Risale-i Nur’dan Ramazan Müjdeleri: Ahiret ticaretinin kârlı pazarı

Bediüzzaman Said Nursi’nin Risale-i Nur Külliyatı’nda yer alan Ramazan-ı Şerif bahisleri, orucun hikmetlerini, toplumsal faydalarını ve manevi kazançlarını müjdeliyor.

Risale-i Nur’dan Ramazan Müjdeleri: Ahiret ticaretinin kârlı pazarı

AHMET TAŞ / YEREL GÜNDEM 

 İSTANBUL, TÜRKİYE  İslam âleminin büyük bir heyecanla idrak ettiği Ramazan-ı Şerif, sadece bir açlık ve susuzluk imtihanı değil, aynı zamanda manevi bir hasat mevsimi olarak nitelendiriliyor. Bediüzzaman Said Nursi’nin telif ettiği Risale-i Nur Külliyatı’nda, bu mübarek ayın hikmetlerine, bireysel ve toplumsal hayata bakan yönlerine ve ahiret ticaretindeki yerine dair çarpıcı tespitler ve müjdeler yer alıyor.

Risale-i Nur’a göre Ramazan-ı Şerif'teki oruç, İslamiyet’in beş şartından biri olmasının yanı sıra, "Şeair-i İslamiyenin azamlarından" (İslam'ın en büyük sembollerinden) biri olarak kabul ediliyor. Bu ay, fani bir ömür içinde baki bir hayatı kazandırma potansiyeli taşıyan eşsiz bir fırsat dilimi olarak görülüyor.

Hakiki ve halis bir şükrün anahtarı

Risale-i Nur’daki izahlara göre oruç, insanın gaflet perdesini yırtarak hakiki vazifesi olan "şükre" yönelmesini sağlıyor. Normal zamanlarda nimetlerin kıymetini tam olarak idrak edemeyen insan, Ramazan’daki açlık vesilesiyle kuru bir ekmeğin dahi ne büyük bir nimet olduğunu anlıyor.

Metinlerde bu durum şöyle ifade ediliyor:

"Ramazan-ı Şerif’teki oruç, hakiki ve halis, azametli ve umumi bir şükrün anahtarıdır. Ramazan-ı Şerifte en zenginden en fakire kadar herkesin nefsi anlar ki: Kendisi malik değil, memlûktür; hür değil, abddir. Emir olunmazsa en adi ve en rahat şeyi de yapamaz, elini suya uzatamaz diye mevhum rububiyeti kırılır, ubudiyeti takınır, hakiki vazifesi olan şükre girer."

Bu perspektife göre oruç, nefsin "ben yaptım, ben kazandım" şeklindeki sahte sahiplik iddiasını (rububiyet) kırarak, insanı aczini ve fakrını bilmeye, dolayısıyla Yaratıcısına tam bir teslimiyetle şükretmeye sevk ediyor.

Musibetlere karşı sabır ve riyazet eğitimi

Günümüz insanının en büyük problemlerinden biri olan sabırsızlık ve tahammülsüzlük hastalığına karşı Ramazan orucu etkili bir ilaç olarak sunuluyor. Risale-i Nur’da oruç, bedeni ve nefsi terbiye eden bir "riyazet" ve "idman" olarak tanımlanıyor:

"Ramazan-ı Şerif’teki oruç on beş saat, sahursuz ise yirmi dört saat devam eden bir müddet-i açlığa sabır ve tahammül ve bir riyazettir ve bir idmandır. Demek, beşerin musibetini ikileştiren sabırsızlığın ve tahammülsüzlüğün bir ilacı da oruçtur."

Bu eğitim sayesinde insan, hayatın zorluklarına, açlığa ve yokluğa karşı mukavemet kazanıyor. Özellikle nefisperest zenginlerin, açlığın ne kadar elim bir durum olduğunu ve fakirlerin şefkate ne denli muhtaç olduklarını ancak oruç vasıtasıyla idrak edebilecekleri vurgulanıyor.

Ahiret ticareti için kârlı bir pazar

Ramazan ayı, manevi kazançların katlanarak arttığı bir "ahiret pazarı" olarak tasvir ediliyor. Normal zamanlarda Kur'an-ı Kerim'in her bir harfine on sevap verilirken, bu katsayı Ramazan'da binlere çıkıyor.

Risale-i Nur’dan aktarılan şu bölüm, bu manevi matematiği gözler önüne seriyor:

"Ramazan-ı Şerif adeta bir ahiret ticareti için gayet karlı bir meşher, bir pazardır. Ve uhrevi hâsılat için, gayet münbit bir zemindir. Ramazan-ı Şerif’te sevab-ı a’mâl, bire bindir. Kur’an-ı Hakim’in nass-ı hadis ile her bir harfinin on sevabı var; on hasene sayılır, on meyve-i Cennet getirir. Ramazan-ı Şerifte her bir harfin, on değil bin ve Âyet-ül Kürsi gibi ayetlerin her bir harfi binler ve Ramazan-ı Şerif’in Cum’a’larında daha ziyadedir. Ve Leyle-i Kadir’de otuz bin hasene sayılır."

Bu hesaplamayla, "bir tek Ramazan, seksen sene bir ömür semeratını kazandırabilir" müjdesine yer veriliyor. Leyle-i Kadir’in (Kadir Gecesi) bin aydan hayırlı olması da bu büyük kârın en somut delili olarak gösteriliyor.

İslam âlemi tek bir mescid hükmünde

Ramazan ayının sosyolojik ve manevi atmosferi, tüm İslam dünyasını kuşatan devasa bir ibadethane tasviriyle anlatılıyor. Bu ayda ehl-i iman, "muntazam bir ordu" hükmüne geçiyor. Sultan-ı Ezelî'nin ziyafetine davet edilmiş misafirler gibi, "Buyurunuz" emrini (iftar vaktini) bekleyen bir itaat ve ibadet hali sergileniyor.

Metinlerde bu atmosfer şöyle betimleniyor:

"Ramazan-ı Şerifte güya âlem-i İslam bir mescid hükmüne geçiyor; öyle bir mescid ki, milyonlarla hafızlar, o mescid-i ekberin köşelerinde o Kur’an’ı, o hitab-ı semavîyi Arzlılara işittiriyorlar."

Şirket-i manevi: Ortak dua havuzu

Said Nursi, talebelerine ve inananlara Ramazan ayında "şirket-i manevi" (manevi ortaklık) sırrıyla hareket etmelerini tavsiye ediyor. Buna göre, inananların birbirleri için ettikleri dualar ve yaptıkları ibadetler, ortak bir havuzda toplanarak herkesin hanesine yazılıyor.

"Şu mübarek Ramazan’da iştirak-i a’mâl düstur-u esasiyle, her bir has kardeşimizin kırk bin dili bulunan bir melaike hükmünde, kırk bin diller ile, yani kardeşlerin adedince manevi dilleri ile ettikleri ve edecekleri dualar, rahmet-i İlâhiye nezdinde makbul olmasını niyaz ediyoruz."

Bu prensip gereği, Ramazan ve Şaban ayları hürmetine küskünlüklerin son bulması, inananların birbirine dua etmesi ve "manevi amin" demesi elzem görülüyor. Böylece "birisi o sekseni (seksen yıllık ibadet sevabını) kazansa, her biri derecesine göre hissedar olur" müjdesi veriliyor.

Ramazan'ın hürmetini muhafaza etmek

Risale-i Nur, Ramazan ayının kutsiyetine saygı gösterilmesi konusunda da uyarılarda bulunuyor. Orucun sadece mideye değil; göze, kulağa, dile ve hayale de tutturulması gerektiği, "mâlâyâni ve hevaperestâne" (boş ve nefsi) işlerden kaçınılması gerektiği belirtiliyor.

Ayrıca, "Alenen nakz-ı sıyamla (orucu açıktan yiyerek) Ramazan’ın hürmetini kıran bedbahtlara gelen musibetlerin masumları da incitebileceği" ikazı yapılarak, toplumsal saygının ve manevi atmosferin korunmasının önemi vurgulanıyor.

Sonuç olarak Risale-i Nur, Ramazan-ı Şerif'i, dünyanın geçici sıkıntılarına ehemmiyet vermeden, ebedi bir ömrü kazanmak için bahşedilmiş "kudsi bir bayram" ve "nurlu bir fırsat" olarak tanımlıyor.

www.yerelgundem.com