ABD'nin İran hedefleri: Askeri saldırılar rejimi devirir mi?
ABD ve İsrail'in İran'a yönelik başlattığı kapsamlı askeri operasyonun nükleer programı durdurma ve rejim değişikliği hedeflerini uzmanlar DW'ye değerlendirdi.
Ahmet Taş | Yerel Gündem
WASHINGTON / ABD — ABD Başkanı Donald Trump ve İsrail, İran'ın nükleer ve askeri kapasitesini hedef alan kapsamlı bir operasyon başlattıklarını duyururken, bu hamlenin Tahran'daki rejimi çökertip çökertmeyeceği uluslararası diplomasi ve güvenlik çevrelerinde tartışılıyor.
Cumartesi sabahı İsrail'in "önleyici saldırı" olarak tanımladığı harekatın ardından bir video mesaj paylaşan Trump, ABD'nin "yakın tehditleri ortadan kaldırmak" amacıyla büyük çaplı operasyonlara start verdiğini açıkladı. Uzmanlar, nükleer tesislerden balistik füze depolarına kadar geniş bir hedef listesi olan bu sürecin haftalarca, hatta aylarca sürebileceğini öngörüyor.
Nükleer Kapasite ve Teknik Uzmanlık Tartışması
Operasyonun birincil hedefi olan İran'ın nükleer silah edinmesinin engellenmesi konusunda uzmanlar arasında fikir ayrılıkları bulunuyor. Friedrich Ebert Vakfı'ndan Marcus Schneider, ABD'nin zaten bu programı yok etmeye yönelik bir savaş yürüttüğünü belirterek nükleer meselenin bir "bahane" olarak kullanılabileceğini savunuyor.
Güvenlik analisti Şahin Modarres'e göre nükleer silaha sahip bir İran, ABD ve İsrail için her zaman "kabul edilemez" bir stratejik risk teşkil ediyor. Ancak uzmanlar, hava saldırılarının tesisleri fiziksel olarak vursa da, İran'ın sahip olduğu santrifüj üretme ve uranyum zenginleştirme konusundaki teknik bilgi birikiminin bombalarla ortadan kaldırılamayacağının altını çiziyor.
Balistik Füze Programı ve Yerel Sanayi Direnci
ABD ve İsrail için İran'ın balistik füze kapasitesi, nükleer programdan daha somut bir tehdit olarak değerlendiriliyor. Uzmanlar, üretim tesislerinin ve depoların imha edilebileceğini ancak İran'ın yerli füze sanayisinin saldırılardan sonra kendini yenileme potansiyeline sahip olduğunu belirtiyor.
Marcus Schneider, füze programının dışarıdan ithal edilen bir yapı değil, yerli bir endüstri olduğunu hatırlatarak; "Cephaneliği imha etmek mümkün ancak İran bunları kendi başına yeniden üretebilecek konumda" ifadelerini kullanıyor. Bu durum, askeri başarının kalıcılığı konusunda soru işaretleri yaratıyor.
Donanma ve Hürmüz Boğazı Güvenliği
İran donanmasının imhası, ABD'nin füze programına kıyasla daha "ulaşılabilir" bir hedefi olarak görülüyor. Özellikle Hürmüz Boğazı'ndaki seyrüsefer özgürlüğünün tehdit edilmesi durumunda ABD'nin 1988'deki Peygamber Devesi Operasyonu'na (Operation Praying Mantis) benzer büyük bir deniz harekatı gerçekleştirebileceği ifade ediliyor.
Sussex Üniversitesi'nden Sara Kermanian, ABD'nin kısa vadede İran'ın aktif deniz kuvvetlerine ağır darbe indirerek deniz trafiğini aksatma kapasitesini felç edebileceğini savunuyor. Ancak İran'ın sahip olduğu çok sayıdaki küçük ve hızlı botların tamamen etkisiz hale getirilmesinin uzun zaman alacağı öngörülüyor.
Hava Gücüyle Rejim Değişikliği Mümkün mü?
Başkan Trump'ın İran halkına yönelik "hükümetinizi devralın" çağrısı, Washington'ın rejim değişikliği arzusunu açıkça ortaya koyuyor. Ancak uzmanlar, sadece hava saldırıları ve ekonomik baskıyla bir rejimin çökertilmesinin "fantastik" bir beklenti olabileceği uyarısında bulunuyor.
Marcus Schneider, rejimi devirmek için kara birliklerine ihtiyaç duyulacağını, halkın bombardıman altında kendiliğinden bir ayaklanma başlatma ihtimalinin düşük olduğunu belirtiyor. Sara Kermanian ise rejimin "yaralı ama bütünlüğünü korumuş" bir şekilde ayakta kalması durumunda, ülke içindeki baskıyı daha da artırarak militarist bir yapıya bürünebileceği tehlikesine dikkat çekiyor.













