AB ile ekonomik ilişkiler alarm veriyor: Al-ver devri bitti

Gazeteci Barçın Yinanç, AB ile ilişkilerdeki perakendeci yaklaşımın artık arıza verdiğini ve iş dünyası için pembe tabloların geride kaldığını analiz etti.

AB ile ekonomik ilişkiler alarm veriyor: Al-ver devri bitti

AHMET TAŞ / YEREL GÜNDEM 

 ANKARA, TÜRKİYE —  Türkiye ile Avrupa Birliği (AB) arasındaki ilişkilerin "ekonomi ayağı" alarm vermeye başladı. Uzun süredir siyasi elitler tarafından "idare edilebilir" olarak görülen kriz, küresel ticaret dengelerinin değişmesi ve AB'nin yeni korumacı politikalarıyla birlikte iş dünyası için sürdürülebilir olmaktan çıkıyor.

Gazeteci Barçın Yinanç'ın analizine göre, her ne kadar Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, "Gün gelecek Avrupa, 'Lütfen gelin' diye yalvaracak" şeklinde bir özgüven sergilese de sahadaki veriler bunun tam tersini işaret ediyor. Yinanç, AB Genişlemeden Sorumlu Komiseri Marta Kos’un son Ankara ziyaretinin, iki taraf arasındaki kopuşun boyutlarını ve "mış gibi yapma" siyasetinin sınırlarını bir kez daha gözler önüne serdiğini vurguluyor.


Marta Kos ve "Kopenhag Kriterleri"nin Pas Geçilmesi

AB Komiseri Marta Kos'un Ankara ziyareti, diplomatik nezaket kurallarının ötesinde sembolik anlamlar taşıyordu. Kos’un gündeminde artık Kopenhag kriterleri ya da hukukun üstünlüğü gibi başlıklar yer almıyor. Ziyaretin en dikkat çekici yanı, Kos’un Adalet ve İçişleri Bakanlarını pas geçerek doğrudan Ticaret ve Maliye Bakanlarıyla bir araya gelmesi oldu.

Yinanç’a göre bu durum, AB’nin Türkiye’deki demokratik geri gidişi kanıksadığını ve Türkiye’yi "kol mesafesinde" bir ticari-stratejik ortak olarak tutmak istediğini gösteriyor. Ancak bu "stratejik miyopluk", sadece Ankara’nın değil, Brüksel’in de işine geliyor:

"Ankara, AB’nin demokratik kriterleri önemsemediğini gördükçe muhalefetin üzerine gitme konusunda elini rahat görüyor. AB ise Ukrayna ve mülteci meselelerinde Türkiye’ye ihtiyaç duyduğu için ekonomik diyalog üzerinden bir 'idare etme' stratejisi izliyor."


"Al-Ver" Diplomasisi Neden Arıza Veriyor?

Türkiye-AB ilişkilerinde yıllardır hakim olan "transactional" yani perakendeci yaklaşım artık tıkanmış durumda. "Hukuki reformlar out, mülteciler in" denklemi üzerine kurulan bu al-ver süreci, uluslararası alandaki sarsıntılarla birlikte işlevini yitiriyor. Yinanç, AB’nin Hindistan ve Latin Amerika ile imzaladığı yeni Serbest Ticaret Anlaşmalarının Türkiye’nin rekabet gücünü doğrudan tehdit ettiğine dikkat çekiyor.

Bu tehditlere ek olarak, Avrupa’da yükselen "yerli malı" akımı da Türkiye’nin ihracat kalemlerini hedef alıyor. Kamu alımlarında Avrupa menşeli ürünlerin tercih edilmesini öngören yeni düzenlemeler, Türkiye’nin en büyük pazarındaki payını daraltma riski taşıyor. Marta Kos’un "Siz de kamu ihalelerinizi Avrupalı firmalara açın" şeklindeki teklifi ise Türkiye’deki mevcut kamu ihale sistemi göz önüne alındığında gerçekçi bir çözümden çok bir "non-starter" (başlamadan biten öneri) niteliği taşıyor.


İş Dünyası İçin "Business As Usual" Dönemi Bitti

Ankara’daki karar vericiler mevcut durumu seçimlere kadar diş sıkılacak bir süreç olarak görüyor olabilir; ancak iş dünyası için vakit daralıyor. Yinanç’a göre, iş dünyasının "Avrupa çok miyop" diyerek şikayet etmesi bir strateji değil. Ticari grupların, Avrupa başkentlerine onların anlayacağı dilden, somut bir "kayıp-kazanç bilançosu" sunması gerekiyor.

Türkiye’nin ihracat pazarlarını kaybetme lüksü olmadığını hatırlatan Yinanç, iktidarın "seçim geçsin Allah kerim" stratejisinin iş dünyasında karşılığı olmadığını savunuyor. Hindistan ve Latin Amerika anlaşmalarının yürürlüğe girmesiyle birlikte Türkiye’nin Gümrük Birliği avantajının iyice eriyeceği öngörülüyor.


Şikayet Etmek Bir Strateji Değildir

Barçın Yinanç, Yetkinreport ve diğer platformlardaki değerlendirmelerini özetleyerek iş dünyasına naçizane bir tavsiyede bulunuyor: AB’nin pişman olup ayaklarımıza kapanmasını beklemek bir dış politika vizyonu olamaz. Mevcut ekonomik erimeyi durdurmak için iş dünyası temsilcilerinin daha proaktif davranması, Türkiye’yi dışlamanın Avrupa’ya maliyetini rakamlarla ortaya koyması şart.

Zira her iki taraftaki siyasi elitler statükoyu "idare edilebilir" bulsa da reel sektör için alarm zilleri her geçen gün daha yüksek sesle çalıyor. İlişkilerin sadece ekonomi ayağına sıkışması bile, o ayağın her an kırılabileceği gerçeğini değiştirmiyor.

www.yerelgundem.com