Sırrı Süreyya Önder’in Ardında Kalan Hikâyeler

Cansu Çamlıbel, Sırrı Süreyya Önder’in hastane sürecinden hareketle Türkiye’nin siyasi hafızasına, Gezi Direnişi’ne, barışa ve hikâye anlatıcılığına dair çarpıcı bir yazı kaleme aldı. Önder’in siyasi figür olmanın ötesinde taşıdığı kültürel anlam, geçmişin silinemeyeceğini hatırlatıyor.

Sırrı Süreyya Önder’in Ardında Kalan Hikâyeler

Bu Vesileyle ‘İmana Gelebilirsiniz’ Mesela: Sırrı Süreyya Önder’in Ardında Kalan Hikâyeler

YEREL GÜNDEM / TÜRKİYE

Hafızadan Silinemeyecek Bir Direnişin, Bir Hikâye Üstadının Ardından
Sırrı Süreyya Önder’in sağlık durumu üzerinden yükselen toplumsal refleks, sadece bir siyasetçiye değil, aynı zamanda bir hikâye anlatıcısına, bir vicdana, bir belleğe sahip çıkışın göstergesi olarak tarihe geçti. Cansu Çamlıbel’in kaleminden aktarılan satırlar, Türkiye siyasetinin hafızasında kalanlarla, sildirilmeye çalışılanlar arasındaki keskin çelişkiyi gözler önüne seriyor.

Devletin en tepesinden gelen hastane ziyaretleri, yıllarca susturulmak istenen bir ismin, yaşamsal eşiğe geldiğinde nasıl ‘sahiplenildiğini’ gösterirken; bu sahiplenişin altında gizlenen çelişkiler de okuyucunun aklına kazınıyor. Daha kısa zaman önce konuşması, yazması, siyaset yapması adeta imkânsız hale getirilen Sırrı Süreyya Önder’in bugün dualarla anılması, Türkiye’nin ne kadar keskin dönüşler yaşayabileceğinin bir göstergesi.

Gezi’den Kürt Sorununa: Silinemeyen Sayfalar
Cansu Çamlıbel’in yazısı, Gezi Parkı’nda “Ben ağaçların da vekiliyim” diyerek iş makinelerinin önünde duran bir adamın, çözüm sürecinin içinde yer almasına rağmen, nasıl bedel ödediğini de hatırlatıyor. O, sadece hikâyeler anlatan biri değil; direnişi, empatiyi, diyalogu bir arada yaşatmayı seçen bir figürdü.

Gezi’nin ‘yeni kuşak devrimcileri’ ile yaptığı sohbetler sırasında aldığı geri bildirimler, siyasetin dışında bir ahlak, bir duygudaşlık arayışının da göstergesiydi. “Abi başka bir halk varmış ve biz onların dilini konuşmasını engelliyormuşuz. Ya bu manyaklık!” cümlesi, bu topraklarda en sade dille kurulmuş en güçlü hakikat ifadelerinden biri olarak kalmaya devam ediyor.

Sırrı’nın Tanıklığı ve Sessiz Direnişi
Sırrı Süreyya Önder’in barışa olan inancı, yoldaşlarına olan sadakati ve hikâyeye olan tutkusu, onu sadece siyasal bir figür değil, kültürel bir hafıza haline getirdi. Çamlıbel’in belirttiği gibi, gazetecilik dışında kurulan dostluklarda, ona “Öcalan’la görüşmeler nasıl gidiyor?” diye sormayacak kadar insani bir mesafeden konuşanlar da oldu. Çünkü Sırrı, sözün kıymetini bilen, sözü harcamadan yaşatabilen nadir insanlardandı.

Bugün hastane odasında yaşam mücadelesi verirken, o sadece sevenlerinin değil, vicdan sahiplerinin kalbinde de bir alan tutuyor. Onun hakkında yapılan son televizyon yorumları, bazılarının ona yalnızca makul bir figür gerekince “duvarın öbür tarafına” geçmesine izin verdiğini de gösteriyor.

Barış ve Hikâyenin Direnişi
Sırrı’nın varlığıyla ‘imana gelenler’, belki de onunla birlikte yeni bir vicdan çağrısı oluşturabilir. O, tıpkı yazının son cümlesindeki gibi, “ülkeyi kör kuyulardan çıkarma kudreti olanlara işler belki” diye bir öneriyi evrene göndermiş olabilir. Belki de hepimizin buna kulak verme zamanı gelmiştir.

www.yerelgundem.com