Yıldız SAĞTÜRK
Gazeteci Yazar




Fransa'nın Gizlediği Günahı, Sorgu - La Qestion

Uzun yıllar önceydi, sanırım 12-13 yaşlarındaydım. Evde masanın üstünde bir kitap duruyordu. İnce, beyaz kapaklı bir kitap. Üstünde LA QUESTION yazılıydı. Daha sonradan onun Fransız gazetecisi ve yazarı Henri Alleg tarafından yazıldığını öğrendim. Kitap yabancı bir isim taşıdığı için dikkatimi çekmişti. İç sayfalarını şöyle bir karıştırdım. İşkence sahnelerini anlatıyordu. Aceleyle birkaç yerine daha baktım. Fransızların Cezayir halkına yaptığı, cellatların çeşitlerini denediği işkenceleri anlatıyordu.

Küçük bir çocuktum. İçim bulandı. Gözlerime yaş doldu. Kitabı kapattım. Bir çocuktum. Ömründe hiç ölü görmemiş, ailesi tarafından örselenmemiş, tokatlanmamış, onuru korunarak yetiştirilmiş bir çocuğun kaldıramayacağı bir yıkıntı altında kalmıştım. Ve yapayalnızdım.

Birkaç gün geçtikten sonra, kitap hala aynı yerde duruyordu, İçimdeki bulantı hissine rağmen kitabı yeniden elime aldım. Neden ve Niçin’e bir cevap arıyordum. Kim, neden, nereden, nasıl bir emir aldı da bunları nasıl yapabildi? Kitabın önsözünü açtım. Jean-Paul Sartre tarafından kaleme alınmıştı. Sonradan, birkaç sene sonra, Jean-Paul Sartre’ın dünyayı etkileyen en büyük düşünürlerden biri, bir Fransız bilge kişisi olduğunu öğrendim. Henri Alleg’in Cezayir’de, diğer Cezayirliler gibi işkence gördüğünü, işkencelere tanıklık ettiğini, bu kitabının Fransa’da yasaklandığını okudum.

Sartre’ın yazdıkları bunca yıl geçmesine, okuduğum yıllar çocuk olmama rağmen daha hala aklımda. Sartre diyordu ki, “Almanlar Fransa’yı işgal ettiği zaman yaptıkları mezalim, işkence, kötülük kulaktan kulağa söylenir dururdu. Biz Fransızlar, Alman subaylarının, askerlerinin karşılarına geçip gözlerinin içine bakmaya cesaret edemezdik. Onun için hep sırtlarından bakardık. Kaputlarının yakalarından, enseleri görünürdü. Alman köylülerinin enseleri. Bu enseleri tanırdık. Bizim toprağı çapalarken, fide dikerken, ekin biçerken, güneşten yanmış, kavrulmuş köylülerimizin, Fransız köylülerinin enseleri. Hiç farkları yoktu. O zaman düşünürdüm. Yabancılaşır, karmakarışık, bulanık düşünürdüm. Sanki bizim köylülerimiz, bizim çiftçilerimiz bu işkenceleri bize yapıyormuş gibi gelirdi. Kimlerin, niçin, nasıl bir duygu ile bu saf, bu sade insanlara, bunu nasıl yaptırabildiğini hiç anlayamadım. Şimdi benim köylüm, Cezayirde, Cezayir köylülerine aynı işkenceleri yapıyorlar. İşkenceler çeşitleniyor, daha çok acı veriyor, daha silinmez oluyor.”

Çağına tanıklık eden bir yazarın silinmez acılarıydı bunlar. Çocukluğumda, benim de, silinmez acılar bıraktı içimde. Yıllar sonra Fransızların haksız, mesnetsiz, soykırım iftiraları için Parlamentolarındaki gayretleri, Fransa’da kamu oyu yaratmak için yaptıkları propaganda ve beyin yıkama çabalarını düşünüyorum. İçimde çocuklukta La Question’u okurken duyduğum haksızlığa isyanı, derin acıyı yeniden duyuyorum.

O zamandan bu zamana kitabı bir daha hiç görmedim. O zamandan bu zamana bir milletin, Cezayir’in, sömürgecilerin ifadesiyle ‘kara ayaklıların’, tarihinde hiç unutulmayacak acı izler bırakan insanlık suçunu hatırlamak istemedim. Ben gözlerimi kapatsam da bir gerçek hiç değişmiyordu. Cezayir’de de, Osmanlı’da Ermeni vahşetinin arkasında da “Böl! Parçala! Öldür! Yok et! ” emrini veren o sömürgeci güçler vardı. Şimdi her soykırım iddiasını duydukça silahlı Ermeni vahşetiyle öldürülen küçük çocukların, evrende hiç sönmeyecek acı çığlıklarının üstünde yükselen soykırım heykelleri içimi dağlıyor. Bu iftira heykellerinde, kendi kanlı ellerini başka mazlum ulusların üzerine silen sömürgeci ruhun cehennemini görüyorum.

Fransa sömürü zihniyetle başkalarının ülkelerinde yaptığı mezalime, kendi geçmişine gözlerini yumuyor. Kendi tarihinin kirini tarihe gömüyor.

Ve bugün o Fransa Meclisi 1915 olaylarıyla ilgili Ermeni iddialarının inkarını suç sayan düzenlemeyi kabul ediyor.

Tarihi tarihçilere bırakmak dururken, tarihi gerçekliği siyasetin kirli oyunlarıyla tersyüz edip siyasi menfaatine alet ediyor.
Fransız ihtilalinin özgürlük ilkelerine hiç yakışmayan bir yeni zihniyetle, bilgiçlik ve popülarizmle ifade özgürlüğünü bile hiçe sayıyor. Yıkılan, dağılan, ermeni çetelerince sırtından vurulan ve ayakta kalmak için kendini savunan bir ülke halkının gerçeğini tersyüz ediyor. İhaneti cezalandırmayı soykırım addediyor.
İşte Fransanın bir kez daha ortaya çıkan ikiyüzlülüğü.
Ama bu Fransız halkına verilen bir ceza. Fransız yönetici diyor ki, ‘Ey halkım, sen tarihi inceleyemezsin. İncelediğin zaman bulduğun gerçekleri açıklayamazsın. Çünki ben senin düşünceni şimdiden mahkum ettim.’

Fransız Parlamentosunda sadece 38 kişinin el kaldırmasıyla Fransız halkının düşüncesine pranga kondu.


Ancak toplumlar üstüne işlenen bu tarihi suçun sorumluluğu sadece el kaldıran bir avuç insanın değildir. Aynı zamanda bu sorumluluk oturuma gelmeyen tüm Fransız Parlamentosunundur. Bu ses Fransız Parlamentosunun sesidir.

Bu ses sessizce çökmekte olan Avrupa Uygarlığının ilk ayak sesleridir.




(*) ÜCRETSİZ HOSTİNG : 2 GB Hosting Web Alanı + 10 GB Bantwith + 5 Farklı Site Yayınla... Com Net Org - Com.tr Alan Adı Tescili (*) HABER SİTELERİNE VE KURUMSAL ŞİRKETLERE ÖZEL HOSTING - DEDICATED SERVER...

Bu yazı 23/12/2011 tarihinde eklenmiştir.

Yazarın Diğer Yazıları

  1. Fransa'nın Gizlediği Günahı, Sorgu - La Qestion
  2. Çocuklarımıza nasıl bir dünya bırakıyoruz ?
  3. TEHLİKEYE ALDIRMADAN YAŞAMAK?..
  4. KOL KIRILIR YENİ İÇİNDE KALIRSA BÖYLE OLUR !
  5. SEVGİLİ ÖĞRETMENLERİMİZE ...
  6. ÇOCUK İNSANIN ATASI
  7. UYGARLIK AĞACININ KÖKLERİ KİTAP
  8. NASIL BİR KENT ÖZLÜYORUM ?
 

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu

Authors

ÇOK OKUNAN YAZILAR

ÇOK OKUNAN HABERLER