Süreç Karşıtlarına Eleştiri: Çözüm Olmadan Terörle Mücadele Sürdürülebilir mi?

Tarık Çelenk, çözüm sürecine karşı çıkan çevrelere stratejik sorular yöneltiyor. Sadece güvenlik eksenli yaklaşımın terörü bitiremeyeceğini savunuyor. Diyalogun zayıflık değil stratejik zorunluluk olduğunu vurguluyor.

Süreç Karşıtlarına Eleştiri: Çözüm Olmadan Terörle Mücadele Sürdürülebilir mi?

Süreç Karşıtlarına Eleştiri: Çözüm Olmadan Terörle Mücadele Sürdürülebilir mi?

YEREL GÜNDEM / ANKARA, TÜRKİYE

Powell’ın Tezi: Teröristlerle Konuşmak Zayıflık Değil Stratejik Zorunluluk

Tarık Çelenk, çözüm süreci karşıtlarına yönelik kaleme aldığı yazısında çarpıcı sorular soruyor: “Çözümün alternatifi gerçekten çözümsüzlük mü?” Bu soruya cevap ararken masasında Jonathan Powell’ın “Teröristlerle Konuşmak” kitabı duruyor. Powell, İngiltere’nin IRA ile barış sürecinde baş müzakereciydi ve kitabında silahlı hareketlerle müzakerenin stratejik akılla yürütülmesi gerektiğini savunuyor.

Powell’a göre hiçbir hükümet “teröristlerle konuşmayız” tutumunu uzun süre sürdüremez. Tarihsel olarak IRA, ETA, FARC, Taliban gibi pek çok grup nihayetinde masaya oturmuştur. Powell, düşmanı değil yöntemi reddetmenin gerektiğini savunur: “Terörizm bir yöntemdir; biz düşmanı değil, yöntemi reddetmeliyiz.”

Toplumsal Yüzleşme ve İnkârın Sürdürülemezliği

Çelenk, Türkiye’de Kürt sorununun inkârını tarihsel ve sosyolojik açıdan ele alıyor. Kendi deneyiminden verdiği bir örnekte, bir siyasi figürün “Kürt diye bir unsur yok” demesi karşısında, Şırnak’tan gelen bir parti temsilcisinin doğrudan itiraz ettiğini aktarıyor.

Bu tutumu analiz eden Çelenk, “Kürt sorunu yok” diyenleri üç gruba ayırıyor:

  1. “Yalnızca yurttaşlık sorunu var” diyenler – Diyaloğa açık ama PKK’nın muhatap alınmasına karşı.

  2. “Sadece terör sorunu var” diyenler – Milliyetçi popülist çevreler; kamusal alanda Kürt varlığını yeterli görür.

  3. “Kürt sorunu lafı fitnedir” diyenler – Sorunun adının dahi telaffuzuna karşıdır, ancak gizli müzakerelere zımni rıza gösterirler.

Bu üç kesimin de DEM Parti’ye oy veren milyonlarca Kürt vatandaşın neden böyle tercih yaptığını anlamaya çalışmadığını vurguluyor.

Güvenlikçi Çözümler ve Çözümsüzlük Döngüsü

Yazıda, sadece askeri önlemlerle terörün bitirilemeyeceğine dikkat çekiliyor. Bir siyasetçinin, “PKK diz çöküp silah bırakmalı” söylemi örnek gösteriliyor ve şu soru soruluyor: Bu şekilde teslim olan bireyler entegrasyona nasıl girebilir? Mustafa Kemal Paşa’nın bile yerden Yunan bayrağını almadığı hatırlatılıyor.

Çelenk, güvenlikçi yaklaşımın sürdürülebilirliğini sorgularken, bunun yeni kuşaklara seküler milliyetçi ve hiyerarşik vatandaşlık anlayışını dayattığını ifade ediyor. Askerlerin profesyonel olması acıyı hafifletmiyor; çözüm olmadan terör örgütleri farklı biçimlerde yeniden varlık gösterebilir.

Devlet Aklı ve Zamanlama: Bahçeli'nin Rolü

Yazar, Cumhuriyet bürokrasisinin 1921’den bu yana Kürt meselesini bir tehdit olarak gördüğünü, ancak çözüm süreci girişimlerinin zayıf kaldığını söylüyor. 2013–2020 arasında Suriye kaynaklı risklerle süreç donduruldu.

2025 itibarıyla ise Devlet Bahçeli’nin öncülüğünde yeniden bir çözüm hamlesi şekilleniyor. Erdoğan’ın da bu sürece sahip çıktığı, ancak Suriye’deki istikrarsızlık, hukuk tartışmaları ve siyasi kutuplaşma nedeniyle sürecin zorlu olacağı öngörülüyor.

Sonuç: Çözüm Karşıtları Alternatif Sunmalı

Tarık Çelenk yazısını, Selahattin Demirtaş’ın sorusuyla bitiriyor:

“Bu ülkenin çocuklarının hayatı, ‘çözümsüzlük çözümüdür’ diyenler için ne kadar anlamlı?”

Sürece karşı çıkanlar sadece eleştiri değil, tarihsel ve toplumsal bir çözüm önerisi sunmalıdır. Siyasi oportünizm, teknik yetersizlik veya metodoloji sorunları elbette eleştirilebilir. Ancak “çözümsüzlük” bir strateji olamaz. Gerçek çözüm önerisi sunamayan muhalefet, kamuoyunu ikna edemez.


Etiketler:
#çözüm #terör #Kürtsorunu #güvenlik #müzakere #TarıkÇelenk #JonathanPowell #siyaset

www.yerelgundem.com