Kıbrıs: Türkiye’nin Haklı Davası, Unutulmaması Gereken Bir Varoluş Mücadelesi
Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 51. yılında, Türkiye’nin garantörlüğü ve Kıbrıs Türklerinin varoluş mücadelesi yeniden gündemde. Tarihsel belgeler ve uluslararası kararlar Türkiye’nin haklılığını açıkça ortaya koyuyor.
Kıbrıs: Türkiye’nin Haklı Davası, Unutulmaması Gereken Bir Varoluş Mücadelesi
ŞEHİTLER ÖLMEZ / LEFKOŞA
Tarihsel Arka Plan: Bir Adanın Kaderi Nasıl Değişti?
Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 51. yıl dönümünde, Türk tarafının adadaki varlığı ve haklılığı bir kez daha hatırlatılıyor. Dr. Osman Gazi Kandemir’in Independent Türkçe’de yayımlanan makalesinde vurguladığı gibi, Kıbrıs sadece coğrafi bir ada değil; aynı zamanda Türkiye’nin ulusal güvenliği ve stratejik çıkarları açısından vazgeçilmez bir cephedir.
Kıbrıs üzerindeki gerilimlerin kökeni, 1878’de İngiltere’nin Osmanlı’dan adanın idaresini almasıyla başladı. Ardından Rumların “Enosis” hayali, adayı Yunanistan’a bağlama hedefi, Türk-Rum ilişkilerini çıkmaza sürükledi.
Anlaşmalara Rağmen Eşitlik Hep Göz Ardı Edildi
1960 yılında Türkiye, Yunanistan ve İngiltere garantörlüğünde kurulan Kıbrıs Cumhuriyeti, iki toplumlu yapıyı korumak üzere tasarlanmıştı. Ancak Rum tarafı, bu anlaşmalardaki dengeyi hiçbir zaman uygulamadı. Türk Cumhurbaşkanı yardımcılığı, resmi dil kullanımı, kamu yönetimi gibi hayati konular sürekli ihlal edildi.
Bugün hâlâ 1960’ta kurulan yapının dışında hareket eden Rum kesimi, Kıbrıs’ın meşru temsilcisi olarak görülmeye çalışılıyor. Oysa bu durum, Türkiye’nin garantörlük hakkının ve müdahalesinin hem tarihi hem hukuki dayanaklarını açıkça güçlendiriyor.
Makarios’un Açık İtirafları: Tehlike Atina’dan Geliyordu
1974’te Yunanistan’daki cunta yönetimi, Kıbrıs Cumhurbaşkanı Makarios’u darbeyle devirmeye çalıştı. Makarios’un BM Güvenlik Konseyi’nde yaptığı konuşma Türkiye’nin askeri müdahalesini meşru kılan ifadelerle doluydu:
“Tehdit Ankara’dan değil, Atina’dan geliyor.”
Bu beyanlar, Türkiye’nin Garanti Anlaşması’nın 4. maddesine dayanarak Kıbrıs’a müdahalesinin bir işgal değil, yükümlülük olduğunu tüm dünyaya göstermektedir.
Katliamlar ve Türk Varlığının Bedeli
Kıbrıs Türkleri, 1963’teki “Kanlı Noel”, 1964 Erenköy Direnişi ve 1974 sonrası Muratağa-Atlılar-Sandallar katliamları gibi insanlık dışı olaylarla adada var olma mücadelesi verdi.
Banyo küvetinde öldürülen çocuklar, kefen yerine çarşaf arayan anneler… Bu dramatik sahneler, sadece tarih kitaplarında değil, Türkiye’nin kolektif hafızasında da yer etmektedir. Bu gerçekler, Türkiye’nin Kıbrıs’ta kalıcı varlığını neden sürdürmek zorunda olduğunu açıkça göstermektedir.
Uluslararası Hukuk Türkiye’yi Haklı Buluyor
Avrupa Konseyi’nin 1974 tarihli kararı ve Yunanistan Temyiz Mahkemesi’nin tespitleri, Türkiye’nin garantörlük hakkını hukuka uygun biçimde kullandığını onaylamıştır. NATO’nun 2004 tatbikat programında “KKTC karasuları” ifadesinin geçmesi, Kuzey Kıbrıs’ın fiilen tanındığının en açık göstergelerinden biridir.
Dr. Kandemir’in ifadesiyle, Türkiye’nin Kıbrıs politikası yalnızca tarihsel değil, aynı zamanda diplomatik ve stratejik zemine de sahiptir.
Kıbrıs: Bir Üs Değil, Bir Ulusun Onuru
Kıbrıs, Türkiye için sadece Akdeniz’de bir üs değil; enerji politikası, savunma hattı ve ulusal onurla doğrudan ilgilidir. Geçitkale Havaalanı’nın SİHA üssü olarak kullanılması, Türk Silahlı Kuvvetleri’nin bölgedeki caydırıcılığını pekiştirmektedir.
Dr. Fazıl Küçük, Rauf Denktaş ve binlerce isimsiz kahramanın çabalarıyla kurulan KKTC, Türk milletinin stratejik aklı ve fedakârlığı sayesinde ayaktadır. İki devletli çözüm vurgusu, bu fedakârlığın boşa gitmemesi için sürdürülmektedir.
Etiketler:
#Kıbrıs #KKTC #BarışHarekâtı #Türkiye #Makarios #Enosis #Garantörlük #Strateji
Asker Vurulunca Değil, Unutulunca Ölür!
www.sehitlerolmez.com













