Borsa İstanbul’da rüzgâr tersine: Endeksi aşağı çeken 7 başlık
Borsa İstanbul’da zayıf performansın ardında yüksek faiz rejimi, jeopolitik ve siyasi belirsizlik, kârlılıkta yavaşlama ve yatırımcı tabanındaki erime yer alıyor. Endeks son 7 haftanın 6’sını ekside kapatırken, yıl içi getirisi enflasyonun gerisinde kaldı.
Borsa İstanbul’da rüzgâr tersine: Endeksi aşağı çeken 7 başlık
YEREL GÜNDEM / İSTANBUL, TÜRKİYE
Reel getiri kaybı kronikleşti
Borsa İstanbul, 2024’ü resmî enflasyonun gerisinde kapattıktan sonra 2025’te de istenen ivmeyi yakalayamadı. BIST 100 endeksi yılbaşından bu yana yalnızca yüzde 7,6 yükselirken, ilk 9 aydaki yüzde 25,4’lük enflasyonun oldukça altında kaldı. Son 7 haftanın 6’sının eksi kapanması ve bu haftaki yüzde 1,3’lük kayıp, endekste reel getiri erozyonunun sürdüğünü teyit etti.
Yüksek faiz—düşük iskontoya dönüş
Pandemi sonrası dönemde düşük faiz–yüksek enflasyon kombinasyonu şirket kârlarını ve çarpanları şişirmişti. Mayıs 2023’ten itibaren yüksek reel faiz rejimine geçişle tabloda tersine dönüş başladı. Politika ve piyasa faizleri, mevduat ve sabit getirili enstrümanları cazip kılarken; hisse senetlerinde iskonto artışı ve kâr beklentilerinde aşağı revizyonlar fiyatlamayı baskılıyor. Eylülde enflasyonun beklentiyi aşmasıyla erken faiz indirimi ihtimali geriye itildi; bu da risk iştahını zayıflattı.
Likidite göçü: Mevduat, tahvil ve altın
Faiz ortamı, hanehalkı ve kurumları mevduat ve devlet iç borçlanma senetlerine yöneltti. Aynı zamanda altında rekorlar yatırım tercihlerinde dengeyi hisse aleyhine bozdu. Getiri eğrisindeki seviyeler, özellikle temettü verimi düşük, büyümesi yavaş hisselerde fırsat maliyetini artırıyor.
Siyaset riski: Operasyonlar ve belirsizlik primi
Yıl içinde başta İBB olmak üzere muhalefet belediyelerine yönelik yargı operasyonları ve kayyum tartışmaları, piyasanın siyaset fiyatlamasına belirsizlik primi ekledi. Başlıklardaki yoğunluk azalsa da, yatırımcı cephesinde oluşan temkinli mod henüz dağılmış değil.
Jeopolitik dosyalar kapanmadı
Ukrayna savaşı, Gazze’deki çatışmalar ve yıl içinde İran’a dönük operasyon haberleri, bölge risklerini artırdı. Washington–Ankara hattında temas trafiği ve Gazze’de ateşkes arayışları sürse de, jeopolitik tansiyonun kalıcı biçimde düşmemesi Borsa İstanbul’da kalıcı bir alım dalgasını tetiklemeye yetmedi.
Temel veriler: Kârlılık ve çarpanlar
Yüksek finansman maliyetleri ve iç talepteki soğuma, birçok sektörde kârlılık marjlarını daraltıyor. Döviz kurunun seyrine duyarlı ihracatçıların bir bölümü kurla maliyet arasındaki sıkışmadan etkilenirken, iç pazar odaklı şirketlerde hacim yavaşlaması öne çıkıyor. Bu tablo; 2024’te göreceli güçlü kalan bilanço sürprizlerinin 2025’te sınırlı kalacağı beklentisini doğuruyor ve çarpanları aşağı çekiyor.
Teknik tablo ve kaldıraç etkisi
Uzayan düşüş serileri, kredi/kaldıraçlı pozisyonlarda temkinli kapanışları hızlandırdı. Endeksin kritik ortalamaların altına sarkması, algoritmik satışları tetiklerken; halka arz takviminin yoğunluğu da ikincil piyasadan likidite çekiyor. Hisse bazlı ayrışmalar sürse de, endeks seviyesinde geniş tabanlı bir risk alma iştahı oluşamıyor.
Yatırımcı sayısında tersine göç
Negatif reel faiz döneminde katlanan yatırımcı tabanı, yeni rejimde daralıyor. Son iki yılda borsadaki yatırımcı sayısı 2 milyonun üzerinde azaldı; 2025 başından bu yana düşüş 500 bini aştı. Perakende yatırımcının çekilmesi, hızlı tepki alımlarını zayıflatıyor ve düşüşlerde dip oluşumunu geciktiriyor.
Takvime bağlı riskler ve fırsatlar
Önümüzdeki dönemde enflasyon patikası, para politikası iletişimi ve bilanço sezonu belirleyici olacak. Enflasyonda beklenenden hızlı bir ivme kaybı ve kademeli faiz indirimi sinyali, özellikle iskonto derinleşen kaliteli hisselerde değerleme yeniden keşfine kapı aralayabilir. Tersi senaryoda, yüksek nominal faizlerin kalıcılığı ve jeopolitik başlıklarda yeni gerilimler, endekste yanal–aşağı seyrin uzamasına yol açabilir.
Stratejik çerçeve: Seçici olmak şart
Bu konjonktürde kurumsal yatırımcılar; nakit akımı güçlü, borçluluğu ölçülü, döngüden daha az etkilenen şirketlere ve temettü görünürlüğü yüksek isimlere odaklanıyor. Portföylerde tahvil–mevduat–altın dengesiyle riskin dağıtılması, hisse tarafında ise sektörel ayrışmalardan (savunma, ihracatçı niş üretim, regülasyondan az etkilenen hizmetler) faydalanmak ana yaklaşım olarak öne çıkıyor.













