Ortadoğu’da kartlar yeniden karılıyor: Suriye, İran ve Irak üçgeni
Eski Büyükelçi Namık Tan, Suriye'deki 30 Ocak uzlaşısı, İran'daki halk ayaklanması ve Irak'taki Maliki krizini analiz ederek Ankara'nın sessizliğini değerlendirdi.
AHMET TAŞ| YEREL GÜNDEM
ANKARA, TÜRKİYE — Eski Washington Büyükelçisi ve CHP İstanbul Milletvekili Namık Tan, Türkiye’nin üç önemli sınır komşusu Suriye, İran ve Irak’ta yaşanan olağanüstü gelişmeleri değerlendirerek, Ankara’nın bu kritik süreçteki sessizliğine dikkat çekti.
Ortadoğu coğrafyasında dengelerin 30 Ocak Suriye uzlaşısı, İran’daki rejim baskısı ve Irak’taki hükümet kurma çıkmazıyla sarsıldığını belirten Tan, gelişmelerin Türkiye’nin bölgesel çıkarları üzerindeki olası etkilerini "ayaklarımızı Ankara’ya basarak" analiz etti. Suriye'de silahların susması arzu edilen bir senaryo olsa da, varılan mutabakatın içeriğindeki "yaratıcı muğlaklıklar" ve bölgesel güçlerin pozisyonu, önümüzdeki dönemin çatışmasızlık mı yoksa yeni bir belirsizlik mi getireceği sorusunu gündemde tutuyor.
Suriye’de "Yaratıcı Muğlaklık" ve Siyasi Dengeler
Suriye’de 30 Ocak tarihinde Suriye Geçiş Dönemi Hükümeti ile SDG arasında sağlanan mutabakat, kanın durması adına olumlu bir adım olarak nitelense de Tan, metnin içeriğine dair ciddi soru işaretleri barındırdığını vurguluyor. Mutabakatın alelacele hazırlanmış olma ihtimalinin yanı sıra, bazı hükümlerin bilinçli olarak belirsiz bırakıldığı "yaratıcı muğlaklık" stratejisinin izlenmiş olabileceği ifade ediliyor. Özellikle SDG’nin Arap aşiretlerin saf değiştirmesinin ardından Kobane, Kamışlı ve Haseke hattına çekilerek varlığını güvence altına alması, bölgedeki Kürt nüfusun statüsü konusunu yeniden hukuki bir zemine taşıyor.
Namık Tan, Suriye’deki bu yeni durumu Lübnan’ın eski Cumhurbaşkanı Fuat Şehab’ın “devrimin galibi mağlubu olmaz” sözüyle ilişkilendirerek, tarafların silahı bırakıp devlet adamı sıfatı kazanması için anayasal bir sürecin şart olduğunu belirtiyor. Ancak Ankara cephesinde Erdoğan yönetiminin tüm dış politikasını ABD Başkanı Trump’a hizalaması, Türkiye’nin sahadaki kontrol alanlarına dair spekülasyonları artırıyor. Milli Savunma Bakanlığı’nın yalanlamasına rağmen, Türkiye’nin 2019 Barış Pınarı harekatı bölgesindeki varlığını askeri üsler seviyesine indireceği iddiaları dış basında geniş yer bulmaya devam ediyor.
İran’da Rejim Baskısı ve Batı’nın "Venezuela Formülü"
İran cephesinde ise durum çok daha karanlık bir tablo çiziyor. Halk ayaklanmasının rejim tarafından binlerce kişinin katledilmesiyle bastırıldığı iddia edilirken, ülkede devam eden internet kesintisi sağlıklı bilgi akışını engelliyor. Tan, Trump yönetiminin bölgeye askeri unsurları yığdığını ancak stratejik amacın henüz netleşmediğini belirtiyor. İran’ın hava savunma yeteneği zayıflamış olsa da füze kapasitesinin komşu ülkelerdeki "yumuşak hedefler" için hâlâ büyük bir tehdit oluşturduğu vurgulanıyor.
Batı dünyasında İran için "Venezuela Formülü"nün (ağır yaptırımlar ve askeri kuşatmayla rejim değişikliği değil, davranış değişikliği hedefi) tartışıldığını aktaran Tan, Avrupa Birliği’nin Devrim Muhafızlarını terör listesine almasının kritik bir eşik olduğunu ifade ediyor. 90 milyonluk nüfusun içinde rejime sadık 15 milyonluk bir kitlenin varlığına rağmen, İran halkının ilk kez bu kadar yoğun bir ölçekte "seküler demokrasi" için dış destek talep etmesi, Tahran’daki velayet-i fakih düzeni için geri dönülemez bir sürecin işareti olarak yorumlanıyor.
Irak’ta Maliki Çıkmazı ve Trump’ın Yaptırım Tehdidi
Irak’ta ise İran’ın bölgesel savunma kurgusunun son kaleleri olan Şii milis gücü Haşd-ı Şabî ve siyasi uzantıları üzerinden bir iktidar savaşı yaşanıyor. Bağdat’taki hükümet kurma sürecinde Şii çoğunluğun adayı olarak öne çıkan eski Başbakan Nuri el Maliki, Washington ile Bağdat arasında yeni bir krizin fitilini ateşledi. Trump’ın Maliki ismine net bir şekilde karşı çıkması ve yaptırım tehdidinde bulunması, Irak’ı ulusal egemenlik ile ekonomik çöküş arasında zorlu bir tercihe zorluyor.
Tan, Irak Şiiliği içerisindeki Kum ve Necef ekolleri arasındaki geleneksel ayrımın altını çizerek, Ayetullah Sistani’nin sessizliğinin ve İran’daki Velayet-i Fakih kurumuna olan mesafesinin bu süreçte belirleyici olacağını not ediyor. Irak’ın geleceği, bir anlamda İran’daki rejimin akıbetiyle doğrudan ilintili bir seyir izliyor.
Ankara’nın Sessiz Diplomasisi ve Bölgesel Çelişkiler
Tüm bu gelişmeler yaşanırken Ankara’nın takındığı tutum, Namık Tan tarafından "manidar bir sessizlik" olarak nitelendiriliyor. İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçı’nın Ankara ziyaretinde ne Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’dan ne de diğer iktidar sözcülerinden demokrasi veya insan haklarına dair bir vurgu gelmemesi eleştiriliyor. Türkiye’nin geçmişte Maliki’nin başbakanlığına karşı yürüttüğü sert muhalefetin bugün yerini bir "umursamazlığa" bırakması, Erdoğan’ın "bölgeye nizam verme" anlatısıyla tezat oluşturuyor.
Sonuç olarak, Suriye’de yeni aktörlerin (Abdi ve Şara gibi) devlet adamı olarak tanınıp tanınmayacağı sorusu Ankara’nın önünde dururken, Fırat’ın doğusundaki dengelerin ABD ve İsrail gözetiminde şekillendiği gerçeği, Türkiye kamuoyundan gizlenmeye çalışılan bir gerçeklik olarak analizde yerini alıyor.
Kaynak: T24













