Necdet İÇEL
İlahiyatçı Yazar
info@necdeticel.com.tr
Oruç bir ruh terbiyesidir
İNSAN sadece bir cesetten ibaret değildir. İnsan dendiği zaman akla sadece insanın cismi gelmez. İnsan, ruhu ile birlikte insandır. İnsanın cesedini ayakta tutan da ruhudur.
Ne var ki insanın ruhu ile cesedi ters orantılıdır. Ruh ne kadar gelişirse, ceset o nispette zayıflar. Ceset ne nispette gelişirse ruh o nispette güçsüz kalır.
Mü’min, ruhunu inkişâf ettirdiği nispette mü’mindir. Bu durumda seyr-i sülûku daha rahat, daha kolay olur. Hoca Ahmet Veliyullah-ı Dehlevî, Hüccetullahü’l- Bâliğa adlı eserinde: “Şiddetli, behimî arzular insanda, meleklik sıfatlarının belirmesine manidir.” der.
Oruç, insanda behimî arzuları kırıp, ruhun ve melekî hasletlerin inkişâfına vesile olur. Fazla dalları budanan ağaç çok çiçek açar, bol meyve verir. İşte aynen onun gibi, beden ve behimi arzular zayıfladıkça ruhun kuvveti artar.
İnsan oruç tutunca kötülük işlemekten utanç duyar. Çünkü oruçlu olması ona daima Allah’ı hatırlatır. Oruç fenalıktan men ederek hayra sevk eder. İman ve kulluğun hazzını tattırır.
İnsanın manevî, ruhî duygularının da her iki yöne; şerre ve hayra ihtimali, meyli vardır. Oruç ve riyazât şer duyguları kökünden keser, hayırlı duyguların inkişâfına sebebiyet verir.
Bu maddî uzuvlar için de böyle değil midir? Tecrübe ile biliyoruz ki, körlerin hafızaları gözü gören adamlardan daha kuvvetli olur, hisleri keskindir. Daha çabuk ve çok ezberlerler ve daha kuvvetli duyarlar.
Mü’min oruç tutarak, riyâzât yaparak; behîmî, hayvanî ve nebatî, şeytanî duygulardan uzaklaştığı nispette zaman içinde yavaş yavaş Allah’ın boyası ile boyanır. Allah’ın verdiği boyadan daha güzeli var mıdır?
İnsan bu ufka yükselince, Allah’a tam ayna olur. Halk arasında “Allahlık” denen saf, berrâk, pırıl pırıl bir mü’min haline gelir. Artık ona bakan, onda onu görmez de, Allah’ı mütecelli görür.
Cenab-ı Hakk’ın kullarına bahşettiği yükselme ve kemâlata erme hâline ulaşmak ve bu dereceyi bulmak için nefsi her türlü kötü ahlâk ve fena düşünceden temizlemek, dünya ihtiraslarından, nefsânî arzulardan uzaklaştırmak lâzımdır. İşte oruç bunlar için en birinci ve kuvvetli çaredir. Oruçta öyle bir hususiyet ve kerâmet vardır ki, kalbi feyiz ve nurla doldurur, saflaştırır, gönlü arındırır, kötü duyguları değiştirir, ibadet ve tâate meylettirir, dünyanın fâni zevklerinden vazgeçirerek ebedî hayat olan ahiret hayatına, Allah rızasına yöneltir. Oruç ile gönül hânesi mamur olur, nurlanır; tokluk ile harap olur paslanır.
İnsanın yaratılmasından maksat, onun yalnız yiyip, içip, yatıp uyuması değil belki bütün mahlukatın mahrum bulunduğu akla sahip olmasından dolayı iyiyi kötüyü düşünüp doğruya, hakka ulaşmasıdır.
Bir mü’minin hakikate açılabilmesi için, ağız ve boğazı; fazla yemek içmekten, dili de lüzumsuz yere söz söylemekten ictinab etmelidir. Çünkü fazla yemek, lüzumsuz söz söylemek, hakikati görme hususunda göz bağıdır. Bu durumda kalp hakikate uyanamaz.
İnsanın karnı aç olunca diğer azaları doymuş olur. Bilakis karnı tok olursa diğer azaları acıkmış olur. Karın tok olursa insanın diğer azaları acıkır; aç kurtlar gibi günahlara, kötülüklere atılır. Dinî hudutları aşar, doğru yoldan sapar, isyan, zulüm ve tecavüzlerle çevresine eziyet eder, insanî yolları şaşırır, sefâlet ve sefâhet gibi ahlâksızlıkları irtikâb eder, aklı başından gider, Allah korkusu kalpten çıkar, önüne gelen mal, can, ırz ve namusa saldırır.
Midelerini tıka basa dolduranlar, diğer duygularının gıdasını veremezler. Mide çok aç kalınca saldırgan olunabileceği gibi, manevî duygular aç kalınca da ruh anarşî içinde olur ve huzur bulunamaz.
Oruç tutmayan, sabretmesini bilmez, nefsini normal şekilde kullanma yollarını gözetmez. Hele refah içinde yaşayanlar, hiç oruç tutmazlarsa, bütün hürriyetlerini şehevi arzularına kaptırırlar. Şunun bunun hukukuna ve malına tecavüzden kendilerini alamazlar, haram helal seçmezler. Hatta vicdanları da istemeye istemeye rezaletlere atılırlar. Nihayet nefislerine de zulmederler, kendilerini akıl ve vicdanın, din ve imanın aksine telef ederler.
Böyle şehvet esiri olanlar, o kadar sabırsız ve o kadar açgözlü olurlar ki, bir gün aç kalmakla hemen ölüvereceğiz zannederler. Bu zanla da orucu zararlıymış gibi kabul ederler. Halbuki oruç, gerek fert ve gerekse toplum açısından büyük bir ruh terbiyesini içerdiği gibi, aynı zamanda midenin ve bedenin dinlenmesiyle sıhhî ve tıbbî açılardan vücuda ait bir takım faydaları bulunan bir beden eğitimini de içine almaktadır. Hakkıyla ve hikmetine uygun oruç tutmanız duasıyla…Bu yazı 09/09/2010 tarihinde eklenmiştir.