Bilal EYÜBOĞLU
İzmir Barosu Avukatı
bilaleyuboglu@msn.com

Hayatımız Her şeyimizdir.

Sahibi olduğumuz en değerli varlığımız hiç kuşkusuz hayatımızdır. Hayatını yüce değerler uğrunda feda etmekten çekinmeyenlerimiz dışında hepimizin en değerli, en dokunulmaz, en vazgeçilmez varlığımız hayatımızdır.

Adına hayat denilen koca bir okyanusun ortasında, minnacık teknelerimizde azgın dalgalar arasında yaşam yolculuğu yapıyoruz. Bu yolculuğu mutluluk içinde yapabilmemiz, yaşamın gerçekleriyle iyi bağdaşabilmemize çok bağlıdır.

Eğer kendimize uygun bir hayat felsefesi edinebilmiş, buna uygun bir yaşam biçimi seçebilmiş isek, yaşam mücadelesinde başarılı olma şansımız çok yüksektir.

Hayatın acı gerçeğidir. Hayatta başarı ve mutluluğu sadece irade ve tercihlerimiz belirlemez, öncelikle hayat şartlarımız belirler. Her insan doğduğunda kendisini matruşka misali ben, aile, çevre, ülke ve dünya sarmalının içerisinde bulur. Nerede, ne zaman kimlerin çocuğu olarak doğduğu, hangi özellikleri taşıdığı kendisinin tercihi değildir. Hayat şartları kimi zaman çok elverişli, yazık ki çoğu zamansa çok çetin ve çetrefilli olur. Bireyin başarı ve mutluluk için öncelikle kendisini saran yaşam koşullarını iyileştirme, değiştirme zorunluluğu vardır. Görülüyor ki hayat şartları kişinin kaderi gibidir.

Mutluluğun sırrı, hayatımızın kıymetini iyi bilmemizde saklıdır. Hayatta gerçek zengin kişiler, servetleri fazla olan kişiler değil, mutluluğu fazla olan kişilerdir. Bir insanın hayatının anlamını kaybetmesi, hayatını kaybetmesinden daha önemlidir. Yaşam sevinç ve direncini kaybeden kişi kolay mutlu ve başarılı olamaz.

Hayat dediğimiz şey, doğumdan ölüme kadar geçirdiğimiz süreç yani ömrümüz, bu süreçte yaşadıklarımız yani yaşantılarımızdır. Bu paha biçilemez eşsiz hazinemizi koruyup daha yaşanılası duruma getirmek kendimize olan en öncelikli borcumuzdur. Hayatı sevmeyen, kendisini de sevemez. Hayatının değerini bilmeden, yaşamak, yaşamak değil, sadece ömür tüketmektir.

Eğer benliğimizi sevgiyle donatabilir, sağlığımızı koruyabilir, insanca yaşayabilecek kadar varlık edinebilirsek kendimizce bir mutluluk krallığı kurabilir ve bu krallığın, kraliçesi ve kralı olabiliriz. Aymaz olmayalım, hayat dediğimiz çileli saltanat hani çok da uzun değil. Kavanoz dipli dünya göz açıp kapayana kadar gelip geçiveriyor. Hayatı dolu dolu, doyasıya yaşamak varken ona seyirci kalıp bu altın fırsatı ıskalayıp kaçırmak niye? Unutmayalım ki insan eğer ister ve çabalarsa ve bir de mutlu yaşamanın altın kurallarını keşfedebilirse er geç başarı ve mutluluğu yakalayabilir. Eh, mutlu bir hayat ise her şeye değer.

Bu yazı 08/09/2010 tarihinde eklenmiştir.