disscuss print

1 YILLIK Hosting Alana, 3 YILLIK Hosting HEDİYE... TIKLAYINIZ.

ÖMER DİNÇER MEDYA ÇETESİ'NİN PEŞİNDE

ÖMER DİNÇER MEDYA ÇETESİ'NİN PEŞİNDE_resim Yenigün Gazetesi İmtiyaz Sahibi Ömer Dinçer, İzmir Medyası'na savaş açtı. Gazetecilerin dürüst ve kişiliksiz diye ikiye ayrıldığını belirten Dinçer'in, YerelGündem.com'a yaptığı açıklamalar medya dünyasında ve kamuoyunda büyük ses getireceğe benziyor.

"İkiye ayrıldı gazeteciler yani. Dürüst gazeteciler ve kişiliksiz gazeteciler"


"Şimdi İzmir Çetesi var ya. Bir de Medya Çetesi var. Evet, gerçek bu. Kendilerine böyle ikili üçlü gruplar yapmışlar, televizyonlara falan gidiyorlar. İstediklerini istediklerine söylüyorlar."

"Bu çeteye büyük savaş açtım. Hodri Meydan diyorum. Bu saatten sonra beni kimse de tutamaz. Hiç çiğ yemedim ki karnımda ağrı hissedeyim..Alayına Hodri Meydan! Yeter artık ya!"

"İzmir'e müthiş zarar veriyor bu medya çetesi. İstediklerini vermezsen her türlü şantaj, pislik dönüyor. Gerçek bu. İzmir bunlardan da arınmalı."

"İzmir'in yüzde 70'i varoş. Ulaşımın yok, gerçekleri kabul edelim, altyapın yok, yüzde 70'ini varoş sarmış. Geleceğin yok. 50 yıldır Basmane Meydanı'nı aynı görüyorum. Lozan'ı aynı, bir çivi çakılmamış. Aynı ya aynı! 50 yıl geçmiş ya!"


"Yapanın heykelini dikelim. Bugün Başbakan bir açıklama yaptı. Bu projeler gerçekleşirse( ya da CHP olsun, farketmez), kim yaparsa benden size bir abi nasihatı lütfen heykelini dikin. Gazeteciler olarak da omuzlarınıza alın taşıyın."

Halide DEMİR-Özel Röportaj-(halidedemir@yerelgundem.com)

Ömer Dinçer. Yenigün Gazetesi'nin İmtiyaz Sahibi. İzmir basın dünyasının yakından tanıdığı bir isim.

Yeni Asır ve Sabah Gazetesi'nde de Yenigün Gazetesi'nde de çalışanlarının rahatlıkla 'Abi' diye hitap edebildiği biridir kendisi.

Onu çokça heyecanlı veya bir duruma kızarken görebilirsiniz. Kızgınlığı saman alevi gibidir ama. Sonra dinler, anlar, sorunu çözmek için elinden geleni yapar. Doğru bildiğini hiç çekinmeden söylemesiyle de bilinir.

Gün yoktur ki yardıma ihtiyacı olan birisi kapısını çalmasın. Başka patronları bilmem ama Dinçer'in kapısı onlara sonuna kadar açıktır. Üstelik bir değil birden fazla gelseler de onları hiç eli boş veya yardımsız gönderdiğine şahit olmadım.

Sizlere Ömer Dinçer'i kısaca aktardıktan sonra gelelim kendisiyle buluşmamıza. Ömer Bey ile odasında buluştuk. Kendisiyle gazetecilerin durumundan, İzmir'in eski ve yeni haline herşeyi konuştuk.

Kimi zaman heyecanlı, çokça umutlu, bazen de sinirlendi anlatırken. Umudunu, heyecanının nedenlerini az sonra okuyacağız. Ancak kızgınlığı İzmir medyasına. Dinçer, İzmir medyasına bomba gibi düşeceğini zannettiğim öyle şeyler söyledi ki, sonuçları ne olacak diye bekleyeceğiz.

Merakınızı biraz gidereyim. İzmir medyasını kendisiyle hesaplaşmaya çağırdı Dinçer. Bundan da ötesi, "İzmir'de bir Medya Çetesi var" dedi.


Röportajda ayrıntılarını okuyacağınız iddialarda Dinçer, "Evet, gerçek bu. Kendilerine böyle ikili üçlü gruplar yapmışlar, televizyonlara falan gidiyorlar. İstediklerini istediklerine söylüyorlar. İzmir'e müthiş zarar veriyor bu medya çetesi. İstediklerini vermezsen her türlü şantaj, pislik dönüyor. Gerçek, bu. İzmir bunlardan arınmalı.

Üçerli beşerli toplanacaksın, gideceksin bir basın kurumunda çalışacaksın. Görsel yayında geceler düzenleyeceksin, haftada bir ya da iki haftada bir program yapacaksın.

Ona çatacaksın, buna çatacaksın, bir bakacaksın ki, tüm yakınların belediyelerde çalışıyor.


Ama bunlara büyük savaş açtım. Hodri Meydan diyorum. Bu saatten sonra beni kimse de tutamaz. Hiç çiğ yemedim ki karnımda ağrı hissedeyim Halide" diye adeta içini döktü.

Bu kadar ipucu yeterli sanırım, gelin ayrıntıları sizi sıkmayacağını umut ettiğim röportajımızda okuyalım:


Halide DEMİR: Siz İzmir ve İstanbul medyasına büyük emekleri geçmiş bir büyüğümüzsünüz. Sabah, Yeni Asır, Kanal 6 gibi birçok yazılı ve görsel basının başında yönetici olarak da bulundunuz. Gazeteci kökenlilerin gazete sahibi olduğu dönemleri yaşadınız.




Ömer DİNÇER: Geçen hafta Amerika'daydım kızım. En ünlü gazetelerden New York Times'a gittim. New York Times'in ABD tirajını size söyleyeyim, 7.5 milyon. Ve 8 dolardan satılıyor. Ve gazeteyi görmenizi isterim. Gazete biliyorsunuz alışageldiğimiz gazete türü de değil. İnanılmaz. Şimdi Times meydanı diyorsunuz bence ABD'nin en güzel meydanı. Olur kardeşim. 7.5 milyon tiraj yaparsan, meydanın da olur binan da olur. Ama Türkiye'deki bugünkü basın ortamına baktığınız zaman, Türkiye'nin genelinde 3.5 milyon tiraj yok.

Gidişat o ki, 15 sene sonra yazılı basın kalmayacak. Bu kitapta da gazetede de aynı. Bu kadar bile sürmeyebilir.

H.D: Başdöndürücü bir teknolojik gelişim. Dijital medya çağı başladı.. Gazete kağıtlarına dokunmayı özleyeceğiz yani?


Ö.D: Evet.. Dayansa dayansa diyorum 15 yıl. Hatıra olarak kalacak. Bu matbaalar falan. Çünkü teknoloji aldı başını gidiyor. Artık biliyorsunuz teknoloji sayesinde, sayın Başbakanın da açıklamasında belirttiği gibi, tüm talabelere el büyüklüğünde teknoloji harikası bir tablet verilecek. Artık kaybettim, kayboldu, hangi defterdi diye bir olay yok.

Gazeteciliğe dönersek, tabi bu mesleği yapanların yönetmesi gerekir gazeteleri. Bu, gerçek. Niçin derseniz?

Çünkü ikinci mesleği olanların bağımsız olacağına inanmıyorum. Bağımsız olmanız için başka mesleğinizin olmaması gerekiyor. Olduğu zaman yerel ve merkezi hükümetlerle ilişki içine giriyorsunuz. Sizin menfaatlerinize göre kim hareket ediyorsa, onun yandaşı oluyorsunuz. Ama bir kurum ve kuruluşunuz yoksa, bir de ahlaklı bir insansanız sadece bu mesleği yaparsınız. Ha bu meslekten kazanır mısınız? Bu şartlarda bence mümkün değil.

H.D: ABD'deki gazetecilerin çalışma koşulları nasıldı?


Ö.D: Halidecim, söyleyeyim. Tüm gazeteci arkadaşlarım için yüreğim sızlıyor. Kendi çalıştırdığım insanlar için de, açık söylüyorum. Aldıkları maaşla geçinmeleri mümkün değil, mümkün değil. Bu çocuklar nasıl iyi gazeteci olur, nasıl evlenir? Beyinlerde sürekli yol parası, kira, yemek, geçim derdi. Bunları kabul edeceksiniz.

Gazetecilerde de maalesef çok büyük ayrımcılık var. Dürüst gazeteciler ve maalesef - ben isim söylemek istemiyorum- kişiliksiz gazeteciler var. İkiye ayrıldı gazeteciler yani.

Dürüst gazeteciler ve kişiliksiz gazeteciler.


Çünkü dürüst gazeteciler sadece memleket ve insanlık için, yaptıkları işi şerefle yapmak için, aç bi'ilaç bu işte çalışıyorlar. Ama bu işten çok iyi para da kazananlar da var. Valla bu işten nasıl para kazandıklarını da anlamıyorum. Ben kazanamıyorum. Kişiliğe aykırı birşey bu. İnsanın kişiliğini yitirmesi lazım.

Şimdi bizim arkadaşlarımıza o kadar üzüldüm ki, - benim 3. gidişim ABD'ye, tanrı bana 55 ülke gezmeyi nasip etti- gitmişken New York Times'ı da ziyaret edeyim dedim. Oraya gittim, bir editör, bir muhabir, bir de sekreter bir arkadaşla yarım saat görüşmemiz oldu. Onlardan bilgi aldık, gezdik. Muhteşem tabi.

Oradaki koşulları söylersem buradaki arkadaşlarımızın çok üzüleceğine inanıyorum. Tanrıdan diliyorum ki, birgün inşallah oradaki koşulları ülkemdeki, kentimdeki gazetecilerde de görürüz.

Medya ne kadar dönüşüm geçirirse geçirsin hepimiz yine içinde olacağız. Ama görsel ama yazılı olacak, ama ne olursa olsun. Uzaydan yazı yazılıp atılmayacak, yine bizler hazırlayacağız. Zaten teknoloji öyle bir yöne gidiyor ki, ne TV kalacak ne başka birşey. Medya bütünlük içinde hareket etmek zorunda kalacak.

New York Times'ta sekreterin maaşının 6 bin dolar olduğunu öğrenince - evet sekreterin- şaşırdım.

İyi bir muhabirin de 10 bin doların altında çalışmadığını biliyor musunuz?


Öteki yüksek kademenin daha fazla aldığını tahmin edersiniz. Ama tabi kazanıyorlar. İnsanlar öyle bir sistemli geliştirmişler ki, gazetecilik orada sevgi ve saygı içinde yapılıyor. Herşey dürüstlük çerçevesinde yapılıyor.

Orada bir meydanın adına bir gazetenin adını veriyorlar, düşünün işte. Sadece New York'ta değil, ABD eyaletlerden oluşuyor biliyorsunuz, hepsinin ayrı gazetesi var. Hepsinin saygınlığı var.

Bizdeki verilen o sarı basın kartının -üzülerek söylüyorum bütün hakları alınmış bu kartta- maalesef bir değeri kalmadı.


Bizim zamanımızda bu karta sahip olanlar uçak seyahatlerinde, telefon görüşmesinde yarı yarıya indirimli yararlanırlardı, kamu kurumlarında saygınlıkla karşılanırlardı- bugün maalesef yerden yere vuruluyor. Sarı basın kartını veriyorsun bir kurumdaki görevliye. 'Nüfusunu ver' diyorlar. İnsanın canını acıtıyor bu durum.




Bu durumdan maalesef hepimiz sorumluyuz. Biz gazetecilerin de bunda payı var. Bizler ahlaki davransaydık, yeni nesil de bundan faydalanacaktı. Demek ki davranmamışız. Çok ahlaki davranılmamış, bu yıkımda hepimizin payı var. Sadece hükümetler değil. Halk da ortaktır. Baktığınız zaman; bir Avrupa'ya bakın, ne olursa olsun, temel eğitimden geçiyor herşey, altyapısı iyi bir insan topluluğu var. Ülkemiz cennet ama insani değerimizi, birbirimize saygımızı yitirdik. İftira, insanların arkasından vurmak, insanlara çamur atmak bir ilke haline geldi.

H.D: Neden böyle peki? Kötü koşullar mı etkili bunda?


Ö.D: Bravo. Herşey maddiyat değil ama birinci etken bence maddiyat. Maddiyat bozulduysa ve kişinin içinde de zaten bir bozukluk varsa, o bozukluk yüzeye çıkıyor. Yüzeye çıktıktan sonra da canavara dönüşüyor. Bir film vardı, Namuslu diye. Namuslu olmak aptal olmakla aynı kefeye konuyor artık. 'Bırak ya şu aptalı, kafası çalışmıyor, bırak böyle yaşasın' deniyor.

Bir başbakan çıkıyor, bakan diyor ki, 'Benim milletim işini bilir'. Ya neyi bilir? Millete yön verecek insanlar sizdiniz. Eğer ülke bu dejenerasyonu yaşıyorsa asla ve asla bu hükümetin suçu değil. Bunu da belirteyim. 1950'den beri gelen tüm hükümetleri Tanrı'nın affetmemesini dilerim. Yani bir ülkeye bu kadar zarar verilir mi? Bu şehre bu kadar zarar verilir mi?



H.D: İzmiri konuşacaktık. Erken davrandınız.. O vakit, bize önceki ve şimdiki İzmir'i hatırlatsanız?


Ö.D: İzmir'in yüzde 70'i varoş. Projelerden yıkılıyor ortalık. Okuyorum okuyorum, delireceğim. Herhalde benim yaşım yetmez. Inşallah sizler görürsünüz.

H.D: Sayın Başbakan da bugün İzmirle ilgili projeleri kısmen açıkladı?


Ö.D: Yapanın heykelini dikelim. Bugün Başbakan bir açıklama yaptı. Bu projeler gerçekleşirse( ya da CHP olsun, farketmez), kim yaparsa benden size bir abi nasihatı lütfen heykelini dikin. Gazeteciler olarak da omuzlarınıza alın taşıyın. Ben şehrim için üzülüyorum.

(Bana soruyor) Sen üzülmüyor musun Halide?

H.D: Kesinlikle..


Ö.D: Yüzde 70'i varoş. Ulaşımın yok, gerçekleri kabul edelim, altyapın yok, yüzde 70'ini varoş sarmış. Geleceğin yok. 50 yıldır Basmane Meydanı'nı aynı görüyorum. Lozan'ı aynı, bir çivi çakılmamış. Aynı ya aynı! 50 yıl geçmiş ya! Şimdi Avrupa'ya baktığınızda da meydanlar aynı. Ama onlar ilerisini gördükleri için, 1900'lü yılların başlarında 500-300 metre genişliğinde yollar yapmışlar. Bizde tamamen kapanmış vaziyette. İzmir'in gelişmesi için bütünlük şart.

H.D: Mega Köy İzmir'in yeni adı oldu adeta. İzmir'e yerel yönetimler ne gibi yatırımlar yaptı? Yapıldıysa, sizce yeterli mi?


Ö.D: Şimdi kabul etmek gerekir ki, İzmir 1923'ten beri 50'lere kadar iyi idi. Ancak sonrasında bu şehrin gelişmemesi için ellerinden gelen herşeyi yaptılar. Bırakın yatırımı. Bunlar yeterli değil, asla böyle birşey olamaz.

Tabiki baktığımız zaman İzmir'in gelişmesi için hem merkezi hükümetin hem yerel yönetimlerin birlikte çalışması lazım. Ben bu şehirde hem ticaret odasında meclis üyesiyim. Spor kuluplerinde geçmişim var, Göztepe Spor Kulübü'nde idarecilik yaptım. Ayrıca şu anda İzmirspor Vakfı'nın başkan yardımcısıyım. İZKA'nın kurul üyesiyim. Daha doğrusu bu şehirde tüm toplantılara girip çıkan insanlardan birisiyim. Bunları neden söyledim. Lütfen yanlış anlaşılmasın.

Bütün o toplantılarda maalesef bir bütünlük yok. Olmuyor ya olmuyor! Ne yaparsanız yapın İzmir'de bir bütünlük sağlanamıyor.


İcraatta birşey yapılmıyor. Yani artık klasik laflar, efelik mefelik, bir tarafa atalım. Izmir'in yapısında birleşme ruhu yok. Ben bunu yaşıyorum. Tüm odalara gidiyorum, herkes bir yana çekiyor. Yani gün benim olsun zihniyeti.

Halbuki İzmir fuarlar kenti bir şehir. Yapılaşmada en güzeli hakeden bu şehir için birleşelim ne olur. İzmirimizi layık olduğu yere getirelim. Şimdi bakın İzmir için, EXPO için çok koşturduk. Ben zaten bu gazetenin sahibi değil (sen buna en büyük şahitsin) ben bu gazetenin bir abisiyim. İkinci bir işi olmayan adamım. Tek ekmek kapım bu. Hayatımızı ortaya koyduk. 2015 EXPO için büyük mücadele verildi. Ha çok güzellikler de yaşandı. Ama tabiki Milano'nun alması üzücü. Alabilirdik, son dakikaya kadar da almak için mücadele verildi. Ilk kez bir birleşmeyi gördüm diyebilirim. Bazı çatlaklıklar da gördüm ama bütünleşmeyi de gördüm.

H.D: Şimdi Sayın Başbakan EXPO 2020'ye aday gösterdi İzmir'i. Yine bir şans var?


Ö.D: Kendisini dinledim ve o projeler çok mükemmel projeler. Işte diyorum bu projeleri bu ülkede, bu şehirde, hangi parti olursa olsun, ayakta alkışlarız, heykelini dikeriz. Gerçekten. Yeter ki o projeler bu şehre uygulansın. Bu şehir bunu hakediyor.

Şimdi Halidecim yaşınla ilgili bir durum bu, yaşamadın çünkü. Ben Anadolu gençliğinin rüyası olan İzmir'i hatırlıyorum. Anadolu'dan tüm insanlarımız, sanki Avrupa'ya gelir gibi en güzel giysilerini giyer (ta Artvin'den başlayıp Aydın'a kadar) gelir, İzmir'i gezerdi. Acı bir şey bu. Yıl 1970'ler. 40 sene sonra hiçbir gelişme yoksa, üstelik daha da geriye adım atmışsak, o zaman soru işareti oluşur. Hem merkezi hükümetlerde hem yerel yönetimlerde.



En büyük pay da yerel yönetimlerde. Ben açık konuşurum. Kimse eleştirmesin. Ben şehrim için konuşuyorum. Eğer sözkonusu olan İzmir ise, bu şehirde yaşıyorsak, eğer bu kadar arkadaşım sefalet içinde yaşıyorsa sebebi biziz. Bir birleşme olsaydı, gazetelerde gerekli reklamı alsaydı, insan olan, bu işin başında olan patron da insan gibi maaş verirdi. Ama şimdi, maalesef tüm kurum ve kuruluşlar, koca bir seçim atmosferi geçiyor, boş. Herkes biz kazandık diye kenara çekilmiş. Ön sıradakiler nasılsa kazandık, arkadakiler nasılsa kazanamayız diyor. Böyle bir seçim atmosferi görmedim ben.

Kim kazanırsa kazansın kazanan İzmir olsun demeyeceğim.Insanlar mantığıyla hareket etsin diyorum bu kez. Her seferinde böyle dedik. Ama olmuyor, olmuyor! (sitemli, kızgın, hayal kırıklığı yüzünden okunuyor) Denedik defalarca. Ideoloji ile de olmuyor. Ideolojileri bir kenara atmalıyız.

Ben bunu artık savunuyorum kişilere değer. Liderlik vasfı varsa, bilgili donanımlı insanoğlu insansa seçelim. Ama bizde futbol takımı tutar gibi, en başta kendimizi eleştirelim, İzmirli maalesef, 'ne olursa olsun böyle olsun' diyor. Bu zihniyetten acele uzaklaşmamız lazım.

H.D: Merkezi hükümet ve yerel yönetim işbirliğinin küçük bir örneğinin mutlu sonunu İZBAN'da yaşadık ama? İstenirse oluyorun şıkkı değil mi bu?


Ö.D: Bravo. Oraya geleceğim. Gazeteci gözüyle görüyorsun. Ben de meslektaşız ama İzmirli olarak konuşayım. İzmir'in bir şansı var şu anda. Yanlış anlaşılmasın. Kabul ederler ya da etmezler. Bence Türkiye Cumhuriyeti'nin en çalışkan, en dürüst, en işini bilen bakanlarından biri İzmir'den aday gösterildi.

H.D: Sayın Binali Yıldırım'dan sözediyoruz sanırım. Başbakanın açıkladığı projelerin de başında olacak sanırım..





Binali Yıldırım. Türkiye'yi yenileyen adam.



Ö.D: Evet. Binali Yıldırım. Türkiye'yi yenileyen adam. Kabul edelim bunu. Etmezsek aslımızı inkar ederiz. Sayın Bakanın İzmir'e gelmesi büyük şanstır. Bu değerlere İzmirlinin sahip çıkması gerekiyor. İzmirli değerlerini yaşatmış bir şehir değil maalesef. Namustan bahsediliyor.

(soruyor) -Sen mesleğini yapıyorsun, namussuz musun? Asla değilsin.. Ben de öyle.

Dürüst, namuslu olmak zaten olması gereken bir şey değil mi Halidecim. (tasdikliyorum pek tabi) Yani şimdi, bana bunu anlatmayacaklar. Yaptığını kopartacak, aldığını kopartacak, şehir için yatıp kalkacak insan lazım İzmir'e. Ileri medeniyetler ülkesi olan İzmir'iın adını Avrupa'da Amerika'da duyuracak, turist getirecek, çalışkan bir kadrosu olacak.

Sayın Yıldırım, hakikaten Türkiye'ye bir ağ ördü. Ya bunu görmemek için yalancı ve kör olmak lazım.

H.D: Sebep ne? Görme sorununda ideolojik bakış körlüğü yatıyor (mu)?


Ö.D: Ya ben insanım. Benim ideolojim bu memleketin çağdaş, ileri ülkeler seviyesine gelmesi. İdeolojiye tamamen bağlı insanlara soruyorum; kendileri acaba bir gün hapiste yattılar mı, hücrede yattılar mı? İdamla yargılandılar mı? Diktikleri bir ağaç var mı?


Sayın Binali Yıldırım, Türkiye'yi demiryolu ağıyla ördü ve İzmir'e geldi. Benim için İzmir'den milletvekili adayı olması alkışlanacak bir olay. Neden? Bu kişiler buraya gelsin, yatırım yapsın. Biz de yardımcı olalım. Lafım yanlış anlaşılmasın. Seçim dönemindeyiz. Hepsine saygı duyuyorum. Sevdiğimiz, iş yapacak insanlar kazansın. Ideolojileri bir kenara bırakalım. Aklı ve insani değerleri bir yana bırakalım. Ve seçime öyle gidelim.

Sana birşey söyleyeyim. Niçin mücadele ediyordum. Ya kardeşim gelişmeyi görün, diyorum sürekli. Tutup devamlı insanlara saldırmanın bir alemi yok. Bu insanlar birşey yapıyorsa alkışlayalım, gösterelim, onlara şevk verelim ki, onlar da bir yapıyorlarsa üç yapmaya çalışsınlar. Bizde, İzmir'de 'Yere gömelim, istemezük' tavrı var. Ya böyle böyle birşey var mı kardeşim?

Onlar istemiyor olabilir. Ama ben istiyorum artık. Bas bas da bağırıyorum ya. İstiyorum ya. Gelişim, değişim istiyorum. Ülkemin, kentimin Avrupa kriterlerinde olmasını istiyorum. J. Kenedy Havalimanı'ndaki trenlerde insan yok artık, biliyor musunuz. Insansız çalışıyor. Medeniyet, teknoloji o çağa geldi.

Ben İzmirime lider istiyorum.


(Bana soruyor) Lider dediğimiz nedir biliyor musun?

H.D: Vizyoner?


Ö.D. Bravo. Vizyonuyla, aklıyla, karakteriyle ve kurduğu kadrosuyla ülkenin ve şehrin en güzel plan ve programını yapan ve bunları uygulayacak kişi. 50 yıldır proje dinliyoruz. Hep proje anlatılıyor abim. İcraata bak. Birkaç şey dışında var mı ortada birşey? Yok. Gören varsa anlatsın bana?

Tarih tekerrürden ibaret. Sen o zaman da gazeteciydin. Hatırlar mısın? Dökük, insanların gidemediği, koku ve pislik içinde bir mahkeme yerimiz vardı Konak'ta.

H.D: Kafka'nın Dava'sındaki gibi. Kasvetli bir labirentti sanki. Anımsıyorum.

Ö.D: Bravo. Evet. Ben orada yargılandım. O kasvetinden nefret ederdim. Bayraklı'daki Adliye Sarayı yapılırken kaç hükümet değişti? Bir bakın ya! Bitiren bakanımızı alkışladık, inanamadık bittiğine. Çağı yakaladı Türkiye. Hakkaten bunu değerlendirmek lazım. Her zaman gelmez böyle şanslar. Türkiye gelişiyor, evet abim.

İzmir'in bir şansı daha var. Kültür ve Turizm Bakanı İzmir'de. Bu kadar tecrübeye sahip insanın aday gösterilmesini canı yürekten karşılıyorum. Muhakkak bir yatırımı olacaktır bu şehre.

Bir zamanlar bir sağcı-solcu ayrımı vardı. Türkiye iki gruba ayrılmıştı. Bana solcu grup daha yakın gelmişti. Rahmetli Ecevit'in arkasından çok koşmuştum. Sevabıyla, günahıyla yaptıkları ortada. Gençlik yıllarımızda yaşadığımız şeylerin çoğunun boşuna olduğunu gördüm. Yalan bir dünyanın içinde yaşamışız. Gençler birbirine vurduruldu, kırdırıldı. Onları yaşamasını istemiyorum gelen nesilin, sizlerin, evlatlarımın. Artık herkes gözü aydın olmalı.

Aydınlık, ilericilik ideolojiye körü körüne bağlılıkla olmaz. İcraat olacak. Diktiğiniz ağaç olmalı. Dokunduğunuz yeşermeli. O zaman bu ülke de, İzmirimiz de kalkınır. Herkes layık olduğu şekilde yaşar. Yoksa ideolojik tartışmalar, sen-ben kavgaları, 'sen bunu yaptın, ben bunu yaptımla' olmaz. Türkiye çok zaman kaybetti. Bırakın bunları. Birleşelim. Sağcısıyla solcusuyla.

Bu şehir seven, çoluğunu çocuğunun geleceğini düşünen insan, bütünlük içinde hareket eder. Herşeyi karalamakla kimse biryere varmaz. Finalde yüzde 70'i varoş olan bir şehirde yaşamaya devam ederiz. Çankaya'dan Alsancak'a çıkmak için tam bir saatini harcarsın. Zaten İzmirli biraz tembel yapıya sahip. Iş saatleriniz de ölüyor.

Bana bu şehrin 50 yılda geliştiğini anlatan biri çıksın. Karşılıklı konuşmak istiyorum.


Anlatsınlar. Çünkü burada doğdum, burada yaşadım, İzmirliyim. Kimse kimseyi kandırmasın. Şehrimiz bu, insanlarımız bu. Tek eksiğimiz bütünleşmek. Kavradığımızda İzmir gelişecektir. Bu vaziyette ben ne yazık ki, eski nesile kırgınım, kırgınlığım devam ediyor. Onlar bizim önümüzü açamadı. Hep yanlış politikalar. Merkezi hükümetin yanlış tutumları, yerel yönetimlerin yanlışları. Bir şehri yokettiler.

H.D: Medyanın da payı var mımu bu yanlışlarda?


Ö.D: Haaa, bravo bravo kızım. Abicim tüm işadamlarına, şehre sesleniyorum. Ticaret odası, sanayi odası, ne kadar kurum ve kuruluş varsa, çok fazla hareketli bir medyadan zarar gelmez, fayda gelir. Neden? Birileri doğruları yazar çünkü.

Bir Yeni Asır vardı. (Suç onda değil, yanlış değerlendirilmesin) Grubun başında kim varsa, yerel yöneticilerle kol kola giriyorlardı, o onu poh pohluyordu, o onu. İzmir'de herşey güllük gülistanlık. Hiçbir derdi yok. Herşey saat gibi işliyor diyorlardı.

Maalesef yanıldılar.


Yerel yönetimlerin ve merkezi hükümetin artılarını da eksilerini de yazdık. Artıları alkışladık, ama eksikleri de dile getirdik. Ve dile getirmeye devam edeceğiz. Medya bir kamu kurumudur bana göre. Devlete nasıl hizmet veriliyorsa medya da devlete ve millete hizmet vermek zorundadır.

Bakıyorsunuz, A belediye başkanı B gazetesi ya da gazetecisiyle kol kola girip herşeyi toz pembe, harika gösteriyor. Olay bu ya! Şehir katlediliyor ya!. Kadifekale elden gidiyor, Karşıyaka sırtları bitiyor. Onun arkasından Bornova ölüyor. Siz nasıl yaparsınız bunu ya? Nasıl müsaade edersiniz?

Siz şimdi göç alabilir bir kent. Dünyanın her kenti göç alıyor. 'Ben bu şehirde oturuyorsam yasal düzenlemelerin dışına çıkamam ama göçle gelmişsem herşeyi yaparım.' Böyle şey olur mu? Öyle oldu yani. Inanın bak. Camımı ters taktığım için ceza alıyorum, öteki tarafta bir şehir katliamı oluyor. Herkes susuyor. Neden? Ideoloji ve oy kaygısı. Aman ses çıkarmayalım. Yazıklar olsun ya..

Katlettiniz ya şehri. Ötesi var mı? Yazıklar olsun. (yine soruyor bana) Yüreğin parçalanmıyor mu senin de kızım.

H.D: Elbette. Görmesini bilen herkes kadar görüyorum eksikleri, yanlışları


(devam ediyor) Ben her hafta sonu pazara gidiyorum Halide. O insanlarla kaynaşıyorum. Ne diyorlar diye konuşuyorum, soruyorum. Çünkü en büyük bilgi onlarda. Altyapıları yok, hazırlanmamış. Buraya gelmişler, bir elektrik su bağlamakla bu işler bitmiyor. 'Elektrik, su bağladık, burası varoş değil' diyemezsiniz. Alakası yok. Yüzde 70'i varoş İzmir'in.

Kent yenileme planlarının biran önce planlanması gerekiyor.


Başbakan açıkladı, 150 bin konutun böyle yıkılacağını ifade etti. Ben canı yürekten alkışlarım. Kim yaparsa, A, B,C partisi, Cumhuriyet bilmem ne partisi, ne partisi olursa olsun. Kavramında lider olsun, ve bu şehri layık olduğu yere taşıyalım. Lafla da olmuyor tabi. Proje proje proje. Ben 50 yaşındayım, hep projelerle avutulduk.

Maalesef öyle. Yani ideolojiden dolayı yalnız. Yine söylüyorum. Bunları yapanlara kim olursa olsun yardım etmeliyiz. Çünkü yatırım bu kente yapılacak.

H.D: İzmir, Mega Köy ve Kale olarak tanımlanıyor sürekli. Yok şu partinin, şu görüşün kalesi, alamazsınız, vermeyiz de vermeyiz.. Siz de sıkılmadınız mı?


Ö.D: Ya Halidecim. Hakikaten İzmir'de bir devrim yaratmış olur bu yatırımlarla. Teknoloji devrimi. Kalenizi yapabilirsiniz.

Ama şimdi, 'İzmir kalemiz' deyip hiçbirşey yapmazsanız!. Kale oldu da ne oldu.!? Kalenin her tarafı yıkılıyor abi. Kalenin duvarı çökme tehlikesinde. Soralım şimdi hepsine soralım. Neyinden memnunsunuz? Beş şeyinden memnunsa on şeyinden memnun değil vatandaş. Beş şey normal.


İzmir'in ben yine söylüyorum, biraraya gelmesi için ideolojilerden vazgeçmesi lazım. Yani futbol takımı tutar gibi parti tutmak olmaz.

H.D: İzmirlilerin yaşam tarzına karışılacağı söyleniyor sürekli bir de?


Ö.D: Maalesef öyle. Öyle bir körüklendi ki. Bakıyorum insanlara, kaderlerine razı. Ya böyle birşey var mı arkadaşım?! Demokrasi insanlara saygıdır. Çoğulcu demokrasi. Izmir'in uyanması için ideolojilerden vazgeçip kişilere bakması lazım. Yerel ve genel seçimler için de geçerli bu söylediğim. Seçeceği kişileri iyi tanıması, tartması lazım. İş bilenleri göreve getirmesi lazım. Onun dışında yapılan herşey bir 50 yılımızı daha götürür.

H.D: Anadolu basını, yerel basın destekleniyor mu?


Ö.D: Bravo yine çok güzel bir noktaya değindin. Çok acı birşey. Çok acı. İnan sana, diğer kentlerin gazeteleri bizden çokdaha iyi. Neden? Çünkü onlar bütünlük içinde. Birçoğunu tanıyorum. Örneğin Bursa, hakimiyet Gazetesi. İnanılmaz bir ivme almış. Tirajları 10-15 bin. Gazetelerinin yaşaması için şehir de mücadele ediyor. Bizim gibi değil. Biz hepimiz kaderimize terkedilmişiz.

Örnek mi? Mesela büyükşehir belediye başkanının kafası kızıyor, sana ilan, reklam vermiyor. Vermiyor. Gerçek, bu! Yürekli biri çıksın bunu söylesin. Ya da bir yerel yönetici, 'bunları silelim, bitirelim' diyor. Oralarda böyle şeyler yok. İnan yok. Onlar da yazıyor eksiklikleri.


H.D: Birçok genci medyaya kazandırdınız. Vefa da nankörlük de yaşamışsınızdır?

Ö.D: Halidecim, uzun yıllar İstanbul'da kaldım. Oradan ayrıldığımda inan, 6800 çalışanı vardı Sabah grubunun, görevi bıraktığımız zaman, binlerce insan çıkıp 'abi' dedi. Ben İstanbul'da nankörlük yaşamadım. Kimin elini tuttuysam, abilik ve insan ilişkisi vardı. Buraya geldik ortak olarak. Başımıza kaldı. Tüm birikimimizi buraya yatırdık. Altımızdaki arabaya kadar. Ki bunu iyi bilenlerden bir tanesisin. Yazık.

Buraya geldim, işte üniversitede okuyan gençleri aldım, staj yaptılar. 212'li yaptım. Vefa sonradan başlıyor. Yanımızda ekmek yiyip, sigortasını yemeğini alanlardan bazıları sonradan ihanet etti ama.

110 kişiye ekmek veriyoruz burada. İçlerin çürük çok az, şükürler olsun. Tertemiz ve pırıl pırıl insanlar da var. Onlarla gurur duyuyorum. Para kazanma amacım yok. Green kard alıp ABD'de yaşayabilirdim, 15-20 trilyon para yatırdık buraya. Ne yaptık?. Hata mı yaptık.

Ve İzmir'in, bu bölgenin bence 2. gazetesi ünvanına kavuştuk. Şu anda da 60 insan çalışıyor. Piyasaya bakın. Benim için, 3-5 insana bile ekmek veren tüm basın kurumları yaşasın, yaşatmaya çalışalım.

Ancak arkadan vuran, yalan beyanları olanların bir tanesi Allah tarafından affedilmeyecek. Var mı böyle birşey Halide!

Hayatım boyunca iyi niyetli bir insanoğlu kapıma gelip de bir kuruş borçlusun diyemez bana. Hayatımı ortaya koyarım. Dik yaşadım, o mezara da öyle gideceğim. Insanlara insani değeri fazlasıyla verdim.

Ama ilk kez İzmir'de böyle ihanet, iftira gibi şeylerle karşılaştım.


Medyadaki bu tip insanların elimine edilmesi lazım. Bugün bana, yarın sana, öbür gün ona saldıracaklar. Bazı konular yargıda. Ben bunların açıklamalarını yapsam, bu yalan beyanlar, bugün bana yarın size.

Yani şimdi, çok inanılmaz arkadaşlarımız görüyorum, pırıl pırıl gazeteciler var. Ben bütün insanlara inanırım, severim de. Ama şimdi bu dediğim şahıs var ya, bana 'idolümsün' demiştir.

(Ömer Beyin bahsettiği meslekdaşımız, başka bir kurumda şimdi. Adını yazmak bana düşmez)

Sonra burada, Yenigün'de ona buna saldırıp haberler yaptığı için, 'Ne yapıyorsun?' kardeşim dedim. Çekip gitti. Kendisi çekip gitti. Mücadelesini müthiş veriyordum.

H.D: Sanırım size dava açıldı. Ve bazı doğru olmayan bilgiler olduğu için çok üzüldünüz?


Ö.D: Evet öyle. Bana yalanla beyanlarla, yalancı şahitlerle dava açıyor o kişi. Şahit de kim biliyor musunuz? Buraya staj için geldi, 212'li gazeteci yaptım. Yeni Asır'dan nezaket gösterip beni aradılar, 'Abi bize gelsin mi' diye sordular. 'Tamam' dedim. Gönderdim. Bir bakıyorsun, arkandan çıkıyor yalan şahitlik yapıyor.

Ama tanrı da affetmiyor. Nerede şimdi? Çalıştığı kuruma dönebildi mi? Dönemez. Kendi hayatıyla oynadı. Bana kötülük yapmaya çalışıyor ama kendi geleceğiyle oynuyor. Şimdi insanlara iftira atmak lekelemek kolay. Ama insan vicdanı denilen birşey var.

Mezara kadar taşıyacağım bir olay var. Ne çalışanımı ne arkadaşımı. Hakkın yok insan olarak ya. Ama maalesef buralarda yaşanıyor. Bu şehirde yaşanıyormuş. Uzun süre İstanbul'daydım. Kanal 6'da da bulundum, hep abi denildi bana. Burada yaşadıklarıma inanmak dahi istemiyorum.



(konuyla ilgil bir dosya gösteriyor bana)

Burada iftiralarla dolu bir dosya var. Dosya bu. Yargılama sürecinde. Bak şahidin verdiği ifade. Düşünebiliyor musun? Temeli solcu olan ben, sabahın sekizinde geliyormuş, 24 te gidiyormuş, cumartesi pazar çalışıyormuş, milli bayramlarda bile çalışıyormuş, sadece AK Parti aleyhine yazı yazdığı için çıkarılmış. AK Parti'den para alıyormuşum.


Ya bu nasıl bir şerefsizliktir böyle, nasıl bir ihanet?. Bu çocuk 2 kez mahkemelik oldu, 17 milyar tazminat ödedim. Sırf genç diye aksettirmedim bile. Herkese hakkımı helal ederim. Ama bunlara etmem. Tabiki şahitlik yapabilirsin, arkadaşın da olabilir.

Seni almışlar avukatlar, bir de bu kanı bozuk adam, anlatmışlar, seni saat gibi kurmuşlar - zaten seni almışlar yanlarına, seni o kuruma almadılar bir daha, çünkü sen bu kadar iftira attıktan sonra yarın başkasına da atarsın, senin yapın buymuş-.ve sen de yalan beyanda bulunmuşsun.

Milli bayramlarda bile çalışırmış. Vay be aslanım ya!. Ya böyle birşey var mı? Hiç gelmezdi, yokolurdu, herkese havadan bakardı, insan değildi. Benim yanımda ne dedi biliyor musunuz? Böyle bir kan bozukluğuna hayatımda rastlamadım. Ben nelere sabrettim.

'Sayın Tekelioğlu bu gazeteden içeri giremez' dedi bana. Bırakın Tekelioğlu'nu, hiçbir insan için böyle bir şey söylediğimi duydunuz mu?

Altı ay sabrettim. Yapma etme dedim, insanlara saldırma dedim. Sen Yeni Asır'a girmek istiyormuşsun. AK Parti İl Başkanı ile görüşmüşsün, seni almamışlar, kavgan burada başlamış. Partiye saldırıyorsun, Başbakana, Cumhurbaşkanına saldırıyorsun. Ne yapacaktık biz? Aslanım, koçum mu diyecektik. Sana birşey de demedik, yapma dedik sadece. Ve sen haber müdürüsün. Senin köşe yazın olmaz esasında. Ama biz demokrasi olsun dedik. Yazmana izin verdik.

Bir bardak su, çoluğumun çocuğumun kefen suyu olsun, varsa ikinci bir insan bu şehirde alnını karışlarım. Herşeyimizi sattık, buraya gömdük. Maalesef öyle.

Şimdi İzmir Çetesi var ya. Bir de Medya Çetesi var.


H.D: İzmir'de medya çetesi mi dediniz? (şaşkınım)

Ö.D: Evet, gerçek bu. Kendilerine böyle ikili üçlü gruplar yapmışlar, televizyonlara falan gidiyorlar. İstediklerini istediklerine söylüyorlar. Ama bunlara büyük savaş açtım. Hodri Meydan diyorum. Bu saatten sonra beni kimse de tutamaz. Hiç çiğ yemedim ki karnımda ağrı hissedeyim Halide.

Alayına Hodri Meydan! Yeter artık ya! Hem her türlü utanmazlığı yapacaksınız. Soruyorum size kurumlarında kaç kişi sigortalı. Onu söylesinler. Iftira atmasını biliyorlar. Hiç çalışmamış insan için yalan beyan ediyor. Bana söylesin, açıklama yapsın. 13 kişi beyan ediyorlar sigortalı olarak. Açıklama yapsın. Ben onlar gibi değilim. Benim karakterim çok farklı. Ben adresi biliyorum, gider şikayet edebilirim ama bana yakışmaz, anlatabiliyor muyum?

Orada ekmek yiyen çocukları üzmek istemem. Adam 1000 tl maaş alıyordu, 685 milyar liralık bilirkişi getirmiş. Hepsini çürüttük. Ama sen düşünebiliyor musun. Sayın hakim evet deseydi, koca bir gazete gidecekti. Cinayet mi işleyelim. Bu kadar açık konuşuyorum. Yalan mı söyleyeyim?

İzmir'e müthiş zarar veriyor bu medya çetesi. İstediklerini vermezsen her türlü şantaj, pislik dönüyor. Gerçek, bu. İzmir bunlardan da arınmalı.


Üçerli beşerli toplanacaksın, gideceksin bir basın kurumunda çalışacaksın. Görsel yayında geceler düzenleyeceksin, haftada bir ya da iki haftada bir program yapacaksın. Ona çatacaksın, buna çatacaksın, bir bakacaksın ki, tüm yakınların belediyelerde çalışıyor.

Benim ailemden, yedi sülalemden bir kişi yerel yönetimlerde çalışmıyor, yok, ne adım ne soyadım ne akrabam ne arkadaşım. Ama bir garip bir vatandaş olsun zor durumda cumhurbaşkanıyla bile konuşurum, 'Yapabileceğimiz birşey var mı, bu insan mağdur' diye.

İzmir'de 29 CHP'li belediye var, bir tane yakınım varsa, bileklerimi keserim.


Bunlara bakın bunlara bakın bütün yakınları belediyelerde.
Eşleri, sevgilileri, arkadaşları, dostları. O belediyelerden de hesap soracağım. 12 Haziran'dan sonra manşetlerde beraber oluruz. Açıklayacaklar. Böyle şey yok. Senin kardeşin yok mu kızım. Varlık içinde misin? Herhangi bir belediyede var mı yakının, akraban?

(Yanıtlıyorum) - Hayır tabiki yok.

Ö.D: O zaman soru burada başlıyor. Ben hayatım boyunca dik yaşadım. Mezara kadar da bunu kimse değiştiremez. Para pul hayatta önemli değil hayatımda. Bu şehirde yapılacak iş mi bu? Memleketimiz, insanımız dedik, bizim de tuzumuz olsun, birkaç kişi ekmek yesin dedik. Ama arkamdan, bu çete, -benim için çete bunlar gerçek çete ama-

İzmir Çetesi diye bir film var. Sevimli bir çete biliyorsun bu İzmir çetesi. Ne kadar insanı her hafta televizyon başına çekiyor. İzmir'in tanıtımına katkısı büyük. Orada sevimli insanlar var. Robin Hoodvari felsefeleri var. Yani zenginden alıp fakire veriyoruz diyorlar.

Peki İzmir Basın Çetesi'ne ne yapalım? İstediklerine saldırıyorlar, yandaşlarına istedikleri belediyelere yönlendiriyorlar.
İsim isim biliyoruz. Ayaklarını denk alsınlar bundan sonra. Çünkü açıklayacağız bunları. Temizlenmesi gerekiyor. Hem meslekdaşlarına saldırıyorlar, gün geliyor onlara insanlık yapan kurumlara saldırıyorlar. 'İzmir'de biz varız, bizim dediğimiz oluyor' diyorlar. Buyrun beyler.

Bundan sonra -İzmir'de bu işi yapan gerçek insanlar da var- hodri meydan diyorum. Hep beraber görüşeceğiz bundan sonra. Kendi aralarında bir topluluk oluşturmuşlar. İstediklerini yönlendirmeye çalışıyorlar. Bunların içinde çok iyi programlar yapan insanlar da var.

Ama bunu tamamen çeteleşmeye döndüren insanlar da var. Artık basının da kesin ve kesin bir zemin ve ahlaki kurallarının ortaya çıkması lazım. Bu işi yapanların gerçekten çeki düzen içine girmesi lazım. Lafım meclisten dışarı. Yoksa ileride daha kötü olacak. Medyanın gücünün İzmir'de sıfıra indiğini göreceğiz. Yapan da dinleyen de kalmayacak. Inandırıcılığını kaybediyor çünkü. Insanlara bu kadar saldırarak, korkutarak, korku dağı göstererek nereye varırsınız? O insanlar bir gün kalkar seni beni ezer. 12 Haziran'dan sonra medyanın da kendi düzenini kurmasını diliyorum.

(sinirleniyor) Ama bu çete bir felaket. Buyrun savaş açıyorum bu saatten sonra. Benle savaşsınlar. Ben de onu istiyorum. Buyrun ya!

Medya bu ülkeye yüzde 70 zarar verdi. Kimse hayır diyemez. Herşeyi toz pembe gösteren yayınlar yaptılar.


Çıkan yasalara kızmayalım. Bunları biz kendimiz yarattık arkadaş. Demokrasi buysa ben demokrat değilim. Bu ayrımın yapılması lazım artık. Kanun nezdinde mi olur? Gazeteci topluluğun kendi eliminasyonu mu olur. Daha doğrusu arınması lazım. Çünkü acısını hep birlikte çekiyoruz.

Herkes ne gözle görüyor gazetecileri. 90'lı yıllarda gidip, 'Ben Ömer Dinçer, Sabah Grubu' dediğim zaman ayağa kalkılırdı.

Şükürler olsun o saygıyı ben kaybetmedim ama şimdi tanımayan insanlar için söylüyorum, şimdi 'salla ya..' diyorlar, telefonlarımıza çıkmıyorlar. Çok acı birşey bu. Şirketleri arayın, ya toplantıda ya yurtdışında oluyor.

H.D: Arıyorlarsa para isteyecekler diye düşünüyorlar değil mi?


Ö.D: Arıyorsa bir çıkar ve menfaat vardır diye bakıyorlar. Evet bravo Halide. Boşuna geçirmemişin sen bunca yılı. Sen gazeteci olmuşsun.

H.D: Estağfirullah. Öğreneceğim inşallah..

Ö.D: Ben bu acıyı tadıyorum. İnsan kaldıramıyor. Ben bazı yerde dikleniyorum. 'Ne o beyefendi bir alacak vereceğimiz mi var?' diyorum, hemen toparlanıyorlar. Röportajdan bile kaçıyor insanlar. Bir panjurcu var arkadaş. Ben aradım, yurtdışına gitti denildi bana. Sonra oğlu aradı beni, 'Abi sen direkt telefondan ara' dedi.

Sonra da, 'Abi bir ilan verdik bir gazeteye. 50 kişi aradı, bazıları tehdit etti bizi' dedi. Allah allah. Acısı bu işte. Yani herşeyi devletten beklemeyelim. Kendimize bir çeki düzen verelim, insani değerleri bilelim. Gelecek nesile iyi şeyler bırakalım. Vefa denilen duyguyu unuttuk. Unutmayalım.

Herkes ne pisliği varsa karşısındakini de öyle görüyor. Ben ne isem, karşımdakine de öyle bakarım. Hırsız herkesi hırsız görürmüş. Ömür kısa, uzun ömür geçirdiğimi sanıyorum, dolu dolu. Gençlik yıllarımdan beri gerçek bir ideolojim vardı. Onu doya doya yaşadım. Yanlışı, günahı, sevabıyla. Ama Sezar'ın hakkını Sezar'a vermek lazım. Türkiye için, bu dünya güzeli şehrimiz için kim birşey verecekse onun yanında olmalıyız. Bu şehri kalkındırmalıyız.

H.D: Sabah haber toplantısından sonra akşam haberlerin yayına hazır hale getirilmesine kadar nasıl bir süreç geçiyorsunuz gazetede. Müdahale ediyor musunuz haberlere, yazılara. Ediyorsanız, kriteriniz ve nedenleriniz ne oluyor?


Ö.D: Gördüğün gibi Halide, bunu veriyorlar (Günün haber gündeminin olduğu kağıdı gösteriyor) tek tek haberlere bakıyorum. İçeri giriyorum, arkadaşlara bakıyorum mesela, 'Manşeti ne yapalım?' diyorum. Arkadaşlar, şöyle böyle yapalım diyor. Doğru bulmadığım birşey varsa, 'Çocuklar bu böyle olsa daha doğru olmaz mı, daha bağımsız olmaz mıyız, daha düzgün olmaz mı?' diyorum. Yüzde 90'ının onayını aldıktan sonra düzelttiriyorum. Onun dışında yüzde 90 oranında hiçbir şeye karışmıyorum. Bir kere şahsi saldırıya kesinlikle karşıyım. Benim de çoluğum çocuğum, anam var. Bir soyadım var. Onun lekelenmesini istemem.

Neden ben, insanlara çamur atayım, yapmadıkları için birşey yazayım?. Olmaz. Vicdan azabı denilen birşey var. Yatamam. Ben ağladığımı bilirim, bilir misin? Şeref ve namus için.

Yanlışlık yapabilirsin. Ama bilerek olmaz. Bazen atlama oluyor. Yoksa 24 saat yatmamam lazım. Her kelimesine kadar okuyamam ki. Çünkü gazetecilik tek başına yapılacak birşey değil. Bunu gören kolay sanıyor. 20 sayfanın çıkabilmesi için verilen mücadele inanılmaz. Insanların, içeride çalışanların, kafalarını kaldırmadıkları dakikalar oluyor.

Benim gazetecilik anlayışım şu; 'Vicdanlı yapacaksınız'. Hem şehriniz hem vatandaşınız hem ülkeniz için. Gazeteleri tarafsız ve hakikaten insani değerleri olan, güvenilir bir kurum haline getirmemiz lazım. Biz holding değiliz İkinci gazete olmayı başardığımıza inanıyorum.

Ama bu şehir değerlerine sahip çıkmıyor maalesef.


computer Anlaşmalı Evlilik Sitesi - Evlilik fırsatı ayağınıza geldi - TIKLA KAYIT OL - TIKLA EVLEN

Bu haber 03/06/2011 tarihinde eklenmiştir.

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
captcha
 
Sayfalar: 1
Authors

ÇOK OKUNAN YAZILAR

ÇOK OKUNAN HABERLER