Siyaset Cesaret İşidir: Bilal Erdoğan, Hakan Fidan ve Sandık Gerçeği
Bilal Erdoğan’ın sahaya inmesi neden muhalefeti tedirgin etti? Hakan Fidan tartışmaları ve Türk siyasetinde sandığın belirleyici rolü.
Yusuf İnan
Gazeteci |Siyasi & Stratejik Analist
Siyaset Cesaret İşidir: Sandıktan Kaçan Değil, Sandığa Çıkan Kazanır
Türkiye’de siyaset, uzun zamandır sandıktan çok kulislerle, iddialarla ve perde arkası hamlelerle okunuyor. Oysa siyaset dediğimiz şey, nihayetinde bir tek yerde anlam kazanır: sandıkta.
Son günlerde Bilal Erdoğan üzerinden koparılan fırtına da tam olarak bunun göstergesi. Bilal Erdoğan birkaç gün sahaya iniyor, Katar televizyonuna bir röportaj veriyor, henüz röportaj yayınlanmadan siyaset hareketleniyor. Muhalefet blokları tedirgin, iktidar medyasında farklı senaryolar konuşuluyor, kulisler kaynıyor.
Peki neden?
Ortada resmî bir adaylık yok. Ortada kurulmuş bir parti yok. Ortada sadece potansiyel bir siyasi figür var. Ama bu figürün varlığı bile DEVA’yı, Gelecek’i, CHP’yi ve neredeyse tüm muhalefeti hatta Ak Parti'yi alarma geçirmeye yetiyor.
Bu, başlı başına çok çarpıcı bir tablo.
Asıl Soru Şu: Neden Bu Kadar Tedirginlik?
Siyasetin doğasında rekabet vardır. Eğer Bilal Erdoğan siyasete girerse ve AK Parti’nin başına geçerse, bunun tek meşru yolu vardır:
AK Parti kongresi.
Eğer yeni bir parti kurarsa, yine tek meşru yol vardır:
Seçim.
Türk milleti oy verirse yönetir.
Vermezse yönetemez.
Bu kadar basit.
O halde bu aşırı tedirginliğin anlamı ne?
Bir siyasi figür henüz aday bile değilken, rakiplerini bu kadar rahatsız ediyorsa, ortada iki ihtimal vardır:
Ya karşı taraf kendi tabanına güvenmiyordur,
Ya da gelen figürün ciddi bir potansiyeli vardır.
Bugünkü tablo ikinci ihtimali güçlendiriyor.
Yeni Şafak – Hakan Fidan Dengesi: Kulis mi, Proje mi?
İlginç olan bir başka detay ise iktidar medyasındaki pozisyonlanma. Özellikle Yeni Şafak grubunun, Bilal Erdoğan karşısına Hakan Fidan’ı çıkaran yayın çizgisi dikkat çekici.
Bu noktada kritik soru şu: Hakan Fidan siyasete girecek mi?
Eğer bir hedefi varsa, bunu açıkça söylemelidir.
Siyaset gizli yürütülecek bir alan değildir.
Devlet görevliliği ile siyasi proje aynı anda yürütülemez.
Eğer AK Parti’yi yönetmek istiyorsa kongrede aday olur.
Eğer Türkiye’yi yönetmek istiyorsa parti kurar.
Ama perde arkasından, medya üzerinden, dolaylı hamlelerle siyaset yapılmaz.
Çünkü siyaset cesur insanların işidir.
Bilal Erdoğan – Hakan Fidan Karşılaştırması: Algı mı, Gerçek mi?
Toplumun hafızası zayıf değildir.
Hakan Fidan ismi geçtiğinde akla gelen başlıklar bellidir:
-
17–25 Aralık süreci
-
15 Temmuz darbe girişimi
-
Devletin üst düzey yöneticilerinin dinlenmesi
-
Ukrayna’da Türk bayrağının indirilmesi
-
Sürekli kriz, sürekli savunma pozisyonu
Bunlar sıradan olaylar değildir. Bunlar devlet kapasitesi açısından fiyasko olarak tartışılmış olaylardır.
Hakan Fidan bu konularda Türk milletini ikna eden, açık, net ve tatmin edici bir siyasi anlatı kurmuş değildir.
Susarak siyaset olmaz.
Sessizlik liderlik üretmez.
Buna karşılık Bilal Erdoğan’ın sahadaki profili farklıdır. Kurduğu vakıflar, yönettiği yapılar, organizasyon kabiliyeti, kamuoyundaki görünürlüğü, özellikle gençlik ve sivil toplum alanında oluşturduğu ağ, bir “siyasi altyapı” ortaya koymaktadır.
Beğenirsiniz, beğenmezsiniz.
Ama ortada inkâr edilemeyecek bir organizasyon başarısı vardır.
İdris Şahin’in “24 Saat” Sözü Aslında Ne Diyor?
DEVA Partisi Ankara Milletvekili İdris Şahin’in “Bilal Erdoğan’ın kabul görmesi 24 saatlik iştir” sözü, muhalefet açısından bir analiz değil, bir temennidir.
Gerçek şu ki:
Siyasette kabul, 24 saatlik değil;
Sandık sonuçludur.
Bir siyasetçinin kaderini belirleyen şey:
Medya değil,
Kulis değil,
Algı değil,
Tweet değil…
Mühürdür.
Ve o mühür Türk milletinin elindedir.
Sonuç: Korkunun Olduğu Yerde Potansiyel Vardır
Bugün muhalefetin, hatta iktidar içi bazı yapıların Bilal Erdoğan’dan bu kadar rahatsız olması aslında tek bir şeyi gösteriyor:
Ortada ciddiye alınan bir ihtimal var.
Henüz aday değil.
Henüz parti başkanı değil.
Ama şimdiden bu kadar konuşuluyorsa, bu bir zayıflık değil, tam tersine bir potansiyel göstergesidir.
Siyasette kural nettir:
Kim sandığa girerse meşrudur.
Kim sandıktan çıkarsa liderdir.
Kim sandıktan korkuyorsa zaten kaybetmiştir.
Türkiye’nin ihtiyacı kulis değil, cesaret.
Algı değil, program.
Fısıltı değil, adaylıktır.
Gerisi sadece gürültüdür.
Kafaları kurcalayan bir soru!
FETÖ sanığı eski generaller ve bazı medya organları yıllardır suskunluğunu korurken, neden şimdi bir anda konuşmaya, özellikle Hulusi Akar üzerinden ifşalarda bulunmaya başladı?
Hulusi Akar ile Fethullah Gülen arasındaki mektup trafiğinin servis edilmesi, kim adına yürütülen bir “yol temizliği”nin parçası olabilir?
Yusuf İnan
Yusuf İnan, gazeteci ve yazardır. WiseNewsPress.com, SehitlerOlmez.com ve Yerelgundem.com Genel Yayın Yönetmenliği görevlerini yürütmektedir. Türkiye ve dünya gündemiyle ilgili stratejik ve siyasi analizler konusunda uzmanlaşmıştır.













