
1 YILLIK Hosting Alana, 3 YILLIK Hosting HEDİYE... TIKLAYINIZ.
MUSTAFA KESKİN SGK'DEKİ DEVRİMİ ANLATIYOR
SGK'da proje ve yenilik bitmek bilmiyor..
2012'de emekli olacaklara SGK'dan mektup gelecek.
Halide DEMİR/Özel Röportaj/Yerel Gündem (halidedemir@yerelgundem.com)
SGK İzmir İl Müdürü Mustafa Keskin ile buluştuk. SGK'da 2006 yılında başlayan zihinsel dönüşümden başlayıp gelinen noktaya kadar her gelişmeyi konuştuk.
Sayın Keskin, bize sigorta borcu olanların yapılandırmasında İzmir'deki hedeflerin nasıl aşıldığından başlayıp, hastane ve eczanelerin denetimlerinde hangi yeni projeleri uyguladıklarına kadar birçok yeni uygulamayı paylaştı.
Proje üzerine proje geliştiren SGK İzmir İl Müdürlüğü'nün son projesi ise hayata geçmek üzere. Proje 2012'de emeklilik hakkı kazanan binlerce vatandaşı yakından ilgilendiriyor.

Bu son projenin ön bilgilerini şimdi ayrıntılarını ise röportajımızda bulabileceksiniz:
Dikkat..
Sosyal Güvenlik Kurumu (SGK) Bölge Müdürlüğü'nden emeklilik zamanı gelenlere Ekim sonundan itibaren müjdeli bir mektup gelebilir.
SGK Bölge Müdürü Mustafa Keskin'in ilk kez YerelGündem.Com ile paylaştığı ve projeyle, emeklilik süresi gelenlerin tüm işlemleri en az 6 ay önceden tamamlanacak.
İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odası (İESOB) ile işbirliğiyle gerçekleştirilen projeyle, Bağ-Kur veya SSK'lı olan vatandaşların emeklilik işlemleri, müracaata gerek kalmadan 6 ay öncesinde bitirilecek.
Emeklilik işlemleri bitirilip hazır hale getirilen vatandaşlara Ekim sonundan itibaren SGK mühürlü mektuplar gönderilecek.
Sözkonusu mektuplarda, vatandaşa 'Siz şu tarihte emekli olmaya hak kazandınız, tüm işlemleriniz SGK tarafından gerçekleştirildi, gelip müracaat edebilirsiniz' denilecek.
Vatandaşın, elinde mektubuyla SGK'ya gidip 'Bana şu tarihte emekli olabileceğim hakkında mektup gelmişti. Emekli olmak ve maaşımın bağlanması için başvuruyorum' demesi yeterli olacak.
Böylece emeklilik hakkı kazanmış SSK ve Bağ-Kur'luların işlemleri ışık hızında tamamlanıp, maaşları hemen bağlanacak.
Ön bilgiler şimdilik bu kadar. Şimdi sıra Sayın Mustafa Keskin ile yaptığımız özel röportajımızda:
H.D: SGK'da 2006 yılından günümüze kadar gelişen çok hızlı dönüşüm ve hizmet kalitesinin artmasıyla ilgili geldiğimiz nokta?

Mustafa KESKİN: SGK'yı oluşturan 3 güvenlik kurumu Cumhuriyet tarihinin en köklü kurumlarıydı. Bunlar vatandaşların sosyal ve çalışma hayatında karşılaşacakları risklere karşı onları sigortalayan Anayasal kurumlar. Sosyal devletin de gereği.
Bu kurumlar Türkiye'de nüfusun artması, sosyal güvenlik bilincinin artması dolayısıyla işlemlerinde çağın gereklerine uygun davranamadılar. Yani hızlı ve kaliteli hizmet vermek bağlamında baktığımızda aslında Türkiye'nin diğer kurumlarının bile gerisinde kaldılar.
Hepimiz bunu yaşadık. İnsanların gitmek istemediği ama zorunlu olarak gittikleri, hizmetleri bir saatte bırakın aylar sonra alabildikleri kurumlar haline dönüşmüşlerdi. Sosyal güvenlik kurumu tabiri çok naif bir tabir. Sıcak olmalı. Devletin soğukluğunun dışında bir sıcaklığı olan, sanki bir devlet kurumu değilmiş gibi bir his vermeli idi.
İnsanlar kendilerine yakın göremediler. Niye? Bizden kaynaklanan nedenlerle. Kurum olarak onlara yaklaşımımızdaki hata nedeniyle ayakları geri geri gitmiş. Bugünün sorunu değil. Tüm hükümetler sosyal güvenlik kurumlarını tek çatı altında toplama için mutlaka parti programlarına bununla ilgili bir maddeyi koymuşlar.
Ama bu nasip olmamış. Bu sadece hizmetin hızlı ve insan odaklı verilmemesinden kaynaklı değil, aynı zamanda norm ve standart birliği de yokmuş. Hepsinin kendisine göre tanımladığı hak ve yükümlülükler var. Haklar birbirine benzer olmakla birlikte yararlanma şartlarında farklılık var. Örneğin hepsi sağlık hizmeti veriyor. Emekli sandığına tabi olanlar üniversite ve özel hastanelere giderken, SSK'lılar sadece kendi hastanelerine gitmeye mahkum edilmişler.

H.D: SSK'lı ayrı, Emekli Sandığı üyesi ayrı, Bağ-Kur'lu ayrı kategorilerdeydi?
M.K: Evet haklısınız. Örneğin, SSK'lılar 90 gün pirim yatırması halinde sağlık hizmetine ulaşırken, Bağ Kurlular 240 gün prim yatırınca, Emekli Sandıığı üyeleri ise işe başlar başlamaz sağlık hizmeti alabiliyorlardı. İnsani bir hizmet alırken farklı farklı şartlar konulmuş.
Yükümlülükler de farklı. SSK'lılar daha az pirim öderken, daha fazla emekli maaşı almışlar. Bağ-Kurlular daha fazla pirim öderken daha az maaş almışlar. Emekli Sandığı üyeleri, en az pirim öderken en fazla maaş almışlar. Böyle bir yapı norm ve standardın aynı olmadığının en açık kanıtı.
Aynı mahallede oturuyorsunuz, ben Emekli Sandığı kökenliyim, siz de işçisiniz. Aynı şartlarda çalışıyorsunuz. Aynı mahallede yaşıyoruz, çalışma koşulları konuştuğumuzda orada huzurun ve barışın olması mümkün mü?
Komşusu özel hastaneye giderken, kendisi SSK hastanesine mahkum edilmiş insanlardan bahsediyoruz.
Bu sistemin yeniden gözden ve elden geçirilmesi gerektiği, yeni yasada norm ve standartların arttırılması, hizmet kalitesinin yükseltilmesi için SGK çatı kurumu 2006'da kuruldu. Ama çatı kurumun uygulama mevzuatı 2008'in onuncu ayında yürürlüğe girdi.
Taşra teşkilatlarını 2008'de tamamladı. SGK Kurum Başkanlığı oluşturuldu. Bölge ve il müdürlükleri lağvedildi ve Sosyal Güvenlik İl Müdürlükleri kuruldu.
2008'in onuncu ayında mevzuatını değiştirerek aynı standart ve normları getirdi. Aynı şartlarda pirim ödüyorsunuz, aynı hizmeti alıyorsunuz, aynı maaşı alıyorsunuz. Böyle bir standart oluştu. Eskiden SSK sigortalısı süt parası alırken Bağ-Kurlu alamıyordu. Biri çeyiz parası alırken diğeri alamıyordu. Birisi hangi haklardan istifade ediyorsa diğeri de yararlanmaya başladı.
H.D: Üç kurumun üyeleri arasında haklardan yararlanma anlamında hiç mi fark kalmadı? Tamamen eşitler mi artık?
M.K: Çok az fark kaldı. Belli başlı ayrımlar var. Hala SSK'lılar 7200 günle emekli olurken Bağ-Kurlular 9 bin günde emekli oluyorlar. Gerçi bir mantığı var ama. SSK'lıların iş güvenceleri yok, işsiz kalma riskleri yüksek. Ama BağKurlu işveren ve işsiz kalma riski yok.

Kurum yapısı oluşturulduktan sonra ikinci en büyük devrim hizmetin vatandaşın ayağına götürülmesinde oldu.
H.D: Artık her yerde SGK müdürlükleri var..
M.K: Evet. İzmir'de 24 tane müdürlükten 18'ini açtık, geriye kalan 6'sını ise inşallah Temmuz sonuna kadar bitmiş ve açılmış olacak. Şu an tadilat ve alımları devam ediyor, tüm yerler belirlenmiş. Açılacak SGK müdürlüğümüz kalmayacak yani.
Şöyle düşünün bir sağlık aktivasyon yani vize işlemi için Bergama'nın bilmem hangi köyünden sabah namazıyla kalkıp ta İzmir'e kadar gelip, o günün sonuna kadar işini halletmiş de kendini şanslı saymış insan artık bir dakikada aynı işlemi yapabilir hale gelecek. Bergama'daki Merkez Müdürlüğü'ne gelecek ve bir dakikada işini bitirecek. Yani bir dakikalık işlem için insanlar üç saatlik yol katetmeyecekler.
H.D: Sahi, tüm parti programlarında var olan tek çatı altında birleşme, aynı standart ve normda hizmet verme hayalinin gerçekleşmesi bu kadar zor muydu ki 2000'lere kadar bekledik?
M.K: Aslında hiç de zor değil tabi. Gerçekten istemek gerekiyor, yoksa hiçbir şey insan için zor değil. Çünkü insan düşünebildiği herşeyi yapabilir. Yeter ki düşünün. Elimizi kolaylaştıran şey teknolojik gelişmeler aynı zamanda. Artık bilgisayarlardan değil tablet PC'lerden bahsediyoruz. Bilgisayar sisteminde bile hızlı bir dönüşüm var.
Bilgisayar teknolojisi elimizi güçlendirdi. Bu sistemin sancısız dönüşmesinde büyük katkısı oldu teknolojinin. 18 merkez müdürlüğümüz açıldı. Tire, Bayındır, Torbalı, Gaziemir ve Karabağlar'da açıldı, diğerleri de dediğim gibi ay sonuna açılacaklar.
İnsanlar ihtiyaç duydukları tüm sosyal güvenlik hizmetlerini açtığımız merkez müdürlüklerinde alabiliyor. Hiçbir işlem için il merkezine gelmeleri gerekmiyor artık.
İki şeyden bahsettim şu ana kadar size, birincisi norm ve standartlarda eşitlik oluştu. İkincisi vatandaş ve çözüm odaklı çalışmaya başladık, hizmeti insanların ayağına götürüyoruz. Bugün git yarın gel mantığı yok artık.
Üçüncü ve en önemlisi, yani bu olmasaydı bu değişimlerin anlamsız olacağı değişim, zihinsel dönüşüm. Yani insanların vatandaşa yaklaşımıyla ilgili birşey. Kurum olarak bunu oturtmaya çalışıyoruz.
Bize başvuran her vatandaşı kendi anne babamız ve akrabamız gibi görüyoruz.

Kendi akrabamıza nasıl davranılmasını istiyorsak onlara da öyle davranıyoruz. Sıcak bir yaklaşım, kaliteli bir iletişimle onun sorununu anlamak için çaba göstermek. Bu bir süreç. Insanların tavırlarını bugünden yarına tamamen, bir anda değiştirmek mümkün değil. Ancak şimdiye kadar yaptıklarımızda büyük yol katettik.
H.D: Peki sigorta ve vergi borçları olanlar için gerçekleştirilen yapılandırmada ne durumdayız? İlk taksitlerde yüz güldürücü sonuçlar var. Peki sizce bu böyle devam edecek mi? Bildiğiniz gibi, mevcut pirimini ve/veya yapılandırma borcunu iki kez üst üste ödeyemeyenlerin yapılandırması sona erdirilecek. Sonuç ne olacak sizce?
M.K: Biz kanun uygulayıcısıyız. Kanun koyucu değiliz, mantık arayamayız. Mantıklı mıdır değil midir diyemem. Ancak SGK bu yapılandırmasını aslında pirim yapılandırmasıyla birlikte bir fırsata da dönüştürdü. Problemli dosyalardan kurtulmanın bir fırsatı oldu yani. Açtığımız SGK müdürlüklerinde görevlilerimiz ta köylere kadar gidip bu yapılandırmanın neler getirip götüreceğini anlattı.
Anlattıklarımızın hepsinin semeresini aldık. Bize İzmir SGK olarak pirim yapılandırmasına başvuran 134 bin. Basın toplantısında 130 bin hedefimiz demiştik. Sayı olarak bu hedefi açtık. Yapılandırdığımız pirim miktarımız bir milyar 600 milyon eski parayla bir katrilyon 600 trilyon yapılandırma yapmışız. Bir milyar 200 milyon TL idi hedefimiz. Bu hedefimizi de aşmış gözüküyoruz.
Bu yapılandırmada en sevindirici noktalardan biri de emekliliği gelmiş sigortalılarımız, sırf borçları olduğu için emekli olamayanlar vardı ya, Ziraat Bankası ile yaptığımız protokol çerçevesinde borçlarını kredilendirdik ve onlara emekli maaşı bağladık. Bununla ilgili de çok yoğun talep oldu. Ziraat bankası hakikaten çok iyi bir performans sergiledi kurumla birlikte. Bankadan yoğun biçimde kredi kullandırdık. Onlar da hem borçlarından kurtuldu hem de emekli maaşları bağlanıyor.
H.D: Hastane, eczane ve faturaların denetimleriyle ilgili sorun var mı? Sözleşmesini iptal ettiğiniz kurumlar var mı?
M.K: Sağlıkla ilgili biliyorsunuz 2008'in başında sağlık karnelerini kaldırdık. Artık TC numarası üzerinden vatandaşlarımız hangi hastaneye giderlerse gitsinler ister devlet ister özel hastaneye, sağlık hizmetini çok kolay biçimde alabiliyorlar. Yani artık sağlığa ulaşım eskiden daha kolay. Istedikleri serbest eczaneden ilaçlarını da çok kolay alabiliyorlar. Sistem tıkır tıkır işliyor artık.

Kurum olarak alınan sağlık hizmetinin finansmanını yapıyoruz. Sağlık hizmeti alan sigortalılarımızın aldıkları hizmet karşılığında hastane ve eczanelere para ödemelerini de biz yapıyoruz. SGK il müdürlükleri kurulmadan önce fatura incelemeleri 20-25 ay önceden geliyordu, yani 25 ay önceki bir ayın fatura incelemelerini yapıyorduk.
Şu an o ayda gelen faturaları o ayda günü gününe inceliyoruz. Hiçbir eczane ve hiçbir hastane avansa düşmeden -devreye insanları sokarlardı, sırf incelememiz erken yapılsın paramızı erken alalım diye, şimdi böyle birşeye gerek yok- parasını alabiliyor.
H.D: Bunu nasıl başardınız?
M.K: Personel sayımızda artış olmadı. Ancak fazla mesai ve normal mesaiyi çok verimli bir şekilde değerlendiriyoruz. Mesai saatleri içinde çalışılmadığı zaman o çalışmanın bir anlamı yok. Kendimizi bir devlet kurumu gibi değil özel sektör gibi görüyoruz. Altıya kadar çalışıyor personelimiz, fazla mesai ücretlerini de alarak. Servislerle evlerine kadar bırakıyoruz, yani onları da mağdur etmemeye çalışıyoruz. O yönüyle verimli bir çalışma yapıyor arkadaşlarımız.
H.D: Denetimlere tekrar geri dönersek?
M.K: Evet ne diyorduk? Hiçbir şekilde avansa düşmeden tüm hastane ve eczanelerin ödemelerini zamanında yapıyoruz. Şahıs ödemeleri vardı bir de. Yani protez, ortez, işitme cihazını paranızla alıyordunuz, faturanızı getiriyordunuz aylar sonra bizden paranızı alıyordunuz. Şu anda yedi gün içinde ödeme yapıyoruz. Gelip faturayı teslim ettiğinizde TC numarası üzerinden Ziraat Bankası'na paranızın geçme süresi sadece yedi gün.
İşlem böyle devam ederken, insanlar sağlıkta kaliteli ve hızlı hizmet alırken, bize de zaman kalıyor artık ve denetimleri yapabiliyoruz. Bizim işimiz zaten denetim. Piyasayı denetlemek, insanlar nasıl davranıyor onları ölçmek. Geçmiş dönemden işlerimiz kalmayınca 'Risk Odaklı Denetim Modelleri' geliştirdik. Türkiye'de ilk kez İzmir bunu geliştirdi ve uygulamaya sokuldu.
Ben müfettiş kökenli olarak herkesin denetlenmesine karşıyım. Denetim istisnai bir müessesedir, genelleştirilemez. Yani trafik polisi gibi geçen tüm arabaları değil sadece kırmızı ışıkta geçen ve hatalı sürücüleri durdurmalısınız.
Biz tüm işlemleri elektronik ortamda görebiliyoruz. Hele İzmir'de en çok satılan ilaçları, pahalı olup da satılan ilaçları ve bir kişinin ne kadar ve hangi hastaneye gittiğini görebiliyoruz.
Bizim için riskli kesim neyse onları tespit edelim, orada koyduğumuz limitleri aşan eczaneleri inceleyelim dedik. Bedeli bin liranın üzerinde olan kanser ve psikiyatrik ilaçların satımını izlemeye aldık. Türkiye'de ortalama satışını bulduk, ardından eczane başına ortalama satışını bulduk. İzmir'de o ilaçtan 3 tane satıyorsa, 3'ün üzerinde ortalamayı geçen tüm eczaneler bizim için riskli dedik.
Bir baktık ki bir eczanede 100 tane satılıyor, diğerlerinde üç tane satılıyor ama. Eczanenin özelliklerine baktık. Branş hastanesinin karşısında mı? Değil. Öyle olursa normal. Çünkü hastaneden çıkan vatandaş çıkıp size gelir. Ama böyle değilseniz bizim için risk katsayınız hemen artar.
Bu türden 33 eczaneyi denetime aldık, 8'inde problem olduğunu, doktor-eczane arasında bir ilişkinin olduğunu gördük. Bu yıl içinde oldu bu. 8'inin de sözleşmesini feshettik. En son geçen ilaç operasyonu yaptık, bir milyon civarında, çatı katında. Biz aslında o eczaneyi riskli görüp izlemeye almıştık.
Bu eczane de riskimizi bir de şikayet dilekçesiyle
desteklenmesiyle o operasyonu yaptık.
H.D: Bu kadar sıkı denetim bekleniyor muydu?
M.K: Aslında denetim devletin asli görevidir. Geçmiş dönemden kalma sıkıntıları çözmeseydik, mevcut işlerinizi bitirmeden nasıl yapabilirdiniz. Biz tüm bu sıkıntılarımızı ortadan kaldırdığımız için denetimi rahat yapıyoruz. Avantajımız o yüklerden kurtulup kendimize zaman çıkartıp, onu denetime yoğunlaştırmak oldu.
Hastaneler boyutunda da riskli olanları tespit edip denetimleri yapıyoruz. Bu işten en avantajlı çıkanlar dürüst çalışanlar. Onlar risk kategorisine girmedikleri sürece denetlenmeyecekler.
Bu işin beklentiyle alakası yok. Denetim devletin asli görevidir zaten.
H.D: Peki halkın, vatandaşların sosyal güvenlik bilinci ne durumda? Bu konuda bir proje de gerçekleştirdiniz?
M.K: Bence çok büyük gelişmeler var. İşsizliğin yoğun olduğu ülkelerde kayıt dışı çalışma maalesef oluyor. İnsanlar öncelikli amaçları sosyal güvenlik olmaktan çıkıp para kazanmak oluyor. Ben ekmeğimi kazanayım sonra hallederiz mantığıyla davranılıyor.
SGK'ya 95 yılında gördüm. Aynı yıl denetimi ilk olarak İstanbul'da yaptım. Avrupa yakası ve Asya yakası arasında bile büyük bir bilinç farkı vardı. Anadolu yakasında ve Anadolu'da insanlar patronlarıyla sosyal güvenliklerini pazarlık konusu yapıyordu. 'Sayın patronum Bize yüz lira fazla ver ama sigorta yapma diyolardı.
Ama Avrupa yakasında genelde göçmenler var, çalışıyorlar. Onlar için sosyal güvenlik olmazsa olmaz. Onlar, 'bize yüz lira aşağı ver ama sosyal güvencemizi ver' diyorlardı.
Sevindirici bir gelişme artık heryerde bu bilinç artıyor. Şimdiye kadar yapılmamış bilinçlendirme ve bilgilendirmeler yapıyoruz. Tüm STK'lara, muhtarlara, köylere sosyal güvenliğin ne olduğunu ve önemini anlatıyoruz.
İlk kez İzmir'de hikaye kitapları bastırdık. İlköğretim okullarında çocuklara bu bilinç verilmeli. Güzel birşey olduğunu güzel anlatmak gerekiyor. Çocuk dediğimiz yarının işçileri ya da işverenleri. İşveren olduğunda bunun kutsal bir hak olduğunu bilip işçi ve çalışanlarının sigortasını yapsınlar. Asıl amaç bu orada. İzmir'deki tüm okullara dağıttık.
H.D: Siz kağıt üstünde, manuel ortamda olan tüm bilgilerin elektronik ortama aktarılmasıyla ilgili bir proje de gerçekleştirdiniz?
M.K: Evet, İlk kez sizinle paylaşacağımız bir projemiz var. Ama son projemizden önce yaptığımız ve şimdi anlatacağım önemli bir çalışmamız vardı. Önce ondan başlayalım isterseniz?
Şimdi sosyal güvenlik hizmetini hızlı ve doğru vermek istiyoruz. Bunu yapmak için tüm bilgilerimizi, belgelerimizi e ortama atmamız gerekiyor. Yani siz geldiğinizde TC numaranızı girdiğimizde tüm bilgileri görürsek daha hızlı yardımcı olabiliriz.
Oysa bizim 1960-70'li yıllarda çalışıp da manuel ortamda hizmetleri tutulup elektronik ortama geçirilmeyen bir sürü sigortalımız vardı. Bunu ticaret liselerinden aldığımız stajyer öğrencilerle bir proje çalışması yaptık.
114 tane stajyer öğrenciyi aldık. Bir departman oluşturduk,. Bilgisayarları koyduk ve manuel ortamdaki tüm bilgileri 8 ay içinde 6 milyon veri girilerek tüm bilgiler e-ortama alındı. 65 yılından günümüze kadar ki tüm hizmetler artık elektronik ortamda.
Bu şu demek. Biri gelip de emeklilik talebi bulduğunda maaşını çok çabuk bağlayabiliriz demektir.
Ya da kişi burada çalışmış sonra Adana'ya gitmişse, Adana müdürlüğü yazışmayla bizden o bilgileri istemeyecek. Bilgileri elektronik ortamda göründüğü için hemen yapılacak. Kendi iş yükümüzü de azaltmış olduk, vatandaşa daha hızlı hizmet de
3 yılda gerçekleşecek bir projeyi bu öğrenciler sayesinde 8 ayda bitirdik. Bu çocuklar devletin nasıl işlediğini de görmüş, öğrenmiş oldular. Onlar için de bir fırsat oldu.
H.D: Gelelim son ve kısa sürede uygulanacak yeni projenize?
M.K: Evet. Şimdi anlatacağım projenin ön çalışmasıydı bu.
Şimdi Bağ-Kur'lu sigortalılarımız yani yeni deyimle 4B'liler. Bunlar esnaflar, vergi mükellefleri, şirket ortakları. Emekli müracaatı için bize başvurduğunda öncelikle bunların sigortalılık sürelerini belirliyoruz. Yani kütüklerini temizliyoruz. Herkesin bir kütüğü, sayfası var. Sayfanızdaki sigortalılık başlangıcınız ve bitimizinin doğru ve kesin olması gerekiyor. O sürede emeklilik şartlarını taşıyorsanız maaşınız bağlıyoruz.
Şimdi emeklilik için müracaat ettiğinizde biz öncelikle kütüğünüzü temizlemeye çalışıyoruz. Yani sigortalılık sürelerini belirlemeye çalışıyoruz. Bu da emeklilik maaşınızı daha geç bağlamamıza neden oluyor. Çünkü önce kütüğünüzü temizlemeliyiz ki sonra maaş bağlayabilelim.
İzmir Esnaf ve Sanatkarlar Odası (İESOB) ile yeni bir proje hazırladık.
Bu yıl hangi yaşı dolduranlar bize emeklilik için başvuracaklar? Diyelim ki, 48 yaşındakiler. 48 yaşına gelip de esnaflık yapanların dosyalarını çekeceğiz, onlar emeklilik müracatında bulunmadan önce. Belli bir süre mesela 6 ay önce.
Ve sigortalılarımız bize hiç müracaat etmeden onlara mektup göndereceğiz. 'Şu tarih itibariyle emekli olabilirsiniz' diye. Vatandaş gelecek elinde mektubuyla, şu tarihte emekli olacağım hakkında mektup göndermiştiniz diyecek.
'O tarih bu tarih, ben emekli olmak için geldim' adam bir saatte emekli olacak.
Sistemden bu yıl emekli olabilecek sigortalılarımızın listesini çekeceğiz. Onlara da mektup yazacağız. Şu tarih itibariyle emekliliği hakediyorsunuz diye. Hem SSK hem Bağ-Kurlular için.
2012'de emekli olanlar için uygulayacağız bu sistemi. Hedefimiz ilk mektupları Ekim ayı itibariyle postaya vermek. Ama bunu öncelikle İESOB ile biraraya geleceğiz, çalışmaları başlattık, onlar listelerini çıkartıyor, biz de çıkartıyoruz. Onlarla birlikte bu kütükleri temizlediğimizde mektupları göndermeye başlayacağız.
2012'de emekli olacaklar büyük bir ihtimalle ellerinde bu mektupları görecekler.
Anlaşmalı Evlilik Sitesi - Evlilik fırsatı ayağınıza geldi - TIKLA KAYIT OL - TIKLA EVLEN
Bu haber 09/07/2011 tarihinde eklenmiştir.
| Sayfalar: | 1 |
- Alevi Evlilik
- Doktor Evlilik
- Yuvayı Dişikuş Yapar
- Evlilik Kataloğu
- Dedem Evlenecek
- İslami Evlilik
- Öğretmen Evlilik
- Hemen Evlilik
- Anlaşmalı Evlilik
- Kürt Evlilik
- Engelliler Evleniyor
- Rüya Tabirleri
- Rus-Türk Evlilik Sitesi
- Web Tasarım
- Şehitler Ölmez
- Muhsin Yazıcıoğlu
- Hosting Domain
- Zengin Eş
- İzmir Evlilik
- Dert Ortağı
- Acil Tazminat
- Muhsin Yazıcıoğlu
- Konya Evleniyor
- Birlikte Tatil
- Evlilik Kataloğu
- Sanal Psikolog
- Polis Evlilik
- Avukat Evlilik
- Deniz Gezmiş
- Holiday in Anatolia
- Kitap Bülteni
- Bekar Alemi































