Mümtaz’er Türköne: Ahmet Turan Alkan hayata küserek veda etti
Mümtaz’er Türköne, vefat eden usta yazar Ahmet Turan Alkan’ın ardından kaleme aldığı yazıda, Alkan'ın cezaevi sonrası "küsmüş bir adam" olarak hayata veda ettiğini vurguladı.
Ahmet Taş / Yerel Gündem
ANKARA / TÜRKİYE — Edebiyat dünyası ve Türk basını, Türkçenin yaşayan en büyük ustalarından biri olarak kabul edilen Ahmet Turan Alkan’ın narin bedenine vedasıyla sarsıldı. Yazar Mümtaz’er Türköne, Alkan’ın vefatının ardından kaleme aldığı derinlikli analizde, usta yazarın "herkese ve her şeye küsmüş bir adam" olarak son yolculuğuna çıktığını belirtti.
Türköne, Alkan ile olan 52 yıllık dostluğunu "beynimin içi cam kırıklarıyla dolu" sözleriyle tarif ederken, yazarın naif ruhunu, dil hassasiyetini ve cezaevi sürecinde paramparça olan o "camdan fanusu" anlattı. Ahmet Turan Alkan'ın çocuksu bir saflıkla dünyaya bakan gözlerinin, maruz kaldığı ağır süreçler nedeniyle nasıl kapandığına dair çarpıcı ayrıntılar paylaştı.
Türkçenin ince ruhlu pınarı ve çocuksu ironi
Mümtaz’er Türköne, Ahmet Turan Alkan’ın kalemini "Hüda-i nabit" yani kendi kendine yetişmiş bir cevher olarak tanımlıyor. Alkan’ın metinlerindeki başarısının temelinde, içinde sürekli yaşayan ve dünyayı çocuksu bir merakla izleyen o saf ruhun yattığını ifade eden Türköne, usta yazarın Türkçeyi kullanma becerisini şu sözlerle özetliyor: "Şu eğreti dünyaya, o çocuğun elleriyle açtığı küçük aralıktan bakar, gördüklerini şaşırtıcı derecede olgun bir Türkçe ile anlatırdı."
Türköne'ye göre Alkan, bıyıkları yeni terleyen bir gencin kavga arayışından, sanatçı kıvamında ince ruhlu bir yazara dönüşmesinin yol arkadaşı ve rehberiydi. Dil zevki aşılayan üslubuyla Alkan, Türk edebiyatında kolay kolay doldurulamayacak bir boşluk bıraktı.
"Kavgada yumruk sayılmazdı ama o kavga adamı değildi"
Yazısında hüzünle karışık bir sitemi de dile getiren Türköne, Ahmet Turan Alkan ile beraber yargılandıkları ve 22 ay boyunca paylaştıkları cezaevi günlerine atıfta bulundu. Türköne, kendisinin kavga adamı olduğunu ancak Alkan’ın narin ve hassas yapısının bu süreçteki "kibirli eziyetleri" kaldıramayacak kadar kırılgan olduğunu vurguladı:
"Ahmet Turan Alkan bir kavganın içinde değildi, kavga adamı hiç değildi; bunu bile fark edemediler. Muktedirlerin onu hayata küstüren tezgâhlarını, küstah eziyetlerini asla affetmeyeceğim. Çünkü onlar, Türkçenin tertemiz pınarlarından birini kuruttular."
Hayata "N'ayır" diyen küskün bir son
Ahmet Turan Alkan'ın özgürlüğüne kavuştuktan sonra içine kapandığını ve her şeye küstüğünü belirten Türköne, dostunu yeniden yazmaya teşvik etme çabalarının başarısızlıkla sonuçlandığını anlattı. Bir "nehir söyleşi" teklifine Alkan'ın telefon mesajıyla verdiği tek kelimelik "N'ayır" yanıtı, yazarın hayata karşı ördüğü kalın duvarların bir özeti niteliğindeydi.
Türköne, Alkan’ın ölümü çok önceden düşündüğünü ve 1999 yılında yazdığı "Bir Düğün Gecesi Denemesi" başlıklı yazısının aslında kendi ölümü için ironik bir veda metni olduğunu hatırlattı. Alkan o yazısında ölümü şöyle tarif etmişti: "Hala ölüp duruyoruz... Bu kaçınılmaz ve dönülmez seyahatte ancak yol arkadaşlarımızı belirlemek hakkına sahibiz."
Türköne, yazısını usta isme duyduğu saygıyla noktaladı: "Üstad, sana da iyi yolculuklar."













