
![]() |
Mehmet Ali ÇAVUŞ İzmir Barosu Avukatı
|
“Sivil Vesayet”mi dediniz…
Son yıllarda siyasi literatürde sıkça kullanılan kavramlardan biri de, “vesayet”.
Vesayet, aslında öncelikle hukukta kullanılan bir kavram. Medenî hukukta vesayet, akıl melekelerindeki bir sakatlık nedeniyle kendisi için neyin iyi neyin kötü olduğunu fark edip, iyiyi tercih etme yeteneğini kaybetmiş olan kişinin, bu yeteneğe sahip olan bir başka kişinin vesayeti altına konulmasını ifade ediyor. Buradaki akıl yürütme, modern hukukun en temel değerlerinden olan kişiyi koruma fikrine dayanıyor. "Askerî vesayete de sivil vesayete de karşıyız" sloganını üretenler herhalde vesayeti bu anlamda kullanmıyorlar.
Vesayetin bir de idare hukukundaki manası var. Burada vesayet, merkezî idarenin yerinden yönetim birimleri üzerindeki denetim yetkisini anlatıyor. Buradaki akıl yürütme, medenî vesayetten biraz farklı. Merkezî idarenin kontrolü, devlet idaresinin bütünlüğünü koruma endişesinden kaynaklanıyor. Türkiye'de bu anlamda idarî vesayetin gereğinden fazla merkeziyetçi bir idare oluşturduğu, yerel yönetimlerin daha özerk kılınması gerektiği söylenebilirse de, "sivil vesayet" terimi böyle bir eleştiri amacıyla da kullanılmıyor.
O halde sormak gerekiyor; "Sivil vesayet" acaba hangi anlamda kullanılmaktadır?
Siyaset bilimi alanında, CHP'nin tek-parti dönemini anlatmak üzere kullanılan bir kavram olarak vesayet, bir bakıma, kendisi için neyin iyi, neyin kötü olduğunu ayırt edemediği ve dolayısıyla seçim yapma ehliyetine de sahip olmadığı varsayılan bir halkın üzerinde kurulmuş olan tek-parti diktatörlüğünü ifade ediyor. 1960, 1971, 1980, 1997, 2007 gibi açık darbe, muhtıralı muhtırasız müdahale dönemleri yanında, kendi kendisini idare etme yeteneğinden yoksun olduğu düşünülen Türkiye halkı üzerinde, tek-parti zihniyetini kurumsallaştırmak üzere 1961 ve özellikle 1982 Anayasası'na yerleştirilmiş olan vesayet mekanizmalarının demokrasiye aykırı niteliklerinin, Türkiye’deki vesayet rejiminin siyasî anlamda tek-parti dönemiyle sınırlı kalmayıp kalıcı bir rejim tipine dönüştüğünü söyleyebiliriz. İşte bu nedenle, yeni Anayasa çalışmaları vesayetçiliğin son kalıntılarını temizlemek için zorunlu görünüyor.
Siyaset biliminde vesayetçiliğin ikinci anlamı da, prensip olarak halkın kendi kendisini yönetmesinin mümkün ve hatta istenilir olmadığını düşünenlerin savunduğu, demokrasiye tamamen zıt, bu anlamda demokrasiye alternatif bir başka yönetim biçimidir.
Türkiye'de yerleşik hâle gelmiş olan ve daha ileri bir demokrasi için tasfiye edilmesi gereken şey de, bu anlamıyla kalıcı bir anti-demokratik sistem olarak vesayetçiliktir. Bu sistemin taşıyıcısı "bürokrasidir". "Sivil vesayet" terimi, bu anlamıyla askerî olanın yanında "sivil bürokrasinin" demokratik süreçleri engelleyici veya bozucu kontrolünü eleştirmek için kullanılıyorsa, belki kabul edilebilir. Ama, sivil sözcüğünün doğru anlamında "yurttaşların (seçilmiş temsilcilerinin) vesayeti" anlamına gelecek biçimde kullanılıyorsa, kişinin kendi kendisini yine kendisinin vesayeti altına almasından bahsetmek kadar saçma olup tipik bir kavram kargaşası örneğidir.
Vesayetçiliğin, otokratik bir yönetim tarzını da beraberinde getirdiği tartışmasızdır. Okuma/yazması olamasa bile, irfanı, basireti ve tecrübesi ile doğruyu yanlıştan, iyiyi kötüden ayırma yeteneğine sahip bir millete karşı ancak zorlayıcı yöntemler kullanarak vasilik yapılabilir. Bu da aslında bir nevi diktatörlüktür.
Sivil vesayet kavramını kullananlar, acaba “sivil diktatörlük” kavramını mı kullanmak istiyorlar?
O zaman şöyle bir düşünelim;Dokunulamaz sanılan “tabulara” dokunulmuş. Sorgulanamaz sanılan kurumlar, kişiler “sorgulanır” hale gelmiş.
Demokratik hak ve özgürlüklerin genişletilmesi içiz bir sürü yasa değişikliği yapılmış. Uyum yasaları çıkarılmış. Kısmi “anayasa değişikliği” yapılmış. İfade özgürlüğünün önü açılmış. Kürt meselesinde önemli adımlar atılmış. Kürt sözcüğünün bile müeyyideye bağlandığı karanlık dönem, nispeten özgür bir ortama elvermiş... Kürtçe televizyon var. Kürtçe şarkı söylenebiliyor. Kürtçe yayın yapılabiliyor. “Kürtçe eğitim” konusunda teknik altyapı çalışmaları yapılıyor. Bu nasıl “sivil diktatörlük”tür?
Hadi, darbeleri “sorun” yapmadınız diyelim. Ama pıtrak gibi ortalığa saçılan “eylem planlarını” da dert edinmiyorsunuz. Fişlemeler, ıslak imzalar, bombalı eylemler, suikastler de “demokratik vicdanınızda” makes bulmuyor.
Hrant Dink’in akıbeti size bir şeyler anlatmıyor mu? Ergenekon gerçekleri kanınızı dondurmuyor mu? Balyoz planı uykularınızı kaçırmıyor mu?
Öyleyse, dün vesayet meydanında dilediği gibi at koşturanların, bugün yollarına taş konulunca, “sivil diktatörlük” diye bağırmalarına aldırmamak gerekiyor. Sivil siyasetin gücünü giderek artırmasını sevinçle karşılamak gerekiyor. Sonuçta güçlenen halktır, demokrasidir.
- Alevi Evlilik
- Doktor Evlilik
- Yuvayı Dişikuş Yapar
- Evlilik Kataloğu
- Dedem Evlenecek
- İslami Evlilik
- Öğretmen Evlilik
- Hemen Evlilik
- Anlaşmalı Evlilik
- Kürt Evlilik
- Engelliler Evleniyor
- Rüya Tabirleri
- Rus-Türk Evlilik Sitesi
- Web Tasarım
- Şehitler Ölmez
- Muhsin Yazıcıoğlu
- Hosting Domain
- Zengin Eş
- İzmir Evlilik
- Dert Ortağı
- Acil Tazminat
- Muhsin Yazıcıoğlu
- Konya Evleniyor
- Birlikte Tatil
- Evlilik Kataloğu
- Sanal Psikolog
- Polis Evlilik
- Avukat Evlilik
- Deniz Gezmiş
- Holiday in Anatolia
- Kitap Bülteni
- Bekar Alemi










































