Silah Bırakma Sürecinde Gözler Beyaz Saray'da: Ankara Trump’ın İran Hamlesine Kilitlendi

Terör örgütünün silah bırakma süreci nasıl teyit edilecek? Ankara kulislerinde konuşulan Trump’ın İran hamlesi, YPG’nin geleceği ve Gazze planı üzerine sıcak analiz.

Silah Bırakma Sürecinde Gözler Beyaz Saray'da: Ankara Trump’ın İran Hamlesine Kilitlendi

AHMET TAŞ / YEREL GÜNDEM

 ANKARA, TÜRKİYE —  Meclis İmralı Komisyonu’nun hazırladığı son raporun yankıları sürerken, terör örgütü PKK’nın silah bırakma ve kendini feshetme sürecinin nasıl doğrulanacağı sorusu Ankara’nın en kritik gündem maddesi haline geldi. Güvenlik birimlerinin tespit ve teyit kriterlerine dayandırılan süreç, ABD’nin yeni dönemdeki İran stratejisi ve Donald Trump yönetiminin bölgedeki hamleleriyle doğrudan ilişkilendirilmiş durumda.

Meclis’e sunulan metinde "takip ve teyit" mekanizmasının önemi vurgulanırken, silah bırakmanın yalnızca bir beyan değil; sahada istihbarat birimlerince doğrulanmış, dış bağlantıları kesilmiş ve geri dönüşsüz bir dağılma süreci olması gerektiği ifade ediliyor. Ancak sahadaki gerçekler ve uluslararası jeopolitik dengeler, bu "mucizevi" beklentinin önünde ciddi engeller barındırıyor.

Silahların Teslimi ve ABD’nin İran Ajandası

Ankara’nın derin güvenlik koridorlarında, sürecin neden zamana yayıldığına dair en somut yanıt "İran denklemi" olarak öne çıkıyor. Üst düzey güvenlik kaynaklarından edinilen bilgilere göre, Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ve Türk Silahlı Kuvvetleri (TSK), PKK ve YPG’nin tasfiyesine yönelik teknik bir çalışma yürütse de asıl düğüm Washington’da atılıyor.

Donald Trump yönetiminin İran’a yönelik sertleşmesi beklenen hamleleri, Suriye’nin kuzeyindeki YPG varlığının akıbetini de belirliyor. Kaynaklar, ABD’nin İsrail’in güvenliğini tam olarak garanti altına almadan YPG’yi sahadan çekmek istemediğini belirtiyor. Bu senaryoda YPG, İran’a karşı aktif bir operasyonel güçten ziyade, İsrail için bir "güvenlik sibobu" olarak elde tutuluyor. Silahların Türkiye’ye tam teslimi, ancak ABD’nin İran odaklı bölgesel tanzimini tamamlamasının ardından mümkün görünürken; Netanyahu sonrası İsrail ile normalleşme sürecinin Türkiye’nin bölgedeki rolünü tahkim edebileceği değerlendiriliyor.

Gazze’de Uluslararası Koalisyon ve Türkiye’nin Rolü

Bölgedeki bir diğer sıcak başlık ise ABD’nin Suriye’deki üslerini Ürdün’e çekmesiyle başlayan yeni askeri yapılanma. Gazze’de yeni bir üs kurulması tartışmaları sürerken, Ankara bu adımı daha çok İngiltere’nin sinsi bir planı veya İsrail’in arzusu olarak okuyor. Ancak somutlaşmaya başlayan senaryo, Kosova veya Afganistan örneklerinde olduğu gibi bir "uluslararası barış gücü" koalisyonu.

Türkiye’nin, bölgesel istikrar ve insani sorumluluk gereği Gazze’de görev yapacak bu muhtemel uluslararası gücün içinde yer alması bekleniyor. Bu hamle, Türkiye’nin hem Batı ile ilişkilerini dengeleme hem de bölgedeki "hamilik" pozisyonunu güçlendirme stratejisinin bir parçası olarak görülüyor.

Agropolitik Nizam ve Suriye’nin İmarı

Güney sınırındaki askeri varlığını kalıcı bir nüfuza dönüştürmeyi hedefleyen Ankara için Suriye ve Irak’ın kuzeyinden çekilmek mevcut şartlarda bir seçenek olarak görülmüyor. Aksine, Türkiye’nin kontrolündeki bölgelerde imar çalışmaları ve altyapı projeleriyle "kalıcılık" mesajı veriliyor.

Bu noktada Tabka Barajı’nın onarımı ve su kaynaklarının yönetimi stratejik bir öncelik kazanıyor. Dicle ve Fırat nehirlerinin kaynağını elinde bulunduran Türkiye, Suriye’deki barajları kontrol ederek yeni dönemin "agropolitik nizamına" göre pozisyon alıyor. Su yönetimi, gelecekte sadece tarımsal bir güç değil, bölgesel istikrarın ve siyasi müzakerelerin en güçlü kozu olarak masada tutuluyor.

Ankara’nın "Bekle-Gör" Politikası ve Toplumsal Hazım

Saray iktidarının, ABD’nin İran’a yönelik olası müdahalesine karşı kamuoyu önündeki mesafeli duruşuna rağmen, perde arkasında Trump’ın bir sonraki hamlesini kestirmeye çalıştığı ifade ediliyor. Terör örgütünün silah bırakma sürecinin takvimi ve çerçevesi büyük ölçüde ABD’nin insiyatifine bırakılmış durumda.

İktidarın, teröristlerin affı ve "topluma kazandırılması" gibi ağır bir hukuki süreci millete hazmettirebilmek için uluslararası alanda kazanılacak "aktif rol" ve "İsrail hamiliği" gibi başlıkları birer siyasi kaldıraç olarak kullanmak istediği iddia ediliyor. Trump’ın İran ile olan kavgasının seyrine göre, Ankara’ya "yol verip vermeyeceği" ya da talepleri daha ne kadar öteleyeceği, Türkiye’nin iç siyasetindeki "çözüm" takvimini de doğrudan etkileyecek.

Süreç, sadece silahların bırakılmasıyla sınırlı bir güvenlik meselesi değil; sınırların ötesinde kurulan yeni dünya düzeninde Türkiye’nin hangi safta ve hangi bedellerle yer alacağının mücadelesidir.

www.yerelgundem.com

Kaynak: Ahmet Takan / Yeniçağ