Mehmet Ali ÇAVUŞ
İzmir Barosu Avukatı
m.a.cavus@hotmail.com

Bir gün bitecek mi?

Biliyorsunuz, İzmir’in bitmeyen bir türküsü var: Metro. “Lo lo lo” türküsü gibi hep aynı nağmeleri dinlemekten bıktığımız, ne zaman biteceği konusunda kahve fallarından medet umduğumuz, can sıkıcı, sevimsiz, nahoş türkü. Belediye Başkanı tarafından 31.12.2010 tarihinde biteceği deklare edildiği için, bu cehennem sıcaklarında yaşadığımız trafik işkencesine katlandık. Tozuna, toprağına, gürültüsüne hatta çökme tehlikesine katlandık. Ama şimdi umutlarımız 2011’e erteleniyor ve hayallerimiz yeniden yıkılıyor.

Hükümet-belediye işbirliği ile yapılan ve temeli 2005 yılında atılan Aliağa-Menderes Banliyö sisteminde, birçok aksaklık, eksiklik ve gecikme sonunda belli bir aşamaya gelindi ve nihayet Güney aksında yolculu deneme seferleri başladı. Kuzey aksında ise kısa bir süre sonra başlaması planlanıyor. Elbette bu durum, halka hizmet konusunda saplantıya kapılmadan yapılan çalışmaların ne kadar verimli sonuçlar ortaya çıkarabileceğini de gösteriyor. Ama aynı belediye, metro konusunda “Yarım kalmış metro inşaatlarının merkezi hükümete devri ve Ulaştırma Bakanlığı tarafından tamamlanması” için çıkarılan kanuna “Sıkıysa, gelsin alsınlar” diyor. Bir yandan, metronun bitim tarihi sürekli ertelenirken diğer yandan bu projeyi tamamlama konusunda merkezi hükümetin yardımlarını külhanbeyi tarzında reddeden bir belediye ye ancak “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” denilebilir.

“Kemal Kılıçdaroğlu’nun genel başkanlığa geldiği günden itibaren CHP’nin hem tavrında, hem sloganlarında çağın gerçekleri ile uyuşmayan, kontrolsüz bir radikalleşme meydana geldiği” eleştirilerine bende katılıyorum. Rakiplerine her türlü suçlamayı, hakareti hatta küfrü mubah gören bir genel başkanın partilileri de elbette ondan farklı davranmaz. Nitekim, lafa geldiğinde “İzmir’in çağdaş, aydınlık yüzlü insanları” tekerlemesini dillerinden düşürmeyenler, fuar açılışı için davet edilmiş bir bakanı, bütün dünyadan gelen misafirler önünde yuhalayabiliyor. En önemlisi de, ne genel başkanlarının, ne de il başkanlarının bu rezalete müdahale etmemesi. Kendi Belediye Başkanlarını bile utandıran bu olay, CHP’nin giderek radikalleştiğini gösteren en güzel örneklerden biri.

Yeri gelmişken adı “Uluslararası” olan ama üçüncü dünya ülkelerinden başka hiçbir ülkenin katılmadığı İzmir Fuarından da bahsetmek istiyorum. Geçen gün gittim, gezdim ve inceledim. Bir katılımcının da dediği gibi, araba ile su arıtma cihazının, kestane şekeri ile cep telefonunun, gazino, konser ile belediye standının, dünya mutfakları ile şekerci, turşucu, dondurmacı, mısırcı, dönercinin, sanat sergisi ile stand-up’çının aynı mekanda buluştuğu bir fuar, çağdaş fuarcılık kriterleri ile bağdaşmıyor. Artık herkes ihtisas fuarlarında buluyor. Doğrudur, fuarın tarihi bir misyonu var. Ama kabul edelim ki artık eski fuar kalmadı. Amerika’nın Rusya ile teknoloji yarıştırdığı, bütün Avrupa ve Uzak Doğu ülkelerinin tam kadro katıldığı bir fuar yok. Birkaç Afrika ve Ortadoğu ülkesinin hediyelik eşya ürünlerini satmak için geldiği bir fuar var. Türkiye’nin önde gelen firmalarının ürünlerini sergilediği bir fuar yok. Üç, beş yeni firmanın ürünlerini reklam etmeye çalıştığı bir fuar var. Bu nedenle, konunun uzmanları ve profesyonelleri bu fuara değil, ihtisas fuarlarına koşuyor. Bu fuara ise kim geliyor: Halk. Niçin? Birazcık ta olsa eğlenmek, hoşça vakit geçirebilmek için. O halde, fuarın adını da değiştirelim ve Uluslar arası İzmir Kültür, Sanat ve Eğlence Festivali koyalım. Böylece, belki daha çok ziyaretçi çekme ve İzmir ekonomisine daha çok katkı yapma imkanı olur.

Ne dersiniz?

Bu yazı 03/09/2010 tarihinde eklenmiştir.