşündüğüm için düşünmemiştim daha önce.

H.D: Demek ki İzmir sizi düşündü. İzmirliler size zaten yabancı değil. Çalışmalarınızla biliniyorsunuz yeterince?


İ.D: Değil evet. Onu zaten gittiğim yerlerde de hissediyorum. O çok güzel bir şey. İzmirlilerin 'Bizim kızı' olmuşum. Engelliye dokunmuşum, iş dünyası zaten içinde olduğum ve dokunduğum bir alan, sivil toplum örgütleri, kadın örgütleri vs. vs. gerçekten bir biçimiyle bir ilişki tesis edilmiş onlarla. Bir dokunma olmadıysa bile medyadan takip edip değerlendirmişler. Sürekli beni tanıyan insanlarla karşılaşıyorum, 'İlknur Hanım gelmiş, Başkanımız gelmiş' diyen ve bir süre sonra o hal, 'bizim kızımız gelmiş' ile devam ediyor.

H.D. İki farklı İzmir'i de görüp fotoğraflarını çekmişsinizdir. İzmirlisiniz, İzmir'i çok sevdiğinizi her fırsatta dile getiriyorsunuz. İzmir'in neyi var, neyi yok?


İ.D: İki farklı fotoğrafı çekiyorum. Merkez ve çeperler. Aslında benim yeni çektiğim bir fotoğraf değil. Ben merkezle çeperleri aslında hep bir bütün olarak değerlendirmiş, bir biçimiyle oralarda çeperlerde hep olmaya çalışmış, özellikle kadın ve iş meselesinde, total çözümün her zaman taraftarı olmuş ve mücadele etmiş biriydim. O anlamıyla o fotoğraf benim için yeni bir fotoğraf değil.

Yani bugün söylediklerim de benim siyasetçi olarak söylediklerim değil. Bugün İzmir ile ilgili birşeyler söylüyorsam, ben bunu yıllardır ifade ediyorum. Ya da bugün kadın meselesiyle ilgili, İzmir'in gelişimiyle ilgili söylediklerim, ya da ağır aksak giden bir takım işlerle ilgili söylediklerim, eleştirilerim, hiçbir şekilde siyasetçi eleştirileri değildir. Çok uzun zamandır ifade ettiğim şeyleri bugün de ifade ediyorum. Yani inandığım şeyleri ifade ediyorum.





Neler var? Bir kere İzmir ile ilgili yeni bir bakış açısına ihtiyacımız var. Bunun da çok hızlı bir şekilde yapılması gerektiğini düşünüyorum.


İzmir evet yürüyor, gelişiyor ama bizim istediğimiz anlamıyla gelişmiyor. Ben hep şunu söylüyorum. İzmir'de yaşamaktan çok mutluyum. Ben İzmirli olmaktan çok gurur duyuyorum.

Ama çocuklarımız ve torunlarımız için de gurur duyacağımız bir kent yaratmamız gerektiğine inanıyorum.


Yani geleceğini başka kentlerde aramayan çocuk ve torunlar istiyorum. Demek ki bizim daha fazla çalışmamız gerekli.

Bu kentte olmayla gurur duyuyoruz ama geçen gün de söylediğim bir cümle vardı, artık iki ölçek çalışıp bir ölçek övünmeliyiz. Yani yöntemi değiştirmemiz gerekiyor. Daha gurur duyacak bir kent yaratmamız gerekiyor. Büyük İzmir demek, büyük Ege, büyük Türkiye demek. Çünkü İzmir, lokomotif kentlerden biridir. İzmir Akdeniz çanağı içinde Türkiye'nin varlığını daha da arttıracak kapasiteye sahip.

H.D: İzmir, çok göç alıyor. Ama diğer kentlerin aksine kendisine geleni dönüştürüyor, bünyesine katıyor. Değil mi?


İ.D: Kesinlikle. Başka kentlere gittiğinizde, Kayserili iseniz ya da Mardinli iseniz çok uzun süre Kayserili ve Mardinli kalıyorsunuz. Yıllar yıllar geçiyor öyle kalıyor. İzmir öyle değil. Şurda Kordon'da bir tane yumurta boyoz yiyip çayı içtikten sonra, bu havayı teneffüs ettikten sonra İzmir sizi öyle bir sarıp sarmalıyor ki, İzmir'in değerlerini öyle bir benimsiyorsunuz ki, İzmirli doğmuş olanlardan çok daha fazla İzmirli oluyorsunuz, İzmir'in değerlerini savunuyorsunuz.

Bu çok güzel bir şey. Yani İzmir'in kendisine gelen herkese kucak açmasının çok güzel birşey olduğuna, güzel bir avantaj olduğuna inanıyorum. Merkez ve çeperler diye bahsettiğimiz o ayrışmadan bahsedebilirsek, birlikte büyüyeceğiz, birlikte hareket edeceğiz, İzmir'i İzmirlilerle büyüteceğiz.




H.D: Çeperdekilerin kentin olanaklarından daha fazla yararlanma isteği var sanırım?



İ.D: Pek tabiî ki. İşte onu söylüyorum. Bakın, Türkiye çok değişmiş. Bunu Anadolu’nun pek çok yerine gittiğinizde de hissediyorsunuz ama en önemlisi insanların taleplerinin arttığını görüyorsunuz. Yani bazı mahalleler var ki, alt geçit, üst geçit gibi problemleri var ama bunları sıradan, olması gereken ihtiyaçlarmış gibi sıraladıktan sonra tiyatro salonu istiyor, ''benim ve çocuklarımın becerilerini geliştirebileceğimiz merkezlere ihtiyacımız var' diyor. Büyük parklar istiyor. Bu gerçekten inanılmaz bir şey. Yani Türkiye’nin son 10 yıl içinde geldiği noktayı gösteren çok önemli bir istek olduğunu düşünüyorum.

Ve İzmir’de bu talebin bir çığlığa dönüştüğünü görüyorum. Şu 20 günde daha da iyi gördüm ki, çeperler hizmet istiyor.

Ve artık bu kenti yönetenlerin ya da yönetmeye talip olanların bu sesi duyması gerekiyor, kulaklarını daha iyi açmaları gerekiyor. Hizmet adaletli dağıtılmamış. Taleplerin temelinde bu var.

Ara sokaklara girdiğimizde, o mahallelerde birebir yaşamın içine daldığınızda, girdiğinizde, en temel ihtiyaçların giderilmesini bile sağlayamamışız. Yani bugün o bölgelerin çığlığı dediğim şey aslında herkesin ihtiyacı olan o standart hizmetleri de talep ediyor. Ama onun dışında, az önce de söylediğim gibi, artık dünyaya başka bakıyoruz. O bakış açımızla da eğitim merkezleri, tiyatrolar, sinemalar, parklar gibi taleplerin olduğunu unutmamak lazım. Vatandaşlar onları da istiyor, diğerlerini de.

H.D: İzmir'de ticaret, sanayi odaları, iş dünyası dernekleri, İzmir'in geriye gidişinden rahatsız mı? İzmir'in ekonomi kurmayları, her kesimin dile getirdiği 'İzmir mega köy oldu' konusunda ne düşünüyor, ne planlıyor?

İ.D: Herkes çalışıyor aslında. Ama bazen herkesin çalışmasının yetmediği olabiliyor. Şimdi bahsettiğimiz kent yani İzmir çok uzun zamandır, kendini içine kapatmış. Bunu hepimiz söylüyor.

İzmir'de garip bir içe kapanıklık var. Talep ederken bile o içe kapanıklığı görüyorsunuz. Yani Ankara’dan bir şey talep ederken bile bir kere söyleyip ikinci kez söylememek. Bir çekiniklik var. Hükümetle ilgili bir durum da değil. Yaklaşık 30 yıldır böyle. Dünya öyle değil ki ama. Dünya yüksek sesle konuşanların dinlendiği bir dünya.

H.D: İzmir'de ruh, yaratıcılık, potansiyel var mı? Ya da eksik olan nedir?


İ.D: Hayır, İzmir’de ruh, yaratıcılık hepsi var da.. (duraksıyor) Şimdi sizin bir sürü özelliğinizin olması -mesela her şeyi okursunuz ama onu harmanlamayıp analiz edemiyorsanız, bir sonuca varamıyorsanız, orada sizin okuduğunuz kitapların hiçbir önemi yoktur ya da size ait özelliklerin daha zayıf sonuçlar doğurduğunu görürsünüz- bir sonuca varmanızı sağlamaz.

Halbuki bizim artık büyük adımlar atmamız gerekiyor. Büyük hayallerimizin olması gerekiyor.

Ankara ile ilişkilerimizde mekanizmaları daha doğru çözmemiz lazım. Ve mekanizmayı iki taraflı işletmenin yöntemlerini bulmamız gerekiyor.

Bir takım sorunları doğru tespit edeceğiz, çözüm için hepimiz yumruğumuzu el birliğiyle ortaya, aynı yere vuracağız, ve ondan sonra da hem Ankara’daki mekanizmaları doğru analiz edeceğiz hem İzmir’in sorunlarını ve çözüm önerilerini bu mekanizmalara doğru iletmesini ve çözüm almasını sağlayacak bir yapı oluşturmamız gerekiyor.

Bir de ben lobiciliğin, lobicilik denilen mekanizmanın çok önemli olduğuna inanıyorum. Bakın bunu sayın Binali Yıldırım da geçen gün EGİAD’da ifade etti, otoyol meselesi, otoyolun İzmir’den başlaması bence İzmir açısından çok önemli bir örnektir. Medyanın bunu sahiplenmesi, İzmir’deki tüm örgütlerin bunu sahiplenmesi, herkesin aynı cümleyi söylemesi, bir anda yani bir 15-20 gün içinde siyasi mekanizmaların üzerinde çok ciddi bir etki yarattı. Zaten doğru şeyi söylediğinizde ülkeyi yönetenler hayır demezler ki. Bunun A veya B iktidar olmasıyla da ilişkisi yoktur.

Doğru bir şey söylüyorsunuz, elinizde doğru argümanlar var, kent için bir şey söylüyorsunuz, -kişisel bir talebiniz yok ki-, ve sonuçta o mekanizmaları harekete geçiriyorsunuz. Lobicilik dediğimiz şey bu anlamda çok önemlidir.

İzmir, lobicilik faaliyetini İzmir-İstanbul otobanında yaptı ve çok başarılı bir sonuç aldı.


Demek ki, bundan sonra yapmamız gereken de bu lobiciliği, milletvekillerini de işin içine katarak sadece üniversitesiyle, medyasıyla, yerel yönetimleriyle değil İzmir’i temsil edecek olan vekillerle bu mekanizmayı harekete geçirip daha kısa sonuçlar almak olacak, olmalı.

Burada sadece kamu kaynakları veya hükümet anlamında düşünmüyorum. Yurtdışı ilişkilerinizde de bu böyle. Yabancı yatırımcıyı getirmekte de böyle. EXPO sürecinde de bu böyle. Yani bir sürü alan var. Tarımla ilgili yapacağınız işlerde de böyle. Kültür veya sanala ilgili yapacağınız işlerde de böyle.

Bir 'ortak akıl' oluşacak ve ortak akıl hep aynı cümleyi söyleyecek, o aynı cümleyle karşı tarafta yaratacağı etkileri çok iyi bilecek, bunun lobisini yapacak, ilişkilerini kuracak ve İzmir’i büyütecek. Kural bu.

H.D: AK Parti İzmir’e büyük önem veriyor. 2 önemli yatırımcı Bakan İzmir'den aday gösterildi. Bahsettiğiniz o sinerjiyi yaratmak daha mı kolaylaşacak?


İ.D: Yatırımcı bakanlarımızın olması, bence de son derece önemli. Ne diyoruz turizm diyoruz, sağlık ve kültür turizmi diyoruz. İşte Kültür ve Turizm Bakanımız burada. Biz ne diyorduk hep, ulaşımla ilgili, ‘İzmir ulaşılamayan bir kent’ diyorduk. Yani bir kente ulaşılamazsa o kentin gelişmesi de mümkün değildir, diyorduk. İşte Ulaştırma Bakanı projeleriyle burada.

İzmir Akdenizdir, bir Akdeniz kentidir diyoruz. Bakın bu çok önemli. İzmir ne zaman parlamıştır biliyor musunuz, bunu hep söylüyorum, İzmir Limanı ne zaman parladıysa, İzmir de yüzyıllar içinde o zaman parlamıştır. Liman İzmir’in hayatıdır, hayat kaynaklarından biridir.

Artık o limanın işlevini sürdürmesi için onun başka bağlantılar, yollara, başka güçlere ihtiyacı vardır. Artı, bırakın İzmir Limanı’nı, bakın daha geçenlerde Avrupa’nın en büyük on limanından biri olacak olan, Çandarlı Limanı’nın temeli atıldı.

Bunların hepsi son derece önemli şeyler. Ama bunları bir sahiplenme, en yüksek faydayı elde etme, kentin özel sektör yatırımlarına iştahını da kabartma hedefiyle güçbirliği yaparak, hep aynı cümleleri söyleyerek bir hedefe doğru yöneltmemiz lazım.

Yoksa yollarınız, limanınız, hava yolları ulaşımınız vesaire bunların hepsi olabilir ama bir 'ülkü birliğiniz' olmayınca, yani bir fikir birliği içinde eğer nereye gideceğinizi ortaya koymazsanız, bunlar da bir bakarsınız ki istediğiniz etkiyi yaratmakta küçük kalırlar.

Bizim bir cümleye ihtiyacımız var, yeni bir başlangıca. bir adıma ihtiyacımız var. Hep söylüyorum, sözkonusu İzmir ise tüm rozetlerimizi, kimliklerimizi, düşüncelerimizi bir kenara bırakmalıyız, hep söylüyorum.

Şu anda İzmir'de çok güzel bir seçim süreci geçiriyoruz. Hizmet odaklı, çok şık bir seçim süreci. Çok uzun zamandır, hatta ilk kez böyle bir seçim atmosferine tanık oluyorum. AK Parti bu anlamda hizmet odaklı bir süreci yönetiyor. Ben bu anlamda AK Parti’nin İzmirlilerin hizmet bekleyen çığlığını duyduğunu hissediyorum. Böyle bir kampanya yürütüyor. Ve ben bunun çok önemli olduğuna inanıyorum. İlk defa biz o ideolojik tartışmaların dışında başka bir dünya sunduk.

H.D: Her kesim ve İzmirli seçmen İzmir için 'Ne yapmalı?' ya da 'Bir şey yapmalı’ diyor.


İ.D: Evet bu soruyu ortaya koymak lazım. Bireysel talepler artık o kadar az ki. Artık mahallenin, sokağın, kentin talebi var. İzmir seçmeninde ben çok ciddi bir değişim görüyorum. Yani seçmen değişmiş ama siyaset bunu İzmir’de yeni anladı. Bunun önümüzdeki süreçte de çok önemli olduğuna inanıyorum ben. Bu bitecek yerel seçimler başlayacak, o süreç de çok önemlidir.

H.D: O. Wilde, 'Kadında geçmiş, erkekte gelecek ararım’ der. Peki siz AK Parti’de ne arıyorsunuz? Yani neden AK Parti’yi tercih ettiniz? Ve pek tabi AK Parti İzmir’den ne istiyor?


İ.D: (gülümsüyor) Yani bir kere şunu söyleyeyim AK Parti bütün ülkede neyi arıyorsa İzmir’de de onu arıyor. İzmir’in de Büyük Türkiye hayalinin bir parçası olmasını istiyor.

AK Parti bunu zaten 8.5 yıldır yapıyor. Ama bugün, bu tip seçim kampanya süreçleri, bu tip mesajların çok daha yoğun verildiği bir süreç olduğu için, belki biraz daha fazla hissediyoruz şu anda. Ama ben zaman içinde, STK başkanıyken de, AK Parti'nin İzmir’e bakış açısının her zaman çok net, doğru, hizmet odaklı olduğunu hep ifade etmişimdir. Yani burada hiç soru işareti olmamıştır aklımda.

H.D: İzmir’de bir korku siyaseti mi yapıldı yıllarca. Yoksa AK Parti kendini mi anlatamadı? Veyahut bir iletişim kurma sorunu mu yaşadı İzmirlilerle? Ve durum şimdi nasıl?


İ.D: Sokak çok farklı. Geçen gün sizin gibi medya mensubu arkadaşlarıma da söyledim. Sizin gündeminizle sokağın gündemi çok farklı dedim. Sokak sizin konuştuklarınızı konuşmuyor, başka bir şey talep ediyor, konuşuyor. Sokağı dinlemek lazım. Belki ben de bu süreci yaşamasaydım ben bile bu kadar yoğun hissetmiyor olabilirdim.

Evet bir dönem AK Parti ile İzmirliler arasında biraz iletişimde sorun, kopukluk yaşandı. Bu hissediliyordu. Hatta hala biraz var.

H.D: İzmir kale olarak lanse ediliyor sürekli...


İ.D: Ah evet hele o kale hali.. Bakın bir kente 'Kale' dediğinizde, bunun son derecek olumsuz, travmatik sonuçları olabileceğini düşünüyorum. Bunu bugün söylemiyorum. Hep söyledim. Bu yanlış bir tanımlama. Kale dediğiniz şey savunma mekanizmalarını harekete geçirir. Dışarıdakini düşman olarak algılar. Kendini dışarıda hissedenler de bu kale denilen şeyi yıkma düşüncesini doğurursunuz.

Yani kale lafı, kenti geren bir laftır. Kentin dinamikleri üzerinde olumsuz etki yaratan bir laftır. Bakın başka bir şeyi söyleyeyim, bu sadece ideolojik anlamda değil, ekonomik anlamda değerlendirin bunu,

Anadolu kentleri kendilerini nasıl tanımlıyorlar?

Aslan, kaplan diye tanımlıyorlar. Bu çok önemli bir şey.


Biz ne diye tanımlıyoruz kendimizi. Kale!.. Koruyacağız, etrafını kapatacağız. Neden ben deniz kıyısındaki bir kent olarak kendimi denizle, akan suyla, büyümeyle, gelişmeyle özdeşleştirmiyorum da bir kale metaforu üzerinden bunu yapıyorum. Bu yanlış bir şeydir.

Üstelik şunu söylüyorum eğer bir gün bu kale dediğiniz şey yıkılır ve ortadan kalkarsa, bu kendini kalenin içinde korunur hisseden İzmirlilerin yaşayacağı travmayı kim önleyecek ya da bu travmayı nasıl ortadan kaldıracaksınız?

Onun için bütün arkadaşlarımdan çok rica ediyorum, kim kullanıyorsa bunu, hangi parti olursa olsun, hangi kent ve bölgeyle ilgili kullanılıyorsa kullansın, bu tanımlamaların asla kullanılmamasını istiyorum. Bunlar Türkiye'ye ve kentlere hiçbir şey kazandırmaz.

H.D: AK Parti'yi niçin seçtiğinize geleceğiz sanırım? CHP'li, solcu diyenler de var sizin için...


İ.D: AK Parti'yi seçmem de, bir kere ben. Hayatım boyunca şu partiliyim dediğim bir süreci hiç yaşadığımı düşünmüyorum. Böyle bir cümleyi de kimse benim ağzımdan duymamıştır.

Çünkü ben çok uzun zamandır sivil toplum örgütü (İZSİAD'ı kastediyor) yöneticisiyim. Sivil toplum örgütlerinin de en temel mantığı, hele yönetici konumundaysanız, bütün etrafınızdaki siyasi oluşumlara eşit mesafede olmanız şeklindedir. Çünkü her kesimden üyeniz var. İlişkide bulunduğum ve bir dönem danışmanlığını yaptığım bir ilişkiden dolayı (İzmir Büyükşehir Belediye Başkanı Aziz Kocaoğlu'nun danışmanlığını kastediyor) özellikle böyle bir tanımlama içine girdi bazıları ama bunun bir de öncesini düşünün. 94 döneminde de, Doğruyol Partisi idi. Sayın Özfatura'ya danışmanlık yapmıştım. Hiç Doğruyol Partiliyim diye ne ağzımdan bir cümle çıkmıştır ne de böyle birşey vardı.

Bunlar bu dönemlerde yapılan ve temelinde İzmir'e katkı sunmayı gerektiren, taşın altına elinizi koyma durumlarıdır. İzmir için doğru şeyler, doğru fikirleri danışmanlık yaptığınız yerlere, kişilere iletebilmişseniz ve bunları hayata geçirebildiyseniz esas başarı budur zaten.

Onun dışında AK Parti tercihimde birkaç örnek daha var ki benim hayatımda çok önemlidir. Onları hep anlatıyorum. Pasaportumla ilgili son on yılda sınır kapılarındaki bakış benim için çok önemli. Düne kadar bizimle iş yapmak istemeyen iş dünyasının, 'Türkiye ile iş yapmak istiyoruz. Türkiye ile bir ortak bulursak ancak bu bölgelere girebiliriz' demeleri; düne kadar o çekinik duran sivil toplum örgütlerinin, işdünyası örgütlerinin bugün 'Siz gelmeyin, aslında biz size geleceğiz' diyerek Türkiye'ye gelme istekleri, ülkemizin gerçekten çok ciddi bir gelişim içinde olduğunu gösteriyor.

Artı başka birtakım şeyler daha var. Hep ben şunu düşünürdüm, bir devlet-bir mekanizma düşünün ki gece çocuğunuzun ateşi çıktığında cebinizde para yok, bir ateş düşürücü alamıyorsunuz, hastaneye gidemiyorsunuz. Ve bir mekanizma düşünün ki bunu görmüyor. Sosyal güvenceniz yok diye.

Ancak şimdi 18 yaşına kadar bütün çocukların bir sosyal güvenlik şemsiyesi altında olması, hakkımız olanın bu iktidar tarafından verilmiş olması çok önemli. Bunlar gerçekten çok önemli şeyler. O acıyı cebinde parası olmayıp da, bir ateş düşürücü alamadığı için çocuğu ateşler içinde yatan bir çocuğun anne ve babası bilir ancak. Başkasının anlaması mümkün değil. Onu biri anladı o da AK Parti oldu.

Vefat eden yakınlarınızın bile hastanelerde rehin kaldığı dönemleri ben hiç unutmadım. Bunlar çok acı şeylerdi.

Bugün bunu biri hissetti ama. Bunu hisseden de bu ülkenin Başbakanıydı.

Yani dokunan, hisseden, dinleyen biri. Bir başka örnek; ben hep şunu söylüyorum, her okul açılışında kardeşimle benim elime kitap-defter listesini tutuştururlardı. Zaten kitaplar bulunmaz, günler-haftalarca arar bulmazdınız. Ben memur çocuğuyum, annem ev hanımı. Okulları hep ayın sonlarında açarlardı. Ve ben hep o küçücük halimle, -bilirdim ki o kitapların alınmasında bir sıkıntı olacak ve babamın cebinde büyük ihtimalle onu alacak parası yoktur ayın sonu olduğu için, memur hiçbir zaman ayın sonunu zaten getiremezsiniz- 'Allahım ne olur, okulları ayın başında açsınlar' diye dua ederdim.

Yani bugünkü gibi bir devlet mekanizmanın olabileceğini, bir gün okula gittiğinizde sıraların üstünde kitaplarınızın olabileceğine aklım ermiyordu. Niye AK Parti'yi seçtiğimde bunların çok önemli payı var.

Bunlar daha önce bilinmiyor muydu, bu ülkenin kaynakları yok muydu? Bu ülkenin kaynaklarını, 50 milyar dolara yakın parayı biz 2001 krizinde ona buna dağıttık. Bunlar çocuklara ateş düşürücü, yol, eğitim masrafı olarak gidebilirdi.

Şimdi burada oturup da, buradan bakarsanız, Türkiye'yi iliyle, ilçesiyle gezmezseniz, bu yaşadığınız hayat size çok doğru gelebilir. Ama Türkiye'yi gezince görüyorsunuz ki, Türkiye inanılmaz değişmiş.

Ben bazen göç eden hanımlarla konuşuyorum, 'Geçen sene memlekete gittim, geri dönmek istiyorum ama dönmenin yollarını arayacağım. Benim köyüm benim ilçem yaşadığım yerden daha güzel' diyor. O zaman pastayı büyüteceğiz, daha çok kazanacağız ama daha adaletli paylaşacağız. Bunun daha adaletli paylaşılması yolunda adımlar attığı için AK Parti'yi tercih ettim.

Hani bugün AK Parti Artvin'de de, Elazığ'da da, Diyarbakır'da da gittiğimde gördüğüm manzara o ki, hastanesindeki tomografi cihazından üniversitesindeki salonlarına, yollarına her anlamıyla o aradaki gelişmişlik farklarını en aza indirgemeye yönelik ve kalkınmanın topyekün kalkınma olduğunu düşünerek çalışıyor, hizmet üretiyor.

H.D: İzmir'in esnafı, KOBİ'si ne durumda?


İ.D: İzmir ile diğer kentlerde benzer süreçler yaşanıyor. Işsizlik puanlarında İzmir biraz daha üstte. Genç işsizlik biraz yüksek. Doğru sektörül tercihler yapılsaydı, -otomotiv mesela olsaydı, bilişimle ilgili bir merkez olabilirdik ya da-, bugünkü mantığımız 20-30 yıl önce olsaydı ya da sağlık turizmi adımlarımızı atsaydık, bugün İzmir çok farklı bir İzmir olacaktı.

Bu anlamıyla gittikçe İzmir ekonomisinin bir üretip, iki, katma değeri yüksek ürünlere yönelmesi gerektiğini düşünüyorum. Bunu gerçekleştiremediğimizi düşünüyorum. Bunun etkisini de zaten ihracat rakamlarımızda görüyoruz.

İZSİAD olarak, 1996 yılı ile 2010 arasında bir analiz yapıp raporla açıklamıştık. İşte İzmir ihracatta 2. sırada iken bugün 4. düşmüşüz. Son 4 aya bakıyorum, ihracat artışında Türkiye'nin 7. ili olabilmiş İzmir. Sakarya, Kocaeli gibi illerin gerisinde. Buna bir dur demek lazım.


O zaman farklı tercihler yapmak gerekiyor. Birarada hareket etmeliyiz. Artık iş dünyasının da iyi analiz edip, doğru yatırımları bu kente getirmek adına işbirliklerine açık olması gerekiyor. Yabancı yatırımcıları daha çok istiyor olması gerekiyor. Bu anlamda altyapının daha doğru kurgulanması gerekiyor. Ve bu ilişki süreçlerinin daha doğru yönetilmesi şart.

Ama seçim sonrasında hem kamunun yatırımlarıyla ve oluşacak bir fikir birliğiyle birlikte, biz özel sektörün de yatırım iştahını kabartabilirsek, yabancılarla ortaklığa gidip, İzmir'de daha büyük işletmeler kurabilirsek, -bu işin çözümü daha büyük işletmeler kurmaktan geçiyor-küçük işletmelerdeki sıkıntıların çoğu da halletmiş olur.

H.D: İş dünyasından geliyorsunuz, dolayısıyla sürekli diyalog halindesiniz. Onlarda bu sinerjiyi yaratabildiniz mi, nasıl karşılıyorlar sizi?


İ.D: Onlar benim dostlarım arkadaşlarım. Bir kere en ciddi avantaj olarak dile getirdikleri tanıdık bir ses olması. Bir yerde organize sanayi bölgesi kurulmasından tutun da tarımla ilgili alana varıncaya kadar bir sürü alanda, bildiğimiz, ortak, konuştuğumuz, bir kısmında ortak çözüm önerileri bulduğumuz şeylerin Ankara'da bir köprüsü, takipçisi olmakla ilgili bir misyon üstlenmiş oluyorum.

Dosyalarını koltuklarının altına alıp gelmek değil, ben buraya geldiğimde zaten öncesinde bir sürü konuda konuştuğumuz, sohbet ettiğimiz alanlarda o mekanizmaları harekete geçirmenin -az önce de bahsettiğim gibi-yöntemleri üzerinde hemen çalışıp çok daha hızlı çözümler üretebileceğimize inanıyorum. O anlamda bana ulaşan arkadaşlarım hep memnuniyetlerini dile getiriyorlar.

H.D: Siyasette kimleri ürkütmek istersiniz?


İ.D: (gülümsüyor) Kimler ürksün? (bir an düşünüyor) Şunu söyleyeyim size, bencilce düşünenler, önce ben diyenler ürksün. Ama biz demeyi bilenler için de birlikte yol alacağımız yol arkadaşlarımız olacaktır. Onlarla bunu paylaşacağız. Iyi ki STK geçmişim var diye düşünüyorum. Çünkü uzun zamandır hep biz demeyi öğrendim ve bunu da başarabildiğime inanıyorum. Bu kentte biz diyebilirsek, bu ülkede biz diyebilirsek, bir sürü şeyin çok daha kolay halledilebileceğini düşünüyorum. O yüzden sadece ben diyenler benden ürksün.

H.D: Sahada da hep hizmet eksikliğinden, hizmetin adaletli dağıtılmadığından bahsettiniz sohbetimizde. Siz büyükşehir belediye başkanının da danışmanlığını yaptınız. Sahayı geziyorsunuz, biliyorsunuz. İnsanların taleplerini çok net duydunuz. Öyleyse, Sayın Kocaoğlu'nun danışmanlarında mı bir sorun var, yanlış mı yönlendiriliyor. İyi bir ekibi yok mu?

İ.D: Bunu şöyle değerlendirelim. Bakın seçim yapıldı ve İzmirlilerin yüzde 57'si, ilçelerin hemen hepsi bir siyasi partiye onay verdiler. Bunun cevabını 2014'te yerel seçimlerde alacağız. En doğru değerlendirmeyi seçimlerde göreceğiz. Çünkü ben en doğru değerlendirmeyi her zaman halkın yaptığına inanırım.

Sandık gününde de hep demokrasi bayramı olduğuna inanırım. Bu çok önemli birşeydir. Onun için bu değerlendirmeyi seçimlerde yapmanın daha doğru olduğunu düşünüyorum. Halk her zaman en doğru seçimi yapar. Kimilerini iktidar, kimilerini muhalefet yapar. Herkese bir görev verir. O yüzden bizim bireysel düşüncelerimiz dışında halkın düşüncelerinin çok önemli olduğuna inanıyorum ben.

H.D: Dürüst olduğunuz sürece kazanırsınız. Ama kandırılacaksınız da der Japon yazar Natsume. Sizi kim kandırabilir?


İ.D: Bir yola çıkıyorsunuz. Kimin kandıracağı önemli, nasıl kandıracağı önemli diye düşünüyorum. (gülüyor) Ben şunu söyliyim, iyi niyetle çıktığım bir yol var. Ve bu yolda doğru adımlar atmaya gayret ediyorum. Başarmak için. Benim bu kentle, ülkeyle ilgili derdim var derdim. Aday tanıtım toplantısında da sayın Başbakandan aynı sözü duydum, aslında bir Azeri atasözüymüş, 'Bu dünyayla ilgili derdiniz yoksa, bu dünyaya yüksünüz' şeklinde. Ben bu dünyaya yük olmak istemiyorum. Ben eğer milletvekili olabilirsem, İzmir'in ve bu ülkenin yüklerinin hafiflemesi için mücadele etmek istiyorum.

H.D: Hangi renk sizi tanımlar?


İ.D: Ben lilayı çok severim. Bir de beyaz. Benim rengim beyazdır. Ben beyazımdır, beyazı çok severim.

Mini biyografi:

Evli ve iki çocuk annesi olan İlknur Denizli, 1964 yılında İzmir'de doğdu. Ege Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü'nden mezun oldu. 1990'lı yılların başında iş hayatına adım attı. 1999 yılına kadar hizmet sektöründe, 2000 yılından itibaren de sanayici olarak iş hayatının içinde bulundu. Bu yıllar içinde sivil toplum örgütleriyle ilgili çalışmalarına da devam eden Denizli, çocuk, genç ve kadınlara yönelik birçok projede yer aldı.


computer Anlaşmalı Evlilik Sitesi - Evlilik fırsatı ayağınıza geldi - TIKLA KAYIT OL - TIKLA EVLEN

Bu haber 28/05/2011 tarihinde eklenmiştir.

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
captcha
 
Authors

ÇOK OKUNAN YAZILAR

ÇOK OKUNAN HABERLER