disscuss print

1 YILLIK Hosting Alana, 3 YILLIK Hosting HEDİYE... TIKLAYINIZ.

HÜSEYİN ASLAN : İZMİR'İ BİRLİKTE YENİLEYELİM

HÜSEYİN ASLAN : İZMİR'İ BİRLİKTE YENİLEYELİM_resim
İzmir Partisi kuralım, İzmir'i birlikte yenileyelim..


İzmir'de onu tanımayan, bilmeyen yok..

Gazeteciler de İzmirliler de onun yaptıklarını, konut projelerini, ülke sorunlarına ilişkin düzenlediği seminer, panel gibi etkinliklerini bilir.

İzmir'de sağlıklı, güvenli konut dendiğinde ilk akla gelen isimdir aynı zamanda gazeteci olan Hüseyin Aslan.

25 yılı aşkın gazetecilik tecrübesi olan, 23 yıl aralıksız Türkiye Gazeteciler Sendikası İzmir Şube Başkanlığı da yapan Ege-Koop Genel Başkanı Hüseyin Aslan ile biraraya geldik.



İzmir'in barınma sorununu konuştuk. Kentsel yenileme planlarından, Başbakanın açıkladığı Kentleşme Bakanlığı'nın İzmir ve Türkiye'deki çarpık kentleşmeyi sonlandırmada oynayacağı önemli role ve İzmir'in kentsel yenileme projelerinin yaşama geçirilmesi için neler yapılacağına kadar pek çok konuda Sayın Aslan'ı dinledik..

Önümüze çektiği İzmir fotoğrafını koydu:


"İzmir'in fotoğrafını çekmeye gerek yok. Şuradan Kordon'a çıkalım siz de görürsünüz. İzmir'in en güzel yerleri bugün en plansız, gerçekten en kötü yerleri."

"Baktığımızda İzmir halkının yüzde 55'i kaçak ya da gecekonduda oturuyor. Böyle bir İzmir nasıl büyük kent olabilir. Nerde bu yöneticiler? Niçin buna gözmuluyor? Niye şimdiye kadar çare aranmadı, bulunmadı."

"Ancak İzmir mutlaka yenilenmeli, kimse mağdur olmadan da bu sorun çözülmeli."




"Kentleşme bakanlığı, Sağlık Bakanlığı kadar önemli."

"Sayın Başbakan seçimlerden önce İzmir'e geldiğinde 'İzmir'i ucubelerden kurtaralım' demişti. Ben öneriyi ciddiye alıyorum."

"İzmir'e dair 35 proje beni çok heyecanlandırdı. İzmir bunların çok fazlasını hakediyor. Bunlar olmayacak projeler değil. Ben 35 tane projeyi hakkaten inceledim, açık söylemek gerekiyorsa beni heyecanlandırdı."

Bunlar Sayın Hüseyin Aslan ile yaptığımız ayrıntılı söyleşinin satır başları.. Aşağıda sorunlara dair eleştirilerini de okuyacaksınız..


Halide DEMİR-Özel Röportaj (halidedemir@yerelgundem.com)


Halide DEMİR: Binlerce kişiyi ev sahibi yaptınız? Ege-Koopun hikayesi dinlemekle başlasak sohbetimize..


Hüseyin ASLAN: Güzelbahçe, Torbalı, Buca, Bayraklı'da.. İzmir'in her bölgesinde çok farklı projelerle her kesimi mülk sahibi yapan bir kurum, bir kooperatifler birliği. 27 yıllık bir süre içinde tamamladığımız birbirinden farklı 8 ayrı projede, yaklaşık 100 bin kişinin barınak sorununu çözmüş bir kurum olarak, bu projelerden her kesimin faydalanmış olması bizim için mutluluk.

Yani az, orta gelirli de gelir durumu iyi grup ta, Ege-Koop'tan mutlaka konut, arsa sahibi olmuştur. O yüzden biz, bunca yıldır İzmirlilerden gördüğümüz güven, destek, gerçekten bizim için en büyük güç kaynağı olmuştur. Ege-Koop'un sloganı da, yaratanı da yaşatanı da halktır. Bunu çok iyi bildiğimiz, önem verdiğimiz için de yanlış yapmamaya özen gösterdik. Verdiğimiz tüm sözleri yerine getirdik.

Biz tabi İzmir'i seviyoruz öncelikle. Biz bu kentin daha güzel olmasını, daha mutlu olmasını istiyoruz. Eğer siz insanlara sağlıklı konut vermezseniz, insanların barınak sorununu çözmezseniz kimse mutlu olamaz.

Biz de buradan yola çıkarak bugüne kadar hiç güvenilmeyen sektör olan, kimsenin güven duymadığı, mutlaka mağdur olduğu, kendisinin olmasa bile eşinin dostunun zarar gördüğü konut sektörüne girdik. Hatta İzmir'de bile, hala 10-15 yıldır bitmeyen pek çok proje var. Biz böylesine bir sektörde, kooperatifçiliğin düzgün yapıldığı takdirde ne kadar önemli olduğunu göstermiş olduk.

Atatürk'ün sarfettiği bir söz var: "Kooperatifçilik maddi-manevi zeka ve maharetlerin birleştirilmesini gerektirir." Şimdi bunları birleştirebilen kooperatifler başarılı. Buradan yola çıkarsak Atatürk'ün iktisat Kongresi'nde söylediği bu güzel sözü eğer bugüne kadar tam anlaşılabilseydi, yasal düzenlemeler yapılabilseydi Türkiye'de bugün sorun yaşanmazdı.

Sadece konut kooperatiflerden bahsetmiyorum. Her söktördeki kooperatifçilikten sözediyorum. Çünkü kooperatifler halkın biraraya geldiği kurumlardır. Belki de demokrasi ya da şu anda yaşadığımız siyasi sıkıntılar yaşanmazdı. Demokrasi kültürünü daha iyi anlamış olurduk, seçme-seçilme konusunda daha bilgili olurduk.

Sadece kooperatifler her yıl genel kurul yapmak zorunda. Ancak Türkiye'de dernekler 3 yılda bir, sendikalar 4 yılda bir genel kurul yapılır ve 5 yıldan 5 yıla seçime gideriz düşünün ki her yıl biraraya gelen bir grup düşünün. Eleştirmesini, konuşmasını, hesap alıp vermesini, seçmesini biliyor. Yani kooperatifçilik her bakımdan önemli. Işte biz bunu uyguluyoruz.

Biz sadece konut yapmıyoruz?


H.D: Evet konferanslar, seminerler, sosyal sorumluluk projeleri gibi bir dolu etkinliğiniz var. Adeta bir STK gibi çalışıyorsunuz?

H.A: Doğru. Biz sadece konut yapmıyoruz. Yani köşemizde oturmuyoruz. Biz başka konularda örnek oluyoruz. Biz diyoruz ki, insanlarımızın eğitilmesinden, bilinçlenmesinden yanayız. Hiç görevimiz olmadığı halde biz, bugüne kadar 60 üzerinde seminer yapmışız. Tüm bu seminer ve panellerde, ne konulmuşsa 10 yıl önce aynı şeyleri şimdi de konuşuyoruz. Ekonomi, iç ve dış politakayla ilgili yani.

Kitaplaştırıyoruz. 'Niye yapıyorsunuz?' diyenler oluyor. Keşke yapması gerekenler yapsa da, biz yapmasak. Siyasi partiler yapsa, sendikalar yapsa, dernekler yapsa, meslek kuruluşları yapsa da biz bunu yapmasak. Aslında STK'ların bütçelerin yüzde 2'sini eğitime, toplumun bilinçlendirmesine harcasalar toplum bu durumda olmaz.

Biz kıt kanaat gelirimizle bunu yapmaya çalışıyoruz. Sonra mesela 8 projemizin sekizinde okul var. Bunu biz yaptık. Halen daha okulların ihtiyaçlarını bile biz karşılıyoruz. Ege-Koop'un adını taşıyan ilköğretim okulu var. Benim adımı taşıyan devletin anaokullarında ana sınıfları var. Eğitime de destek veriyoruz yani. İnanın o kadar çok okul müdürü bizden talepte bulunuyor ki.




Destek istiyor, yardım istiyor. Gültepe'den, Bayraklı'dan. Burada belediye başkanlarımızdan biraz daha hassas davranmalarını istiyorum. Yaptıkları yeterli değil. Bu konuda yasal düzenleme de var. Belediyelerin eğitime katkı sunma zorunluluğu var. Şehrin gelişmesine zaten destek oluyoruz.

Ülkenin sorunları konusunda ses çıkarıyoruz. Herkesin sustuğu yerde biz çıkıp seminer, panel yapıyoruz. O zaman Ege-Koop gerçekten bakıldığında bizce Türkiye'nin en güçlü STK'sı.

En son paneli 6 ay önce Türkiye daha hazır değilken, konuşulmuyorken, 'Siyaset-Sandik ve Seçim' diye bir panel yaptık. Şu anda Türkiye bunları konuşuyor. Türkiye bunu daha çok konuşacak. Demek ki biz Türkiye'nin en az 2 yılını kapsayan bir panel yapmışız. Seçimin önemi, medyanın içinde bulunduğu durum, medya nasıl bir baskı altında, nasıl bir medya olmalı, yüzde 10 barajı, genel başkanların yaptığı listelerin demokrasiye verdiği zararları konuşup kitaplaştırdık. Yine geçen yıl Referandum öncesinde 10 bin tane kitap dağıttık.

H.D: Ne vardı kitapta?


H.A: Biz sadece halkı bilgilendirdik. Referandum nedir, neleri kapsıyor, nelere dikkat edilmeli gibi bilgiler vardı. Biz taraf olmadık yani. Peki şimdi soruyorum bizden başka referandum konusunda kaç kuruluş kitap dağıttı, panel yaptı. Ben bilmiyorum.

H.D: İzmir planlı bir kent mi size göre?


H.A: İzmir'in gelişmesine, planlı kentleşmesine, konut sorununun çözümüne önemli katkılarda bulunduk.

H.D: İzmir'in fotoğrafını çekseniz?


H.A: İzmir'in fotoğrafını çekmeye gerek yok. Şuradan Kordon'a çıkalım siz de görürsünüz. İzmir'in en güzel yerleri bugün en plansız, gerçekten en kötü yerleri. Bir büyük kent, Türkiye'nin 3. büyük, çağdaş ve medeni kenti her şeyin olduğu bir kent düşünün, denizi, güzelliği, çevresi, termali, yani olmayan bir şey yok, tarihi ve kültürü olan bir kent düşünün ki, en güzel yerlerinde çarpık kentleşme var, gecekondu var. Ama en güzel yerlerinde.

Ee baktığımızda İzmir halkının yüzde 55'i kaçak ya da gecekonduda oturuyor. Böyle bir İzmir nasıl büyük kent olabilir. Nerde bu yöneticiler? Niçin buna gözmuluyor? Niye şimdiye kadar çare aranmadı, bulunmadı.

Yüzde 38 kirada, yüzde 55 gecekondu veya kaçak yapıda yaşıyor. Bir de yaşlanan konut sayısı da yüzde 50 civarında. Bence yaşlanan konut gecekondu kadar önemlidir. Düşünün ki İzmir'de yüz yıl önceki teknolojiyle yapılan inşaatlar var.

İzmir nem oranı yüksek bir kent yani. Peki bu konutlarla ilgili bugüne kadar ne yapıldı? Hiçbirşey. Biz kentsel dönüşümü en az 6-7 yıldır söylüyoruz. Kentsel dönüşüm diye diye dilimizde tüy bitti.

Her seçim döneminde kentsel dönüşüm, birileri tarafından, siyasi partiler tarafından dile getiriliyor, yazılıyor bir tarafa, yerel ve genel seçimlerde de. Ama seçimlerden sonra yine çöpe atılıyor. Korkarım, bu seçimlerde bu olmaz.

H.D: Başta hükümetin olmak üzere yerel yönetimlerin de bu yönde açıklamaları oldu? Kent Bakanlığı kurulmasını istemiştiniz siz, bu yönde de adım atıldı?


H.A: Bugün Sayın Başbakan, Yeni Bakanlar Kurulu'nun yeni şekliyle ilgili bir açıklama yaptı. Orada memnuniyet verici bir gelişme var. Kentleşme Bakanlığı kuruluyor. Biz bunu yıllardır söylüyorduk. Ve bugün kurulduğunu gördük, demek ki haklıymış. Bu şart yani.



Kentleşme bakanlığı, Sağlık Bakanlığı kadar önemli.


İnşallah bundan sonra Kentleşme Bakanlığı ile çarpık yapılaşmanın önüne geçilir. Türkiye bundan kazanır. Sayın Başbakan seçimlerden önce İzmir'e geldiğinde 'İzmir'i ucubelerden kurtaralım' demişti. Ben öneriyi ciddiye alıyorum. Biz bu konuda her türlü çalışmayı yapıyoruz. Zaten bir komisyon kurduk. Sonbahara kadar çalışmasını tamamlayacak ve bir kentleşme gecekonduların çöüzümü konusunda ciddi bir çalışma yapacak ve bunu kamuoyuyla paylaşacağız.

Kentsel dönüşüm, bunun dünyadaki örnekleri ve Türkiye'de nasıl uygulanacağı hakkında kapsamlı bir çalışma olacak. Kentsel dönüşüm ve yenileme derken şu anlaşılmasın, o bölgede oturan vatandaşın evi yıkılsın ve evsiz kalsın demiyoruz kesinlikle. Zaten kentsel yıkım olur bu.

O insanlarımızı mağdur etmeden daha medeni şekilde yaşamasını sağlama olmalı amaç. Sonuçta kaç yıl önce gelmiş yerleşmiş, orada bir yatırım yapmış, devlet de buna göz yummuş, elektrik bağlamış, su bağlamış, yol getirmiş. Bu insanları mağdur etmeye kimsenin hakkı yok. Gerekirse rant sahibi olacak. Ancak İzmir mutlaka yenilenmeli, kimse mağdur olmadan da bu sorun çözülmeli. Bizim insanlarımız birçok gecekonduda yaşamaya çoık da meraklı değil. Yolu olmayan, çocuklarının oynayabileceği bir alan olmayan yerde yaşamayı niye istesin. O da insan.

Çocuklar da insan gibi yaşamak istiyor. O yüzden İzmir'de bu konuda konsensus sağlanması lazım. Halen daha İzmir'de Kordon'u görmeyen insan var. Hala yüz bin okuma-yazma bilmeyen insan var. Göçün önüne geçemeyeceğimize göre, bununla ilgili acilen önlem almak, bu kenti ve ülkeyi yönetenlerin görevi.

H.D: TOKİ'nin yaptığı binlerce konut var. İzmir'de de yapıldı. Başbakan da daha fazla konutu TOKİ TOKİ çalışmalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?


H.A: Ben baştan beri TOKİ'nin konut yapmamasından yanayım. Görevi konut yapmak olmamalı. TOKİ'nin görevi, kuruluş amacı da budur, Türkiye'nin planlı gelişmesine katkıda bulunmak ve bu arada da konutu olmayan dar gelirli yurttaşı uygun koşullarda ev sahibi yapmak için kredi desteği vermektir. Şimdi bir örnek vereyim size, 84-89 Özal döneminde Toplu Konut Yasası çıktı. O kadar güzel uygulandı ki. Dar gelirlinin yaptığı konuta TOKİ inşaat maliyetinin yüzde 80'inin kredi olarak veriyordu. Banka faizleri gibi değildi. O sayede bir milyon kişi ev sahibi oldu. Bu hükümet diyor ki, ben 500 bin konut yaptım. O döneme bakın 84-89 döneminde bir milyon insan.

Amacımız öğretmeni, polisi, çalışan memuru, işçiyi konut sahibi yapmaksa bu olmalı. Sosyal devlet olmanın şartı bu. TOKİ asli görevine geri dönmeli. Şimdi bugün kredi kullanıyoruz? Onu herkes kullanıyor. Devletin destek ve denetiminde eşit kredi desteğiyle birçok kişi ev sahibi olur.

H.D: İzmir'in sağlıklı konut ihtiyacı ne kadar? Ve daha kaç kişiyi ev sahibi yapmayı hedefliyorsunuz?


H.A: Eğer İzmir'deki kiracı oranı yüzde 38 ise bunun hesabını yapmak kolay. Kendi evi olsa, kirada oturmaz. Her yıl yüz bin kişi göç ediyorsa İzmir'e, o zaman ciddi bir konut talebi var. Ama insanların ödeme gücü olmadığı için, kirada oturmak zorunda kalıyor. 4 milyon ise nüfus, bence İzmir'de en az 150 bin sağlıklı konut yapılması gerekiyor diye düşünüyorum.



H.D: Yeni konutların yapımı istihdam ve ekonomide hareketlilik de getirecek?


H.A: Kesinlikle. Hem insanlarımızın çıkarmak istemediği yastık altı birikimleri ortaya çıkacak hem de inşaatların başlamasıyla 300 yan sektör harekete geçecek. Mühendisi, mimarı, teknisyeni, işçisi çalışacak. Hem de bu yan ürünleri çıkaran sektör harekete geçecek.

H.D: Seçim, istikrar, ekonomi ilişkisine bakışınız? Siyasi istikrarın ekonomiyi olumlu yönde etkilediği herkes tarafından kabul edilen bir gerçek..
.

H.A: İstikrardan ne anladığımıza bağlı. Siyasi istikrar şu an Türkiye'de onu sağlamak mümkün değil. Temsilde adalet olmadığı sürece siyasi istikrarı sağlayamayız.

Seçim barajları şu anda çok yüksek oranda. Şu anda Türkiye'de seçmen sayısı diyelim ki 40 milyon ise yani 3.5 milyon oy alan parti temsil edilemeyecek. Böyle birşey olmaz. O zaman siyasette istikrar diyemeyiz buna.

İlla bir parti tek başına iktidara gelirse, siyasi istikrar olur diye anlamıyorum ben. Önemli olan toplumsal uzlaşmadır. Önemli olan insan odaklı siyaset yaparsanız eğer, o zaman hakkaten istikrar var demektir. Biz şimdi Türkiye'de istikrarı yanlış anlıyoruz yani.

H.D: Peki vatandaş istikrarı nasıl anlıyor?


H.A: İşte bir parti Türkiye'de tek başına iktidara gelirse, istikrar olacak sanıyor. Koalisyon döneminden korkmamak lazım. Her hükümet mutlaka Türkiye'nin önemli sorunlarına çözüm bulmuştur. Her hükümet mutlaka kendi programı çerçevesinde ülkeye birşey yapmıştır.

Ben şahsen Ecevit döneminde üç tane partinin gerçekleştirdiği koalisyon döneminin çok başarılı olduğunu düşünüyorum. Koalisyon kültürü oluştu. Üç zıt parti biraraya geldi, AB konusunda, Anayasa'nın bazı maddelerinin değiştirilmesi konusunda hakkaten başarılı işler yaptı.

Yaşadığımız ekonomik krize rağmen 2000 yılında, hakkaten çok kişinin canı yandı, bir çok banka battı, eğer o dönem o koalisyon hükütenin aldığı önlemler olmasaydı Türkiye son yaşadığı krizden daha ağır çıkardı. O koalisyon hükümeti döneminde alınan önlemler sayesinde krizden çok etkilenmedi, teğet geçti.

Tek nedeni değil tabi. Bu hükümet de kararlı bir şekilde o hükümetin aldığı önlemleri sürdürdüğü için ne banka battı, ne vatandaş mağdur oldu. Birçok işyeri kapandı, ama tüm Avrupa ve ABD'de de oldu. Kürüsel bir krizdi çünkü.

H.D. İzmir'deki yerel yönetimlerin hizmetleri hakkında neler söylersiniz?


H.A: O tabi çok ayrı bir konu. Ben her zaman şunu söylüyorum, tabi yerel yönetimler çok önemli. Demokrasinin gelişmesi, insanların daha iyi yaşaması için. Doğuyoruz belediyeye gidiyoruz, ölüyoruz belediyeye gidiyoruz.

O nedenle yerel yönetimler sorumluluğunu çok iyi bilmeli. Temsil ettiği il veya ilçeyle ilgili gelecekteki elli yılını eğer planlıyorsa, çok büyük bir proje ortaya koyuyorsa bence başarılıdır.

Yoksa sadece 5 yılda bunu yaptım, şunu yaptım, park yaptım, tretuar yaptım değil. Bunlar belediyenin işi değil. Bakarsanız görürsünüz.

O bölgenin gelişmesi için ne var ellerinde, yok. Parkı park işleri, yolu da fen işleri müdürlüğü yapar, değil mi? O zaman belediye başkanlarının görevi de bulundukları bölgeyi geleceğe hazırlamaktır. Insanların mutluluğu için, huzuru için, rahat ve temiz yaşaması için, o bölgeyi geleceğe hazırlamak.

Şimdi İzmir'e baktığınızda İzmir'in her ilçesinin farklı değerlendirilmesi lazım. Mesela diyelim ki bir bölge turizm, bir başkası eğlence, bir diğeri üniversite bölgesi olmalı. Ama İzmir'de maalesef bu yok.

H.D: İzmir ve İzmirlilerin sorunlarını maddeler ve öncelerseniz?


H.A: Şu anda birinci madde olarak ulaşımı söyleyebilirim. Diğerleri temizlik ve işsizlik. İzmirliye sorduğunuzda bunlar çıkar karşınıza.

Ama biz geleceği düşünmeliyiz. Yatırımcıların getirilmesi, turizm konusunda ciddi projeler geliştirilmeli. İzmir'e yerli turist de gelmeli. Bir zamanlar ben de şunu biliyorum, yıllar önce bu kent yani İzmir Türkiye'ye turizm üretirdi. Şimdi Türkiye'ye turizm üreten kente turist gelmiyor.

Bizim bir turizm politikamız bile yok. Diyelim ki yabancı bir turist geldi havaalanına. Nereye gidecek? Neyle gidecek? Taksiye bindi,. Bir adres sordu, bilmez şoför. Buradna başlamak lazım. Meryem Ana İzmir için bir şanstır. Başka bir ülkede olsaydı, buraya milyonlarca kişi gelecekti. Ama şimdi söyleyin bana, Meryem Ana'ya bir turist nasıl gider? Tek başına geldi, taksiye bindi, nasıl gidecek? Proje yok, tanıtım yok.

Özellikle büyükşehir belediye başkanlığı turizm, eğitim, sağlık, ekonomi konusunda çok ciddi danışmanlarının olması lazım. Sorunların çözümü için bir proje geliştirmeleri gerekiyor.

H.D: Başbakanın bizzat açıkladığı 35+ projelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?


H.A: Ben çok heyecanlandım. İzmir bunların çok fazlasını hakediyor. Bunlar olmayacak projeler değil. Ben 35 tane projeyi hakkaten inceledim, açık söylemek gerekiyorsa beni heyecanlandırdı. Teknik olarak olmaması gereken birşey yok. Maliyetleri yüksek değil. Birçoğunu devletin parasıyla yapmayacak, zaten söylüyorlar da yap-işlet yöntemi kullanılacak.

İzmir'e yatırım yapmak isteyen o kadar çok kuruluş var ki, yurtdışında. Inanamazsınız. Ama muhatap bulamıyorlar.

H.D: Peki İzmir'e niçin yatırım gelmiyor? Engelleniyorlar mı yoksa...?


H.A: Elimden gelse Halide Hanım, biz bu kente yatırım yapmayız.

Maalesef belediye başkanlarımızın tamamı değil ama bazıları adeta burada niye yatırım yaptın? Diye insanın burnundan getiriyorlar. Anlatsam inanmazsınız. Böyle birşey olmaz. Anlatmayayım. Belki bu konuyu dava konusu yapacağız. Fakat böyle birşey olmaz.

Bizim kar amacımız yok. Biz sosyal bir kuruluş. Senin bölgene yatırım yapıyorum. Yaptığım yatırım en az 60 trilyon. Senin bölgenin adını duyuruyorum ve senden para da istemiyorum. Üzerine bir de para veriyorum. Senin yapmadığın reklamı yapıyorum o bölgeyle ilgili. Ama gelin görün ki belediye başkanı ve bürokratları dar da bakmıyor, çok enteresan bir şekilde bakıyor.

H.D: Neden böyle?


H.A: Neden böyle? Bunu anlamak mümkün de değil. Hakkaten kendi bulunduğu, temsil ettiği bölgeye zarar vermek için kendilerini görevli olarak görüyorlar. Ya da bu insanları farklı değerlendiriyorlar.

Böyle şey olmaz. İzmir'de bazı bölgelerde yatırım yapmama kararı aldık. Bundan sonra ne yapsalar, üzerine para da verseler o bölgelere yatırım yapmayacağız.

Şu anda Güzelbahçe'de sorun yaşıyoruz. Teknik arkadaşlarımız her gittiğinde geldiğinde morali bozuk geliyorlar. O yüzden İzmir'de, gerçekten yerel yönetimlerin yatırım yapanlara bakışını değiştirmesi lazım.

Biz sıkıntılıysak gerisini siz düşünün. Ki bizim kar amacımız yok, para istemiyoruz, her şeyi biz zaten kendimiz yapıyoruz. Altyapısını, kanalını, elektriğini, parkını, okulunu biz yapıyoruz. Anahtar teslimi kent teslim ediyoruz. Ama bu anahtar teslim kentle ilgili, belediyenin tek bir çivisi olmadığı halde, ordan-nereden ne bulabilirim de ne yaparım diye bakılıyor. Anlayış bu.

H.D: İnciraltı, Çeşmenin planlanması gibi konularda Bakanların bile bir serzenişi oldu. Projelerin engellenmesi için dava açan bazı kişi ve kurumların İzmir'in önünün kapattığını belirtmişlerdi. İzmir'e özel kanun bile çıkarılabilir dendi. Katılıyor musunuz?

H.A: Kısmen katılıyorum. Zaten Ankara'da bununla ilgili özel bir kanun var. Herhalde o kanunun bir benzeri çıkarılacak. Başka türlü yerel yönetim başka, merkezi hükümet başka düşündüğü için birçok proje gerçekleştirilemiyor.

Biraraya gelmek gerekiyor. O yüzden de ben sayın Binali Yıldırım'ın dillendirdiği birşey var, İzmir Partisi kurulsun diyor. Herkes siyasi kimliğini bir kenara bıraksın, yatırımların yapılması için gelin parti kuralım diyor. Bunu önemsiyorum. Bunu siyasi bir teklif olarak görmeyin. Ciddiye alalım. Hadi kuralım. Daha baştan reddetmeyelim. Biz de sizden bunları bunları istiyoruz diyelim.

Elbette oturup konuşmalıyız. Hani hep diyoruz ya ortak akıl yok İzmir'de, her kafadan bir ses çıkıyor, ve sonuçta birşey olmuyor. Halbuki İzmir'in öncelikli sorunu neyse, üç tanesi belirlenir. Önce onları çözeriz. Ulaşımsa ulaşım, turizmse turizm.. ama önce üç öncelikli konudan başlanmalı. Yoksa ondan başlayalım, bundan başlayalım dendiği anda işler karışıyor.

H.D: Çok kimlikli (turizm, liman, ticaret, üniversiteler..vs vs) şanslı bir kent olan İzmir'de öncelikli yatırımlar nasıl planlanmalı?


H.A: Önce kentsel dönüşüm. Önce bu başlamazsa, bu kent güzelleştirilmezse, kentsel yenileme yapılmazsa İzmir'e ne turist gelir ne de yatırımcı. Bir defa bunu bilelim yani. Buna başlamak lazım.

İzmir'in tüm girişlerine baktığımız zaman gerçekten çok iç açıcı değil. İzmir'e yakışıyor diyebilir miyiz? Havaalanından, Karşıyaka'dan, Bornova'dan gelirken... Kahramanları görün işte. Havaalanına ister Uzundere'den ister Yeşildere'den ister Üçkuyular'dan gidin, nereden giderseniz gidin, büyük kent havası var mı Allah aşkına. Yok.

Bir defa kentsel dönüşümle kentin giriş çıkışlarının önce yenilenmesi gerekiyor. Yeşildere'den geçerken ben de üzülüyorum. Uzundere'de yine aynı şekilde. Karşıyaka'ya giderken, girişe girmeden önce üst geçitten sağına soluna bakıyorsun, hep gecekondu. Kahramanlar işte burnumuzun dibi. Bayraklı'yı görüyorsunuz. Gültepe'yi biliyoruz. Yani bakınız, ne yapalım şimdi, ne diyeyim ben artık?

Eğer turizm, liman kenti olacaksak, fuarlar kenti olacaksak, marka kent olacaksak, tek bir yol var, kentsel dönüşümle bunlara başlamak.

Yani EXPO Heyeti geldiğinde hatırlayın, nereden getirelim, nereden götürelimi tartıştık yani. Kemeraltı'nın mutlaka düzenlenmesi gerekiyor. Kemeraltı tarihtir. Kemeraltı'na insanlar şimdi rahat giremiyor. Yazın çok sıcak, kışın da yağmurdan çamurdan geçilmiyor. Bir düzenleme gerekiyor. Bu yapılamaz birşey değil. Yapanlar yapıyor.

İzmir'e yönelik söyleyebileceklerimi söyledim. Sonuç olarak bu kent güzel bir kent. Bu kentin insanları gerçekten çok sağduyulu, çok medeni. Bu kent insanının mutlu, huzurlu olması için yerel yönetimler başta olmak üzere merkezi yönetim insana yakışır projeleri biran evvel tamamlasın.

Marka kent olması için lütfen İzmir Partisi mi kurulur, artık ne yapılacaksa, artık herkes siyasi düşüncesini, kaprisini bir tarafa bırakıp, bir akil kurul biraraya gelmeli ve açıkça herkes bu kentin daha iyi olması için elinden geleni yapmalı.


computer Anlaşmalı Evlilik Sitesi - Evlilik fırsatı ayağınıza geldi - TIKLA KAYIT OL - TIKLA EVLEN

Bu haber 14/06/2011 tarihinde eklenmiştir.

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
captcha
 
Authors

ÇOK OKUNAN YAZILAR

ÇOK OKUNAN HABERLER