Erol MARAŞLI
Gazetezi Yazar
erolmarasli@gmail.com

Demokrasimizdeki Vehamet...

Bizde her yıl aynı vahamet yaşanıyor: vahamet’in adı Yüksek Askeri Şura toplantısı ve toplantıda terfi edecek, emekliye ayrılacak komutanlar kimler, bunu için yapılan pazarlıklar ve gündem oluşturulması.

Başka ülkede böyle bir vahamet yaşanmaz: Çünkü o ülkelerde askerler “erk kavgası” yapmadıkları ve siyasi iradenin emrinde oldukları için hangi görev verilirse onu kabullenmek zorundalar.

Bizde ise hep pazarlık konusu ve siyasi iradeye güç gösterisi haline dönüşür.
Geçmişte de böyleydi: ne yazık ki bugünde böyle.

Geçmiş dönemde bu durum askerlere özgü değildi: TRT genel müdürlüğü makamı bile bu ülkede kriz meselesi oldu: Demirel uzun süre İsmail Cem’i TRT genel müdürlüğünden alamadı.

Bizde asker devleti kuran iradenin en önemlisi olduğundan ; kendini ülkenin ve devletin tek koruyucusu olarak görür ve yasalarla bu görevin kendisine verildiğine inanır. İşte bu yüzdendir ki; kendi açısından vahim gördüğü durumlarda “balans ayarı” yapıp muhtıra vermiş ve iki tane de darbe yapmıştır.

Ne için ?
Vatanı ve Devleti kurtarmak için!

Ama bu işin aslı “siyasi erk”e ortak olmak ve bu erkin sahasını genişletmek, elindekini pekiştirmek içindir.

Oysaki Atatürk’ün askere vasiyeti “ siyasete bulaşmayın!” dır.
Ama ne yazık ki; asker 1940 ların ortalarından itibaren siyasette erke ortak olmak istemiş ve almıştır da.

Asker için siyaset; asli bir görev gibi telakki edilmiştir.

Bugün yaşananlar da siyasal iktidar ile askeri bürokrasi arasındaki bir erk kavgasının başka bir versiyonudur. Geçmiş dönemlerde kendi kurdukları kuralları teamül haline getiren askerler, bugün karşılarında “teamüllere hayır”, “siyasi erk’e ortak olamazsın: senin görevin yurt savunmasıdır…sen benim emrimdeki bürokratsın!” diyen iktidar ile pazarlık masasındadır.

Anlamıyorum: neyin pazarlığı yapılıyor?
Niçin yapılıyor?

Neden toplum bu pazarlıklarla bu kadar ilgileniyor?

Evet, askeri ve bürokratik vesayetin yerine demokrasinin kurallarını özümsemiş toplumlarda yürütme irade sergileyerek olayı çözer ve asla pazarlık konusu yapmaz.
Halk da kim nereye gidecekmiş,kim emekli olacakmış, kim terfi edecekmiş gibi konularla ilgilenmez.

Bir Amerikalı,Fransız,Alman, yada Japon ülkesindeki komutanların adlarını dahi bilmezler. Genel kurmay başkanının kim olacağını hiç de merak etmezler. Çünkü onlar başka ilgilenecek konu bulurlar. Ama bizde öylemi?

Bunda askerin hak iddia etmesindeki yanlışlık kadar, siyasetçinin yıllarca süren vesayeti kabulü de aynı tür bir yanlışlıktır.

Bu hükümet de olayı on güne yayarak aynı yanlışlığın içine girmiş ve irade zafiyeti yaşamıştır.

Hepsi bu!

Hala da devam ediyor…

Bu yazı 08/08/2010 tarihinde eklenmiştir.