disscuss print

Com - Net - Org ve Com.tr Alan Adı Tescili - Bilgi ve sipariş için Tıklayınız...

Sekreteri olmayan Kaymakam Uysal Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na Aday

Sekreteri olmayan  Kaymakam Uysal Mersin Büyükşehir Belediye Başkanlığı'na Aday_resim
Vatandaşla iletişime önem veren Mülkiye Başmüfettişi Mustafa Uysal Kaymakamlık ve Vali yardımcılığı görevlerini yürüttüğü zamanlarda sekreter kullanmadığını ifade etti. Vatandaşla iletişimini engellememesi için sekreter bulundurmadığını ifade eden Uysal, bunun mükafatını görev yaptığı yerlerde yıllar geçmesine rağmen hala unutulmamasıyla görüyor. Mersin’de halkın yoğun talepleri sonrasında belediye başkanlığı aday adaylığını açıklayan Mülkiye Müfettişi Mustafa Uysal ile yaptığımız röportajda köyde zorluklar içinde başlayan eğitim hayatını başarıyla sürdürmesinin hikayesini paylaşmak istedik. Mustafa Uysal’la yaptığımız röportajın satır aralarında bürokrasinin vatandaşa hizmeti öne alan bürokratlarca nasıl ortadan kalktığını, hizmetlerin nasıl başarıldığını göreceksiniz. Doğduğu kent olan Mersin’de belediye başkan aday adaylığını açıklayan Uysal’la yaptığımız röportajı beğeneceğinizi umuyoruz…

YUSUF İNAN - YERELGÜNDEM.COM

-Sayın Uysal bize kendinizden bahseder misiniz?

-Ben Mustafa Uysal. 1952 yılında Mersin’in Mezitli ilçesinin Cemilli köyünde dünyaya geldim. 8 kardeşin 8 numaralı erkek çocuğuyum. 1963 yılında komşu köyümüz olan Çevlik köyü ilkokulundan mezun oldum.



Komşu köye her gün yürüyerek gidip döndük. 4 km. ama 1. Sınıfta çok zor oluyordu. Spor bakımından o yönden antremanlıyız. İlkokul 1. Sınıftan itibaren her gün 8-10 km. yol yapıyorduk. İki yol arasında da bir kuru dere vardı, yağmurlar yağdığında bu canavar kesilirdi, hiç geçemezdik. Eğer köydeysek okula gidemezdik. Eğer okuldayken dere coşmuşsa, evimize dönemezdik. Komşu köy Çevlik’te arkadaşlarda misafir kalırdık. 5 yılda 8-10 kere kaldık. 1963 yılında mezun olduk. 63-64 yılında köyde kaldım. Yaz tatillerinde, hafta sonu tatillerinde köy işlerini yapardım. Karasabanla çift sürmede, orakla ekin biçmede, köyün tüm tarlalarında, bayırlarında, dağlarında inek otlatmaya kadar birçok köy işlerini yaptım.

Daha sonra 1964 yazında açılan Adana İmam Hatip Lisesi yatılı sınavını kazandım. Orada 7 yıl yatılı okudum. 4 yıl ortaokul, 3 yıl lise olmak üzere. O yıllarda Sayın Başbakanımız gibi İmam Hatip Lisesi diplomasıyla üniversiteye giremiyorduk.

1971 yılı Haziran ayında Adana İmam Hatip Lisesi'nden mezun oldum. Aynı yıl Adana Karşıyaka Lisesi son sınıfının tüm derslerinden sınava girerek Eylül ayında ikinci kez mezun olduktan sonra önce İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi tarih bölümüne kaydoldum. Hayalimde kaymakamlık olduğu için 1972 yılında tekrar üniversite sınavında şansımı denedim. Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi (SBF) iktisat maliye bölümünü kazandım. 1976’da da mezun oldum.



-O yıllar Türkiye'nin yokluk yıllarıydı, o yokluk yıllarında nasıl başardınız?

-Çok zor oldu ama bir avantajım vardı. O dönemde Maliye Bakanlığı ilk 30’a giren öğrencilere burs verdi. Ben de puan sırasına göre 25 sıradaydım. Maliye Bakanlığı bursu 350 lira 1972’de çok değerli bir paraydı, harçlığımıza yetiyordu, kitap paralarını babam gönderiyordu. O şekilde okuduk. 1976’da Maliye Bakanlığı’ndan burs aldığım için sınavsız açıktan atamayla Maliye Bakanlığı Bütçe Mali Kontrol Genel Müdürlüğü’nde düz memur olarak göreve başladım.

- Köyden bir çocuk çıkıyor ve Siyasal Bilgiler Fakültesi'ni kazanıyor. O dönemlerde Siyasal Bilgiler Fakültesi en gözde okullardan biri. Sizi Siyasal Bilgiler Fakültesi'ne kadar uzanan bir süreçte başarı kazanıyor. O zaman da kıskanılan bir okul. Kim yönlendirdi, kimden etkilendiniz?

-Benim kaymakam olma hevesim vardı. O zaman sadece Hukuk ve Siyasal Bilgiler Fakültesi mezunları kaymakam olabiliyordu. SBF’ye puanımız tutunca oraya kaydoldum.

-Kaymakamları beğeniyor muydunuz?

- Mezitli 2008’de ilçe oldu. Biz kaymakam da görmüyorduk ama yurttaşlık bilgisi dersinde anlatılan kaymakam modeline ilgi duydum. O ilgi ve hayranlık neticesinde SBF'ye kayıt oldum.

-Üniversite boyunca nerede kaldınız?

-İlk önce 1 sene Atatürk Öğrenci Yurdu’nda kaldım Cebeci’de. Daha sonra arkadaşlarla ev kiraladık. İkinci, üçüncü, dördüncü sınıflarda Cebeci Camii üstünde zemin katta ev kiraladık. Öğrenci evi, yemek pişirmeyi da öğrendik. Kendi yemeğimizi kendimiz pişirdik, kendimiz bulaşık yıkadık.




- O yıllar Türkiye'de sağ-sol çatışması vardı. Siz o kargaşanın içinden sıyrılıp okuyabildiniz?


- Ben Mersin'in köyünden çıkmış bir çiftçi ailenin çocuğu olduğum için okumak zorundaydım. Sağ-sol siyasetiyle uğraşacak kadar zamanım yoktu. Tek amacım okulu bitirmek ve ailemin yüzünü kara çıkarmamaktı. Okul, ev arasında gittim geldim, gece gündüz demeden okulu bitirmek için çalıştım. O dönemin çalkantılı olaylarından etkilenmedim, uzak durdum. Zaten aldığımız kültürde bizi koruyordu. Hayatın gerçekleriyle iç içe yaşadığımız için havai bir gençlik yaşayacak durumda değildim.

-Siz ondan zonra Maliye Bakanlığı’na girdiniz…

- Kaymakam adaylığı sınavı açıldı, Sayıştay denetçiliği sınavı açıldı. İkisinin de yazılısına sözlüsüne girdim. Birinden birini kazanayım diye beklerken ikisini de kazanmışım sözlü olarak. Ancak SBF’ye kaymakam olma hevesiyle girdiğim için Sayıştay denetçiliğini tercih etmedim. Kaymakam adaylığını tercih ettim.

- Kaymakam adayı olarak ilk nereye atandınız?

-Kaymakam adayı olarak Adana Valiliği’nde o zamanki tabiriyle Adana Maiyet Memurluğu'na atandım. Yani il emrine verilip Adana Valisi'nin yanında 6 ay staj yaptım. Vali Lütfi Fikret Tuncel idi. Şu anda yaşıyor. Daha sonra Anayasa Mahkemesi üyeliği de yaptı. Adana’dan sonra Tokat, Sivas, Konya, Aydın gibi değişik yerlerde valilik yaptıktan sonra Anayasa mahkemesi üyeliği sonrasında emekli oldu.



-Daha sonra hangi görevleri yaptınız?

-Adana Kaymakam Adaylığı'nda altı ayda başarıyla stajımızı tamamlandıktan sonra üç ay Tarsus Kaymakam Refikliği stajı yaptım. Cemal Eryavuz diye bir kaymakamımız vardı. Tesadüf 1 kasım günü oraya kaymakam refiki olarak İçişleri Bakanlığı’nın yazısını elden götürdüğümde kaymakam bey de dediki “Ben de üç saat önce buraya atandım. Yeni başladım. Tarsus’u beraber tanırız. Çok iyi oldu, sen vekaleten burada kaymakamlığa bakarsın. Tarsus’un çok köyü var, kasabası var. O zaman Çamlıyayla kasabası vardı Tarsus’un. Ben oraları tanırken sende burada kaymakamlık makamını idare edersin dedi.

Hakikaten valiliğe gönderilen yazılar dışında diğer birimlere, köylere, nahiye müdürlüklerine gönderilen yazıları hep ben imzaladım. O yıllarda Tarsun'un Gülek, Yenice, Çamlıyayla olmak üzere üç nahiyesi vardı. Bu nahiye müdürlerine, muhtarlara, okullara yazılan yazıları hep ben imzaladım. İmza yetkisi vermişti. Bu çalışma sistemi benim kısa sürede yetiştirmeme neden oldu. Üç ay sonra da Mut Kaymakam Vekilliği'ne atandım. İlk göz ağrımız Mut oldu. Ben normalde Mersinliyim. O zaman, Naim Cömertoğlu Mersin valisiydi, Tarsus Kaymakam Refikliği stajını bitirip yazımı elden götürünce, vali bey hemen içişleri Bakanlığı Personel Genel Müdürü'nü aradı. Bir arkadaşımız kaymakam refikliği stajını bitirmiş durumda. Mut ilçemiz de şu an boş. Orada problemler de var. Bu kaymakam adayı arkadaşımızı oraya tayin edelim dedi. Hakikaten 1 hafta içinde kaymakam vekilliği tayinim geldi. Mut'ta 3,5 ay kaldım. Asil kaymakam ataması yapılınca ben de Kelkit Kaymakam Vekilliği'ne (Gümüşhane) atandım. Orada da 3,5 ay kaymakam vekilliği yaptım.

-Kelkit’ten sonra?

Kelkit'ten sonra Adana Kaymakam Adaylığı görevine geri döndüm.

-Ondan sonra…

-Adana’ya geldikten sonra işte maiyet memurluğuna devam ediyoruz. Yeni maiyet memurları gelmiş bu arada. Atamalar olmuş, onlar bu dilekçe havalelerini yapıyor. Ali Küçükaydın şimdi Adana Milletvekili. Onunla aynı devreyim. O da herhalde Sarız Kaymakam vekiliydi. O da Adana'ya döndü. Yeni kaymakam adayları dilekçeleri havale ediyor. Biz kıdemli kaymakam adayları olarak pek işimiz yoktu. Bu arada ben artık evililk çağımız geldi diye düşünerek Mersin'in Toroslar ilçesine bağlı Bekiralan köyünde yaşayan Ayşe hanımla tanıştırıldım. Kısa sürede de evlendik.

-Evlilikten sonra?

-Evlendikten üç ay sonra 'Mülkiye Müfettişi'nin yanında stajımız vardı. Ankara’da soruşturma müfettişi yanında soruşturmayı öğrendik. Sonra Haziran ayında normal teftişler başladı. Normal teftişlerde Hanefi Demirkol isimli müfettişimizin yanında teftiş stajı yaptık. Adana Tufanbeyli ve Saimbeyli ilçelerinde beraber teftiş ettik. Denetim yapmayı da o zaman öğrenmiş olduk. Ondan sonra da kaymakamlık kursuna gittik.



Kaymakamlık kursumuz 1979 Ekim ayının ilk haftasında başladı. Bu defa 1979’da ara seçim oldu. Ara seçimde AP 5-0 kazanmıştı. Bülent Ecevit Hükümeti o zaman istifa etti. 4 aylık kaymakamlık kursumuzun ilk iki ayı CHP iktidarında, ikinci iki ayı da AP’nin azınlık hükümeti döneminde geçti.

1980 ocak sonunda da kursu bitirip kura çektik. Kurada da Arhavi (Artvin) Kaymakamlığı'nı çektik. Askerlik yapmadığım için evi götürmedim. Yeni evliydim zaten. Arhavi’ye çantamla gittim. Nisan ayı başında askere çağırdılar. Biz de oradan askere gittik. Yedek subay olarak Balıkesir Çayırhisar’da personel sınıfı oradaydı. Personel Yedek Subay Okulu'nda dört ay eğitim aldıktan sonra Çorum Bayat Askerlik Şubesi Başkanlığı'nı kurada çektim. Bir yılda Bayat Askerlik Şubesi Başkanı olarak görev yaptım. Çorum’a eşimi götürdüm. O zaman kızım daha dokuz aylıktı. Orada yürümeye başladı.

Lojmanı yoktu. Belediyenin bir ek binasında açmışlar. Onun için ev kiralayıp orada kaldık. Ama askerlik şubesinin yapılması için büyük emeğim oldu. O zaman daire başkanımız albayda destek verdi. Hatta bulduğumuz arsa beş metre Tip Proje'ye göre kısa geldi. Kamu kuruluşları arasındaki bürokrasiyi o zaman orada gördüm. Bulduğumuz arsanın bitişiğindeki Orman Bölge Şefliği'nin büyük bir bahçesi vardı. Buradan beş metre verirseniz Tip Proje'ye uygun bir askerlik şubesini yapacağız dememize rağmen şef Orman Bölge Müdürlüğü'ne sorar. Orman Bölge Müdürlüğü Genel Müdürlüğü'ne sorar. Orman Genel Müdürlüğü Bakanlık Hukuk Müşavirliği'ne görüş soralım derken bizim daire başkanımızın canı sıkıldı. Gerek yok, bunlar çok uzattılar. Beş metre arsa verecekler. Devletin arsasını devletin başka bir kurumuna verecekler. Bu kadar bürokrasi fazla diyerek Milli Savunma Bakanlığı'na rica ettiler. Beş metre kısa özel bir proje çizdiler Çorum Bayat’a. Projesi hazır haldeyken ben ayrıldım, askerlik şubesini açmışlar. Yeni duydum, tekrar kapatarak İskilip’e nakletmişler. O kadar proje çizdirdik, hem lojman hem bina güzel olmuştu. 1992’de Bayat’a teftişe gittim o vesileyle gördüm.



-Hatıralarınızı tazelediniz..

-Evet, hatıraları tazeledik. Orada üç çeşit hitapla karşılaştık. Asteğmen olduğumu bilenler, asteğmenim hoş geldin, kaymakam olduğumu bilenler kaymakam bey hoş geldin. Beni daha önce tanımayanlar Sayın Müfettiş hoş geldin diye hitap ediyor. Üç hitap da hoşuma gitti.

-İhtilalde neredeydiniz?

-15 Ağustos 1980’de Çorum Bayat Askerlik Şubesi Başkanı olarak göreve başladım. Bir ay geçmeden 12 Eylül harekatı oldu. Askerlik Şubesi Başkanı Asteğmendim, aynı zamanda Garnizon Komutanı idim. Öyle bir ortamda askerlik yaptım. 12 Eylül’ün bir yılını asteğmen olarak geçirmiş oldum.

-Askerliği bitirince neler yaptınız? Nerelere gittiniz?

-Askerliği bitirince ben şu tarihte askerliği bitireceğim diye Temmuz’un başında İçişleri Bakanlığı'na kaymakamlığa tayinimin yapılmasını arz ettim. Askerliğim bitmeden Temmuz sonu Ankara'nın şirin ilçesi Sulakyurt Kaymakamlığı'na tayin oldum. Tezkeremi alınca oradan Kızılırmak üzerinden Sulakyurt'a geçtim. Sulakyurt Kaymakamlığı’na başladım. Şimdi Sulakyurt Kırıkkale’nin ilçesi. Sulakyurt’ta iki yıl kaldım. 1983 Ağustos'una kadar. Sonra Artvin Şavşat Kaymakamlığı’na gittik. Altıncı sınıf hizmeti yapmak üzere Şavşat’a gittik. Şimdi Sulakyurt mahrum bir ilçeydi. Gerçekten alışverişini Kırıkkale’de yapıyordu. Aniden bir şey lazım olsa birçok şeyi bulamıyorduk. Bayağı bir zorluk çektik. Mutlaka alışverişe bir fırsat bulup Kırıkkale’ye gitmek gerekirdi. Eşime dedimki, burası 5. sınıf ilçeydi, şimdi altıncı sınıf ilçeye yani bir derece daha mahrum bir ilçeye gidiyoruz. Kendini ona göre hazırla diye söylemiştim. Şavşat’a gittik, göreve başladık. Hanım ilçeyi dolaşmış, Mustafa, sen bir derece daha kötü diyorsun ama burası Sulakyurt’tan on kat daha iyi, burada her şey var dedi.



Şavşat Cumhuriyetin ilk yıllarından beri ilçe olan bir yer. Şavşat’ta da şark hizmetimizi tamamladık. Ben Şavşat'a gittiğimde 64 köyden 28'inde elektrik vardı. Ben ayrılırken 50’nin üzerinde köyün elektriği bağlanmıştı. O yıllarda köylerin stabilize yolu bile yoktu. Köylerinin yolunun açılması için çok çaba sarfettik ve başardık. Başarılı olunca da Millete hizmet etme idealimizin gerçekleşmesi bizi mutlu etti.

Bir defasında Hanlı köyünün dikiş kursuna jeeple gitmiştim. Biçki dikiş kursunun etkinliği olduğu için eşimi de yanıma almıştım. Köye çok zor ulaştık. Araçtan inerek sizcir taktık. Hanlı köyüne maceralarla ulaştık.

Köy Hizmetleri Müdürü Şavşat'a geldiğinde hanlı köyüne beraber gidelim dedim. Toyota jipi vardı. Kaymakamlığın CJ 5’e göre çekişi daha iyiydi. Birinci köyü geçip Arpalı köyü civarına vardığımızda Toyota jipi patinaj yapmaya başlayıp çamura saplanınca “Kaymakam bey mesaj alınmıştır, daha uğraşmayalım” dedi. Geri döndük. Ertesi sene Hanlı köyü'nün yolu yapıldı.

Daha sonra 1986 yazında Bingöl Vali'liliğine, Vali Yardımcısı olarak tayinim çıktımıştı. Hanlı Köyü'ne Allahısmarladık demek için gittiğimde iki adet dingilli kamyonun koyun yüklemekte olduğunu gördüm ve gurur duydum. 1 sene önce jiple çıkamazken bir yıl sonra kamyonların köyde ticari amaçla bulunmaları mutluluk vericiydi.

-O günleden bugüne Türkiye ne kadar değişti değil mi?

Ardahan ile ilgili bir teftiş sözkonusu oldu. Arkadaşlar da yoğun çalışıyor. Teftişe gönderecek personel bulamayınca ben Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı olarak gönüllü oldum.

Dönerken de Şavşat, Artvin, Hopa üzeri döndüp geldik. Şimdi o yolları görünce hakikaten gurur duydum. Şavşat Çayı'nın üzerine bir baraj yapılmış, barajın sağdan kenarından sola geçiyorsun barajın üstünden viyadükle. Tekrar epey soldan devam ediyorsun. Tekrar barajın içinden sağa geçiyorsun. Böyle müthiş bir manzara. Tekrar Artvin’den Hopa’ya inerken Borçka Barajı yapılmış. Barajın üstünde birçok tüneller yapılmış.

O yıllarda ben yola çok önem veriyorum. Şavşat Kaymakamlığı’na başladığımda Şavşat Artvin arasının yolu bozuk bir stabilizeydi. Öncelikle bu yolun yapılması üzerinde durdum. Çünkü ilk gittiğimde YSE vardı o zamanlar, diğer bakanlıkların da projeleri vardı. O projelere baktım. Şavşat’ta 7 köyün sulama projesi var. üç köyde yeni ilkokul projesi var, şurada köy konağı yapılması projesi var . Baktım hiçbirinde ihaleye giren olmamış. Hiç biri yapılmamış. Müteahhitler ziyaret ettiğinde veya ile gittiğimde yahu proje, program havada kalıyor. Şavşat’ın sadece program kitapta kalıyor, sulama suyu yapılmamış, okul yapılmamış, ihaleye katılan olmamış. Niye katılan olmamış dediğimde Şavşat’ın yolu bozuk, hiçbir müteahhit girmek istemiyor. Çünkü burada Arhavi’de okul yaparken de mesafeye göre, bayındırlık birim fiyatlarına göre hak ediş alıyor müteahhitler Şavşat’ta da aynı birim fiyatlarına göre hak ediş alıyor. Burada nakliyeciye, kamyoncuya işte kum için Arhavi’de 100 lira verirken burada 300 lira veriyor. Bu yüzden kimse Şavşat’ın ihalelerine katılmak istemiyor deyince ben koordinasyon kurulu toplantısında Vali bey, “Probleminiz ne” dediğinde.

Sayın valim bizim üç tane problemimiz var...

Neymiş o?
Yol, yol, yol.


-Ondan sonra bir Bingöl Vali Yardımcılığı var.


-Evet, önümüzde vali var. valinin verdiği görevleri yapıyoruz. Vali adına görev yapmamıza rağmen orada da vatandaş bizi sevdi. Orada yapılan işler valiliğin emri üzerine yapılan işler. Yani bize maledilemez. Ama beni oradan hala arayan, mesaj atan, selam gönderen insanlar var.

-İz bırakmışsınız orada da…

-İz bırakmak şöyle oldu. Biraz Marko Paşa gibi yapmamdan dolayı iz bıraktım. Yani sabırla bizim görevimiz olsa da olmasa da vatandaşı sonuna kadar sabırla dinlediğimden dolayı.

Geçtiğimiz Mayıs ayında Maliye Bakanlığı’nda çalışan bir uzman Bingöl'de “Ankara’ya gidiyorum, Maliye Bakanlığı’nda çalışıyorum” deyince bir vatandaş orada bizim bir vali yardımcısı vardı. Şimdi Teftiş Kurulu Başkan Yardımcısı olmuş. Şu balı da ona götürür müsün demiş.

Yuvarlak bir teneke petekli bal geldi. Sonra ben balı göndereni telefonla aradım. Ben sizinle nereden tanışıyorum, sizi hatırlayamadım dedim.

Siz beni 15 dakika dinlemiştiniz dedi. Ne anlattı, ne dinledim bilmiyorum. Bir faydam oldumu onu hiç bilmiyorum. O bile teşekkür ediyor, dinlediğim için. Vatandaş özel kaleme gelip “Sayın Valimiz, Vali Yardımcımız meşgul” denildiği zaman çok bozuluyor. Aynı durumda kendimizde bozuluyoruz... İçeri girip vatandaş derdini anlattığında, netice alamasa bile mutlu oluyor...

Bingöl’de benim sekreterim yoktu, vatandaş direkt gelip derdini anlatabiliyordu. Kaymakamlık dönemimde de sekreterim yoktu.

- Vatandaşa devletin kapısının açık olması büyük erdem. Şimdi vatandaş kolay kolay kaymakamların yanına giremiyor. Hele valinin, vali yardımcılarının yanına girmek için yürek istiyor. Hep meşguller, hep büyük işleri var.

-Bazen bana telefon açıyorlar. “ Bir sorunumuz var, kaymakamla görüşmek istiyoruz bize randevu alır mısınız?” Diyorlar. Gidin görüşün diyorum. Ama vatandaş çekiniyor, kaymakam meşgul denilince ısrar etmeyip geri dönüyor.
Ben hayret ediyorum bu duruma... Devlet görevlileri vatandaş için var. Onların sorunlarını çözmediğinizde o koltukta oturmanızın bir önemi de olmuyor.

-Sonra Pamukova Kaymakamlığı?

-Pamukova (Sakarya) 1988’de ilçe oldu. Bingöl Vali Yardımcılı'ğı görevinden sonra Pamukova Kaymakamlığı'na atandım. Pamukova’nın kurucu kaymakamıyım. Bu yüzden Pamukovalılar beni unutmuyorlar. Ben Pamukova Kaymakamlığı'ndan 1989 yılında ayrıldım. 24 yıl olmuş. Her sene Haziran ayında pilav günleri olur. Her pilav gününde mutlaka beni davet ederler. Ben 2012 Haziran ayında Pamukova'ya gittim. Çok sıcak, çok iyi karşıladılar. Daha önce de dört beş pilav günlerine gittim. Fırsat buldukça da gidiyorum. Unutulmamak, iz bırakmak gerçekten güzel bir şey.



-Sonra 1989’da Mülkiye Müfettişliği?

-Evet, mülkiye müfettişliğine başladık. İçişleri Bakanlığı’na bağlı birimlerin teftiş ve soruşturmasını yapıyoruz, araştırmalar yapıyoruz.

- Müfettişlik nasıl bir görev, insanların geleceği hakkında karar veriyorsunuz? Bu konuda ne diyeceksiniz?

-Kaymakamlıklar da yapılan hizmetleri vatandaş unutmuyor, yıllar sonra hatırlıyor arıyor ama müfettişliğimiz döneminde böyle bir arayan soran olmadı. Adamın lehine de yazsan aleyhine de yazsan müfettişlik böyle soğuk bir meslek.

-Denetlenenler için tedirginlik veriyor ama tabi devletin işleyişi açısından bunlar hele hele sorumlu olan yerlerde sizin bulunduğunuz makam, görev gerçekten kutsal.

-Evet, tabi görevin hakkının adil bir şekilde verilmesi gerekiyor. Düzeltilecek bir konuysa düzeltip hemen yargıya göndermemek gerekiyor. Kişinin ben bunu hak ettim demesi gerekiyor. Bazıları hak etmesine rağmen “hak etmedim, müfettiş beni yaktı” diyor. Ben elimden geldiği kadar adil bir şekilde karar vermeye çalışıyorum.
Şu anda merkez valisi oldu, bir sınıf arkadaşım 2000 yılında bir ilde vali yardımcısı iken ben o ile müfettiş olarak soruşturmaya gittim. Çok enterasan bir olay anlattı.

“Bir Vali Yardımcısı abimizle Ankara’da karşılaştım. Abi napıyorsunuz dedim?
“Ya napalım dedi 24-25 yıllık hizmetimiz var mahkemeye gidip geliyoruz” dedi. Ne mahkemesi dediğimde “Mustafa Uysal diye bir Mülkiye Müfettişi bizi yaktı, mahkemeye gönderdi, yargılanıyoruz” deyince. “Abi Mustafa benim siyasaldan sınıf arkadaşım, ben kendisini iyi tanırım, kimseye haksızlık yapmaz” demiş.

O Vali Yardımcısı da bu söz üzerine, “Biz aslında yargılanmayı hak ettik. Aslında müfettiş haklı” demiş.

Bu anekdotu anlatınca bu bölümü bir kez daha söyle dedim. O da beni kırmadı tekrar etti... Hem mutlu oldum, hem de içten içe bir burukluk yaşadım..

-Çok teşekkür ederim güzel bir röportaj oldu.

Ben teşekkür ederim. Beni geçmişe götürdünüz, duygulandım... Mutlu oldum...

YUSUF İNAN - YERELGÜNDEM.COM




computer Haber Sitelerine ve Kurumsal Şirketlere Kurumsal Hosting - Bilgi ve sipariş için Tıklayınız...

Bu haber 25/10/2013 22:22 tarihinde eklenmiştir.

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
captcha
 
Authors