Dr.Mehmet DEMİRKAYA
Tıp Doktoru




Bu Ülke

“Düşüncenin her korkudan azad olduğu bir ülke
  Bir ülke ki insanları dimdik,
  Dünya duvarlarla bölünmemiş,
  Kelimeler gönlün derinliklerinden fışkırır,
  Emek kemale uzatır kollarını,
  Aklın ırmağı alışkanlıkların karanlık çölünde  kuruyup gitmemiş,
  Ne olurdu Tanrım! Benim yurdum da böyle bir Ülke olsa!”


Rabindranath Tagore
 
1970'li yıllar; lise yıllarım, ülkem ateş topu gibi sıcak ve yakıcı. Yıllar sonra bir araya gelip dost olabilecek gençler iki ayrı kampın insanı olarak birbirlerine şüphe ve hatta nefretle bakıyorlar. Oysa uğruna gerektiğinde canlarını verdikleri ülke hepsinin ülkesi. Bizim Ülkemiz!

“Bağımsız Türkiye”, “Milliyetçi Türkiye” sloganları atılıyor.

Bir ülkenin bağımsız olmadan milliyetçi, milliyetçi olmadan bağımsız olamayacağı göz ardı ediliyor. Okullar, kahvehaneler, sokaklar, şarkılar ayrıştırılıyordu. İşin kötüsü aynı sofranın çevresinde aynı ekmeği paylaşan aileler bile bölünüyordu.

İşte o yıllarda bir kitapçının raflarında rastlamıştım “Bu Ülke”ye...  Cemil Meriç'in “Bana öyle geliyor ki, hayat denen mülakata bu kitabı yazmak için geldim; etimin eti, kemiğimin kemiği.” dediği deneme kitabı, Bu Ülke'ye.

Büyük bir merak ve istekle Bu Ülke'nin sayfaları arasında dolaşırken bazen coşuyor, bazen de şaşırıyordum. Kitabı sonlarına doğru bir sayfada rastladım Tagore'un şiirine.  Kısacık şiir  okuduğum andan beri yıllardır hayallerimi şekillendiriyor. Düşüncenin suç olmaktan çıktığı, işsizliğin kader olarak benimsenmediği, karşımızdakileri ötekileştirmek yerine biz yapabilmenin derdi ile yanan gönüllerin birleştirdiği insanların ülkesi bir ülke. Güzel Türkiye’m! Aklın, hukukun, demokrasinin egemen olduğu bir ülke hayallerim o zamandan beridir coşkuyla çağlıyor yüreğimde, beynimde.

Bu Ülke'nin ilk baskısını yaptığı 1974 yılında ülkem geleneksel Hint Şiirinin son büyük temsilcisi Rabindranath Tagore'un hayal ettiği bir ülke olmaktan çok uzaktı.

Yıllar geçti, 12 Eylül öncesinin ve sonrasının yaraları kapanırken, yeni yaralar açılmaya başlandı ülkemde. Düşünce suç olmaktan çıkamadı. Gazeteciler, yazarlar hala cezaevleri ve adliye koridorlarının müdavimi olmaya devam ediyorlar. Toplum mühendisleri, yeni yeni duvarlar örüyorlar aramıza ve etrafımıza. Aklın yolu çıkmaz sokaklarda tıkanıp kalıyor.

Günümüz Türkiye’sinde herhangi bir gün yapacağımız medya taramasında ayrıştırma çabalarının bulgularına rastlıyoruz. İşte KONDA Araştırma ve Danışmanlık Şirketinin Radikal Gazetesi'nde 13 Haziran Pazar günü yayınlanmaya başlayan "Siyasette ve Toplumda Kutuplaşma" anket sonuçların değerlendirmesi: “Türkiye'de kendi içinde birçok ortak değere sahip üç kümenin olduğu ortaya çıktı:

Modernler, gelenekselçi muhafazakârlar ve dini muhafazakârlar...”

Bu araştırma bir yandan durum tespiti yaparken, bir yandan da ayrıştırmayı desteklemek ve yaygınlaştırmak amacına hizmet etmiyor mu sorusunu pekâlâ sorabiliriz.

Bu coğrafyada güçlü Türkiye istemeyen odaklar, toplumun birbirini ötekileştirmesi için alabildiğine çaba göstermekteler. Eskiden kahvehaneler, şarkılar, sokaklar ayrıştırılıyordu. 12 Eylül'ün yaralarını sarıp bunları aştık demenin mutluluğuna erişirken şimdi mahalleler, şehirler hatta bölgeler ayrıştırılmaya çalışılıyor.

İşte böyle bir ortamda yeni bir gazetede yeni bir ses olarak birbirimizi  ötekileştirmek yerine tanış olmak, biz olmak için çaba sarf edeceğiz. Dünyayı değiştirmek yerine kendi bakış açılarımızı genişletmek ve çevremize artı değer katmak aramızda binlerce yıl ayakta kalacak gönül köprülerini kurmak fırsatını değerlendirmek ümidi ile Merhaba diyorum.




(*) ÜCRETSİZ HOSTİNG : 2 GB Hosting Web Alanı + 10 GB Bantwith + 5 Farklı Site Yayınla... Com Net Org - Com.tr Alan Adı Tescili (*) HABER SİTELERİNE VE KURUMSAL ŞİRKETLERE ÖZEL HOSTING - DEDICATED SERVER...

Bu yazı 25/07/2010 tarihinde eklenmiştir.

Yazarın Diğer Yazıları

  1. Şeyh Edebali Sesleniyor!
  2. Referanduma Giderken...
  3. Bu Ülke
 

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

Authors

ÇOK OKUNAN YAZILAR

ÇOK OKUNAN HABERLER