İzmir’de CHP: Güç savaşı mı, yön arayışı mı?

CHP İzmir’de Şenol Aslanoğlu tartışmasıyla alevlenen iç çekişme, “eski tüfekler” ile “yenilenme” hattını karşı karşıya getiriyor. Yazı; mezhep eksenli söylemin risklerini, etik–meşruiyet dengesini ve şehrin koku–atık–ulaşım gibi yapısal sorunlarına odaklı “performans sözleşmesi” önerisini ele alıyor.

İzmir’de CHP: Güç savaşı mı, yön arayışı mı?

YUSUF İNAN YAZDI...

CHP İzmir'de Bataklık Sendromu!

CHP Genel Merkezi’nin, “Kooperatif Yolsuzluğu” davasında tutuklu bulunan İzmir İl Başkanı Şenol Aslanoğlu’nu yeniden aday göstermeye dönük eğilimi, İzmir örgütünde kapağı aralanmış bir basınç tenceresi etkisi yarattı. Parti kulislerinde uzun süredir biriken rahatsızlıkların bir anda yüzeye çıkması, yereldeki güç denklemini de, merkezin “değişim” iddiasını da yeniden tartışmaya açtı.

Bu tartışmanın yalnızca kişiler üstünden okunması eksik kalır. İzmir’in yıllardır çözülemeyen yapısal sorunları—koku, körfezde ekosistem tahribatı, atık yönetimi, su ve ulaşım gibi başlıklar—parti içi tartışmaların zeminini sertleştiriyor. Muhalif kanatta “önce şehir, sonra vitrin” diyenlerin sesinin yükselmesi tesadüf değil.

“Eski tüfekler” ve yeni denklem

Kulislerde, Kemal Kılıçdaroğlu döneminde etkili olmuş kimi isimlerin yeniden sahaya çıktığı, bu hattın Aziz Kocaoğlu’nun il başkanlığına talip olabileceği iddiaları konuşuluyor. Bu iddialar doğrulanmış değil; ancak tek başına bu ihtimal bile, örgütte taşları yerinden oynatmaya yetiyor. Çünkü “eski tüfek” diye kodlanan bu çevre, birçok partilinin gözünde yerel yönetim pratiğinin artıları kadar eksilerinin de taşıyıcısı olarak görülüyor.

Şunu teslim etmek gerek: İzmir’in kronikleşmiş sorunları tek bir dönemin, tek bir aktörün omuzlarına asılarak açıklanamaz. Buna karşın, parti içindeki eleştirel tonun sertleşmesinde, “aynı hataya dönüyoruz” kaygısı belirleyici. Merkezde Özgür Özel’in “değişim” söylemi, yerelde “eski düzenin kadrolarıyla yeni sonuç alınmaz” itirazıyla çarpışıyor.

Mezhep eksenli okumanın tehlikesi

Sahneye çıkan isimlerin inanç kimliği üzerinden yürüyen tartışmalar ise hem siyaseten yanlış hem toplumsal barış açısından riskli. Alevi yurttaşların ve Alevi kurumlarının siyasetle ilişkisi, Türkiye demokrasi tarihi açısından meşru bir temsil ve eşit yurttaşlık mücadelesidir; herhangi bir inanç topluluğunu, bir siyasi hattın başarısızlıklarıyla özdeşleştirmek haksızlık olduğu kadar dışlayıcıdır. Siyaseti inanç üzerinden okuyan her yaklaşım, partiyi daraltır; şehri ortak hedeflerden uzaklaştırır. İzmir’in ihtiyacı, liyakat ve sonuç odaklı bir yerel yönetim vizyonudur; kimliklerin siyasete yem edilmesi değil.

Aslanoğlu dosyası: Siyaset ve yargı çizgisi

Aslanoğlu hakkında süren yargı süreci, partinin etik ve kurumsal reflekslerini sınayan bir alan. “Yargılaması süren bir ismin adaylığı” tercihi, masumiyet karinesiyle siyasal sorumluluk dengesi arasında hassas bir çizgi gerektiriyor. Kimi örgütlerin “seçilebilirlik ve meşruiyet” başlıklarını birlikte tartması bu yüzden. Bu tartışmayı kriminalleştirmeden, ama kamuoyunun güvenini önceleyerek yürütmek, partinin kurumsal kredisi için elzem.

İzmir’de iki hat: Statüko mu, yenilenme mi?

Fotoğraf netleşiyor: Bir yanda “denenmiş kadrolar, tecrübe, düzen” vurgusu; diğer yanda “yenilenme, şeffaflık, performans” talebi. İki hattın da güçlü ve zayıf yanları var. Deneyim istikrar ihtimali sunuyor ama algı yükü taşıyor; yenilenme dinamizm vadediyor ama risk barındırıyor. Örgüt, seçim matematiği kadar şehir performansını da ölçen bir yaklaşımı zorunlu kılıyor.

Tam da bu nedenle, herkes için bağlayıcı bir şehir performans sözleşmesi önerisi, gerilimi yapıcı bir zemine çekebilir:

  • 30-60-90 günlük hedefler: Koku, temizlik, ulaşımda ölçülebilir taahhütler.

  • Açık veri—haftalık şeffaf rapor: Atık toplama, arıza onarımı, körfez su kalitesi.

  • Bağımsız denetim ve ombudsman: Siyasi aidiyetten bağımsız bir İzmir denetim kurulu.

  • Katılımcı bütçe ve ihale şeffaflığı: Harcama kalemlerinin anlık kamuya açılması.

  • Kriz masası: Su, atık, ulaşım için 7/24 teknik koordinasyon ve canlı durum panoları.

Bu tür bir zemin oluşturulmadıkça, “kim gelsin?” tartışması, “ne yapacak?” sorusunun gölgesinde kalıyor.

“İhbar siyaseti”, “şaibe” dili ve kurumsal erozyon

Parti içinden birbirini “ihbar etmek”, rakip kanadı “şaibe” imasıyla karalamak, kısa vadede kazandırsa da uzun vadede kurumun meşruiyetini aşındırır. İddia her ne ise delile dayanmalı, etik kurullar hızlı ve bağımsız çalışmalı; sonuçlar kamuoyuna açık biçimde paylaşılmalı. Aksi takdirde, siyasetin dili, hukukun yerini almaya başlar; bu da seçmeni uzaklaştırır.

CHP için İzmir testi

CHP’nin yerel ölçekte en güçlü olduğu şehirde yaşanan bu gerilim, partinin ülke ölçeğinde “yönetebilirlik” sınavıdır. İzmir’de kurulacak denge—merkez-yerel uyumu, yenilenme-tecrübe sentezi, şeffaflık-performans taahhüdü—genel siyasete dair de bir “yeni normal” tarifi sunabilir. Tersi olursa, iç çekişme dış rekabete kaybettirir; seçmen sadakati yerini yorgunluğa bırakır.

Son söz

İzmir’in kaderini, kapalı kapılar ardındaki hizip oyunları değil; ölçülebilir hizmet, şeffaf yönetim ve toplumsal kapsayıcılık belirlemeli. Kişiler ve kimlikler değil, plan ve sonuçlar yarışsın. CHP’nin İzmir’de vereceği karar, yalnızca bir il başkanlığının değil, yerel yönetim iddiasının da turnusol kâğıdı olacak.

Siyaset, bir şehrin onurunu taşımakla başlar. O onurun adresi de isimlerin değil, işlerin neticesidir.

YUSUF İNAN / YURTTA SULH CİHANDA SULH

Twitter : @Yusufinan2023
Instagram : yusufinan2023
Instagram : fondinan2016
Email : [email protected] 

Web: www.yerelgundem.com