Aşırı Sağ Tartışması Toplumu Bölüyor, Diyalog Çağrıları Artıyor

Almanya'da AfD'nin "aşırı sağcı" olarak sınıflandırılması ve olası yasak süreci, toplumsal kutuplaşmayı derinleştiriyor. Uzmanlar çözüm için diyaloğa ve temasa dayalı stratejiler öneriyor.

Aşırı Sağ Tartışması Toplumu Bölüyor, Diyalog Çağrıları Artıyor

Almanya’da AfD Kutuplaşması Derinleşiyor
Aşırı Sağ Tartışması Toplumu Bölüyor, Diyalog Çağrıları Artıyor

YEREL GÜNDEM / ANKARA

Almanya'da toplum, giderek büyüyen siyasal ve toplumsal bir kutuplaşmanın içinde. Bu ayrışmanın merkezinde ise Almanya için Alternatif (AfD) Partisi bulunuyor. Ülkenin iç istihbarat servisi olan Anayasayı Koruma Teşkilatı'nın AfD’yi “kesin olarak aşırı sağcı” ilan etmesiyle başlayan hukuki ve siyasi mücadele, toplumun farklı kesimleri arasında derin bir görüş ayrılığına yol açtı.

AfD yönetimi bu karara karşı mahkemeye başvurdu. Karar süreci tamamlanana dek iç istihbarat kurumu bu ifadeyi kamuoyunda tekrar etmeyecek. Ancak parti bu "sessizlik" kararını zafer olarak sunuyor. Eş Genel Başkanlar Tino Chrupalla ve Alice Weidel, bu gelişmeyi “aklanma yolunda ilk adım” olarak değerlendiriyor.

AfD’nin yasaklanması gündemde

AfD'nin Federal Anayasa Mahkemesi tarafından yasaklanıp yasaklanmayacağı sorusu ise Almanya’daki en hararetli gündem maddelerinden biri haline geldi. Toplumun büyük kısmı, partinin demokratik değerlerle bağdaşmadığını düşünse de, yasağın toplumsal bölünmeyi daha da körükleyip körüklemeyeceği tartışılıyor.

Leipzig Üniversitesi'nden Johannes Kiess, partinin kapatılmasının gerekli olabileceğini savunarak, “AfD gerçekten demokrasiyi tehdit ediyorsa, bu bölünmeyi bilinçli olarak teşvik eden aktör artık sistemin bir parçası olmamalı” diyor.

Medyaya çağrı: AfD normal bir parti değil

Gazetecilerin partiye yaklaşımı da eleştirilerin hedefinde. Alman Gazeteciler Birliği ve CeMAS adlı düşünce kuruluşu, AfD’nin “demokratik sistemin bir parçası gibi sunulmasının” yanlış olduğu görüşünde. CeMAS Direktörü Josef Holnburger, partinin sürekli olarak mağdur rolüne büründüğünü ve medyanın bu stratejiye karşı daha dikkatli olması gerektiğini ifade ediyor.

Holnburger, Friedrich Merz’in ilk turda başbakan seçilememesi gibi olayların “AfD'nin güç kazandığı” algısıyla değerlendirilmemesi gerektiğini savunuyor. “Bu tür siyasi tökezlemeler her zaman aşırı sağa yarar anlamına gelmez” diyor.

Toplum merkezde birleşiyor ama uçlar keskinleşiyor

Toplumsal kutuplaşma konusunda çalışan Stanford Üniversitesi araştırmacısı Adrian Blattner, Almanya’da duygusal kutuplaşmanın ABD veya Brezilya kadar derin olmadığını belirtiyor. Yine de AfD gibi küçük partilere karşı duyulan antipati arttıkça, toplumsal kutuplar da belirginleşiyor.

Blattner, kutuplaşmayı azaltmanın en etkili yollarından birinin “diyalog” olduğunu vurguluyor. Gerçekleştirdikleri deneysel çalışmalarda, siyasi zıt görüşlü bireylerin yüz yüze etkileşimlerinin empatiyi ve anlayışı artırdığını gözlemlediklerini söylüyor.

Toplumsal çözülmenin ilacı: Yüz yüze temas

2021’de “Zeit Online” tarafından gerçekleştirilen “Almanya Konuşuyor” adlı proje de bu konuda önemli bir örnek sunuyor. Zıt görüşlü bireylerin bir araya gelip tartışmaları sağlandığında, karşılıklı önyargıların azaldığı ve kutuplaşmanın yumuşadığı kanıtlandı. Blattner, “Bazen acı verici olsa da farklı görüşlere sahip insanlarla özel hayatta iletişim kurmanın yollarını bulmalıyız” diyor.

Sosyolog Johannes Kiess de Almanya’nın ABD gibi “her konuda taraf seçmeye zorlayan” bir toplum olmadığını belirterek, “Hissedilen kutuplaşma, gerçek kutuplaşmadan çok daha derin” diyerek mevcut algının toplumda abartıldığını savunuyor.

www.yerelgundem.com