İran'dan barış isteyen Türkiye'ye tehdit: Sonu Saddam ve Esad gibi olabilir
Bölgede barış için çabalayan Türkiye, İran'ın ABD üslerini vurma tehdidiyle karşı karşıya. Tahran'ın bu tavrı, kendi halkları tarafından devrilen Saddam ve ülkesini terk eden Esad'ın akıbetini hatırlatıyor.
Ahmet Taş | Yerel Gündem
ANKARA, TÜRKİYE — Bölgede tırmanan gerilimi düşürmek için yoğun bir mekik diplomasisi yürüten ve komşularıyla "iyi ilişkiler" politikasını önceleyen Türkiye, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi’nin "Topraklarındaki ABD üslerini vururuz" çıkışıyla üstü kapalı bir tehdidin hedefi oldu. Ankara’nın Washington ile yürüttüğü barışçıl diplomasiye ve bölgede yeni bir savaşı önleme çabalarına rağmen Tahran’dan yükselen bu saldırgan sesler, akıllara kendi halkları tarafından devrilen Saddam Hüseyin ve ülkesini terk etmek zorunda kalan Beşar Esad’ın hazin sonunu getirdi.
Barış eline sıkılan yumruk
İran Dışişleri Bakanı Arakçi’nin, ABD ile olası bir çatışmada komşu ülkelerdeki Amerikan üslerini hedef alacaklarını açıklaması, İncirlik ve Kürecik gibi kritik tesislere ev sahipliği yapan Türkiye için doğrudan bir güvenlik tehdidi niteliği taşıyor. Oysa Türkiye, uzun süredir bölgedeki ateşin sönmesi için hem ABD hem de bölge ülkeleri nezdinde yapıcı bir rol üstlenmiş durumda.
Tahran yönetiminin, Türkiye'nin sağduyulu yaklaşımına ve iyi komşuluk hukukuna rağmen İncirlik Üssü üzerinden Türk topraklarını tehdit etmesi, diplomatik teamüllere aykırı bir "nankörlük" olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, İran'ın bu agresif tutumunun, rejimi korumaktan ziyade bölgedeki yalnızlığını artıracağına dikkat çekiyor.
Diktatörlerin ortak kaderi: Saddam ve Esad örneği
İran’ın kendi bekası için komşularını ateşe atma stratejisi, Ortadoğu tarihinde daha önce denenmiş ve hüsranla bitmiş senaryoları hatırlatıyor. Irak’ın devrik lideri Saddam Hüseyin de Körfez Savaşı sırasında Türkiye’yi ve bölge ülkelerini benzer füzelerle tehdit etmişti. Adana ve Çukurova halkına "atropin" iğneleri stoklatan, halkı gaz maskelerine mahkum eden Saddam rejimi, "kağıttan kaplan" gibi yıkıldı. Kendi halkına merhamet etmeyen Saddam, sonunda yine kendi halkı tarafından idam edildi.
Benzer bir kaderi Suriye’de Beşar Esad yaşadı. Komşularıyla çatışan, kendi halkına bomba yağdıran ve ülkesini harabeye çeviren Esad, sonunda iktidarını kaybederek ülkesini terk etmek zorunda kaldı. İranlı yetkililerin bugün savurduğu tehditler, halklarını perişan eden bu diktatörlerin sonunu çağrıştırıyor.
Halka korku pompalayan rejimler
İran'ın açıklamaları, Türk halkının hafızasındaki Körfez Savaşı travmalarını tetiklemeyi amaçlasa da, tarihsel gerçekler bu tür tehditlerin tehdit sahibini vurduğunu gösteriyor. Saddam'ın Scud füzeleriyle yarattığı korku iklimi, Irak halkını sefalete sürüklemişti. Bugün İran, uranyum zenginleştirme ve balistik füze programı üzerinden ABD ile girdiği bilek güreşinde faturayı komşularına kesmeye çalışıyor.
Türkiye, ABD ile sorunlarını diplomasi masasında çözmeye çalışırken ve bölgede istikrarı savunurken, Tahran’ın "vururuz" söylemi, İran rejiminin içerdeki sıkışmışlığını dışarıya saldırganlık olarak yansıtması olarak yorumlanıyor. Tarih, komşusuna silah doğrultan rejimlerin, eninde sonunda o silahın namlusunu kendi şakaklarında bulduğunu gösteriyor.













