CHP'de seçim çağrılarının asıl hedefi tabanı konsolide etmek

Muhalefetin erken seçim çağrıları ne anlama geliyor? İktidarın 2027 planının perde arkası ve siyasetin kapalı kapılar ardındaki dengelerini analiz ettik.

CHP'de seçim çağrılarının asıl hedefi tabanı konsolide etmek

Yusuf İnan

Gazeteci |Siyasi & Stratejik Analist

Erken Seçim İllüzyonu ve Ankara’nın 2027 Gerçeği

Türk siyaseti son dönemde, alışıldık tartışma eksenlerinden uzaklaşıp; büyük ölçüde algı yönetimi ve psikolojik üstünlük mücadelesinin belirlediği kaygan bir zemine oturmuş durumda. Meydanlarda ve televizyon ekranlarında adeta bir mantra gibi tekrarlanan "erken seçim" ve "ara seçim" çağrıları, ilk bakışta yüksek tansiyonlu bir siyasi rekabetin ve iktidar yürüyüşünün işareti gibi duruyor. Ancak Ankara’nın sağır edici sessizlikteki o derin kulislerine yakından bakıldığında, tüm bu gürültünün büyük ölçüde bir illüzyondan ibaret olduğu anlaşılıyor.

Çünkü gerçek siyaset, kürsülerden atılan ateşli sloganlarda değil; kapalı kapılar ardında, milimetrik hesapların yapıldığı ve uzun vadeli stratejilerin çizildiği o dar ve loş odalarda şekilleniyor.

Bugün Türkiye’de, birbirine paralel ilerleyen ve giderek birbirinden uzaklaşan iki ayrı gerçeklik yaşanıyor: Birincisi, kamuoyunun önüne atılan ve saatlerce tartıştırılan "politik söylem" vitrini; ikincisi ise iktidar ve muhalefetin kendi içlerinde, kendi bekaları için kurguladıkları "stratejik planlamalar". Bu iki gerçeklik arasındaki makas açıldıkça, seçmenin siyasete ve çözüm kurumlarına olan inancı da sessizce aşınıyor.

CHP’nin "Ara Seçim" Söylemi: Bir Hücum Stratejisi mi, Yoksa Panik Defansı mı?

Cumhuriyet Halk Partisi lideri Özgür Özel’in ortaya attığı “22 milletvekili istifa etsin, ara seçime gidelim” önerisi, anayasal bir ihtimali barındırsa da, mevcut siyasi aritmetik ve iktidar psikolojisi göz önüne alındığında gerçeklikten oldukça kopuk bir hamle. Bu çıkışın hayata geçebilmesi sadece muhalefetin restine değil; Meclis matematiğine ve daha da önemlisi, oyunu kuran iktidarın buna müsaade etmesine bağlı.

Ankara'nın tecrübeli kurmaylarının çok iyi bildiği üzere, iktidar böyle bir hamleyi tereyağından kıl çeker gibi etkisiz hale getirebilir. İstifaların tamamını kabul edip bir krize sürüklenmek yerine, yalnızca bir milletvekilinin istifasını Genel Kurul'da onaylayıp gerisini reddederek, tüm süreci bir "komediye" dönüştürme ve muhalefeti kendi silahıyla vurma imkanına sahip. Hal böyleyken, bu çıkışın pratikte bir sonuç üretmekten çok, "sembolik" bir manevra olduğu aşikar.

O halde sormamız gereken can alıcı soru şu: CHP gerçekten hemen yarın sandık mı istiyor, yoksa "seçim" kelimesini bir emzik, bir ağrı kesici olarak mı kullanıyor?

Parti içindeki fay hatlarına baktığımızda, ikinci ihtimal çok daha ağır basıyor. Yerel seçimlerde elde edilen o tarihi başarı, CHP’ye devasa bir siyasi kredi açtı. Ne var ki, bu kredinin Türkiye'yi yönetecek sürdürülebilir, ikna edici ve somut bir politik programa dönüştürülemediği gerçeği gün gibi ortada. Bitmek bilmeyen "Kim aday olacak?", "Ekrem İmamoğlu mu, Mansur Yavaş mı?" tartışmaları, parti içi kliklerin iktidar mücadelesi ve henüz ete kemiğe bürünmemiş bir Türkiye vizyonu, CHP’nin hareket kabiliyetini felç ediyor.

Dolayısıyla, bitmek bilmeyen "seçim" çağrıları; iktidarı mindere çekmekten ziyade, homurdanmaya başlayan parti tabanını konsolide etmeye, "biz hala sahadayız, hala hücumdayız" illüzyonunu yaratmaya ve en önemlisi parti içi eleştirilerin, çatlak seslerin üzerini örtmeye yönelik bir "iç güvenlik" hamlesi olarak okunmalıdır.

İktidarın Zaman Mimarlığı: Pusula 2027’yi Gösteriyor

Madalyonun diğer yüzünde, yani iktidar cephesinde ise çok daha net, pragmatik ve hesaplı bir zaman yönetimi var. Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın "Ne hükümetimizin ne de milletimizin yakın vadedeki gündeminde erken ya da ara seçim yer almamaktadır" şeklindeki kesin ifadesi, anlık bir siyasi refleksten ziyade, çok iyi kurgulanmış uzun vadeli bir yol haritasının ilanıdır.

Bu yol haritasının sıfır noktası ise 2027 yılıdır. Mevcut anayasal çerçeve, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın bir kez daha aday olabilmesi için ancak ve ancak "Meclis kararıyla seçimlerin öne alınması" şartını koşuyor. İşte bu ince detay, "erken seçim" kavramını muhalefetin anladığı "kriz baskısıyla sandığa gitme" durumundan çıkarıp, iktidarın kendi eliyle çizeceği "kontrollü ve stratejik bir zamanlamaya" dönüştürüyor.

Bu stratejinin en büyük belirleyicisi elbette ekonomi. Yüksek enflasyonun yakıcı etkisi, alım gücündeki dramatik erime ve sokaktaki ekonomik yorgunluk devam ederken sandığı vatandaşın önüne koymak, iktidar açısından adeta siyasi intihar demek. Öncelikli hedef; enflasyon yangınını söndürmek, ekonomik bir "bahar" havası yaratmak ve ancak bu toparlanma sağlandıktan sonra sandığa gitmek.

Burada Ankara'nın pragmatizmi devreye giriyor: Takvim mutlak değil. Eğer Mehmet Şimşek yönetimindeki ekonomi politikaları beklenenden daha hızlı bir iyileşme gösterir ve yaz aylarının o kendine has pozitif psikolojisi yakalanırsa, bu stratejik seçim tarihi Haziran 2027'ye de çekilebilir. İktidar, rüzgarı arkasına aldığı anı bekliyor.

Siyasetin Bekleme Odası: Gerçek Rekabet Parti İçlerinde

Türkiye, tarihi bir paradoksun tam ortasında. Sandık ufukta hiç görünmüyor ama ülke her gün sadece "seçim" konuşuyor. Türkiye, siyasi bir "bekleme odasına" hapsedilmiş durumda. Bu bitmek bilmeyen ve suni bir gündem yaratan polemikler, hem seçmenin sinir uçlarını yıpratıyor hem de asıl konuşulması gerekenlerin—ekonomi, hukuk, eğitim ve yaklaşan yapısal krizlerin—üzerini kalın bir şalla örtüyor.

Geldiğimiz noktada bir acı gerçeği daha itiraf etmeliyiz: Gerçek siyasi rekabet artık partiler arasında (İktidar vs. Muhalefet) değil; partilerin bizzat kendi içlerinde yaşanıyor. CHP, enerjisinin büyük kısmını potansiyel cumhurbaşkanı adaylarının pozisyon almasına ve iç iktidar mücadelelerine harcarken; AK Parti cephesinde de Erdoğan sonrasına yönelik güç dengelerinin, bürokratik dizaynların ve yeni ittifakların kapalı kapılar ardındaki fısıltıları yankılanıyor. Dışarıya "büyük bir siyasi hareketlilik" olarak yansıtılan bu gürültü, aslında sadece eskiyen sistemin kendi içinde yeni pozisyonlar alma çabasından ibaret.

Muhalefetin Kördüğümü: Eleştirmek mi, İnşa Etmek mi?

Muhalefetin içinden çıkamadığı en büyük açmaz tam olarak burada düğümleniyor. İktidarın hatalarını, eksiklerini, yanlışlarını listeleyip yüksek sesle eleştirmekte oldukça mahir olan muhalefet, iş "Peki siz nasıl düzelteceksiniz?" sorusuna geldiğinde derin bir sessizliğe veya genelgeçer vaatlere bürünüyor.

Seçmen davranışı bir "reddetme" refleksinden ibaret değildir. Seçmen, mevcut olanı yıkmadan önce, "yerine ne koyulacağından" emin olmak ister. CHP’nin bugünkü günübirlik ve tamamen iç kamuoyunu tatmin etmeye yönelik söylemleri, bu "güven" inşasından çok uzak. Ekonomik buhran gibi yakıcı bir sorun karşısında, "kadromuz budur, yol haritamız şudur, kaynağımız da buradadır" diyen net bir "gölge kabine" ve somut bir uygulanabilir politika sunulmadıkça, muhalefetin "kalıcı bir iktidar alternatifi" olarak kitleleri ikna etmesi imkansıza yakındır.

Son Söz: Kör Dövüşü ve Kaybeden Toplum

Özetle; Türk siyaseti oldukça yüksek desibelli ama bir o kadar da vizyonsuz, kör bir dövüşün içinden geçiyor. Erken seçim tantanaları ekranları doldursa da, devletin ve iktidarın aklındaki gerçekçi ajanda 2027’yi gösteriyor.

CHP, "seçim" kelimesini parti içi yangınları söndüren bir köpük gibi kullanırken; AK Parti tüm enerjisini hasar tespiti yapmaya, ekonomiyi rayına oturtmaya ve zaman kazanmaya harcıyor.

Peki bu sürecin kaybedeni kim? Şüphesiz, her akşam ekranlarda bu siyasi illüzyonu izlemeye mahkum edilen, gerçek sorunlarına gerçek çözümler beklerken siyasetin kısır döngüsünde yorulan toplumun ta kendisi. Önümüzde uzun, yıpratıcı ve sabır gerektiren bir siyasi maraton var. Ve bu maratonun sonunda ipi göğüsleyecek olanlar, kürsüde en çok bağıranlar değil; o bekleme odasında millete sahici bir çıkış kapısı inşa edebilenler olacak.

Yusuf İnan

www.yerelgundem.com

Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve Yerelgundem.com Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yürütmektedir. Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili stratejik ve siyasi analizler konusunda uzmanlaşmıştır.