Bahçeli'nin çözüm denklemi ve siyasi paradokslar: Umut, makam ve adalet üçgeni

MHP Lideri Devlet Bahçeli'nin çözüm sürecine dair "Öcalan umuda, Ahmetler makama, Demirtaş yuvasına" çıkışı, Türkiye siyasetinde yeni bir dönemin kapısını aralarken, hukuk ve demokrasi adına derin çelişkileri de beraberinde getiriyor.

Bahçeli'nin çözüm denklemi ve siyasi paradokslar: Umut, makam ve adalet üçgeni

AHMET TAŞ | YEREL GÜNDEM

ANKARA, TÜRKİYE —  MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin son grup toplantısında sarf ettiği ve Türk siyasi tarihine not düşülen "Anadolu huzura, Öcalan umuda, Ahmetler makama ve Demirtaş yuvasına dönene kadar kararımız net" ifadeleri, Ankara kulislerinde deprem etkisi yaratmaya devam ediyor. Gazeteci yazar Mustafa Karaalioğlu’nun analizine göre, Bahçeli’nin bu çıkışı, sadece bir siyasi manevra değil, aynı zamanda Türkiye’nin demokratik ve hukuki geleceğine dair karmaşık bir paradoksu da gözler önüne seriyor.

Bahçeli, çözüm sürecindeki çıtayı hiç düşürmeden, kamuoyunun ve hatta iktidar ortağının beklentilerinin ötesine geçen bir kararlılıkla yürüyor. Karaalioğlu, Bahçeli'nin bu tavrını "aldırmazlık" stratejisi olarak nitelendiriyor; zira tarihi kan ve acıyla yoğrulmuş meselelerde hedefe ulaşmanın şartlarından biri, dış seslere kulak tıkamaktır. Ancak bu strateji, beraberinde iktidar için yönetilmesi zor çelişkiler yumağını da getiriyor.

Bahçeli, Erdoğan’ın önünde koşuyor

Sürecin siyasi mimarisinde dikkat çeken en önemli detay, Bahçeli’nin pozisyonunun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’dan çok daha ileride olmasıdır. Bahçeli, her yeni açıklamasıyla geri dönüş yollarını kapatırken, sürecin nihai sorumlusu olan Erdoğan’ın omuzlarındaki yükü de artırıyor.

Erdoğan, çözüm sürecine genel bir destek vermekle birlikte, "Öcalan’ı serbest bırakan lider" olma yaftasından çekindiği için "umut hakkı" gibi hassas konulara girmekten imtina ediyordu. Ancak Bahçeli’nin net ifadeleri, Erdoğan’ı da bu denklemin içine, kaçınılmaz bir şekilde çekiyor. Karaalioğlu'na göre Bahçeli'nin sözlerinin bir numaralı muhatabı da bizzat Cumhurbaşkanı'dır.

Şifrelerin Çözümü: Umut, Makam ve Yuva

Bahçeli’nin kurduğu cümlenin her bir ögesi, Türkiye’nin kronikleşmiş sorunlarına dair radikal birer öneri niteliği taşıyor.

"Öcalan Umuda": Bu ifade, PKK lideri Abdullah Öcalan’ın örgütü lağvetmesi şartıyla "umut hakkı"ndan yararlandırılmasını, yani ömür boyu hapis cezasının gözden geçirilmesini içeriyor. İktidarın bu fikre uzun süredir zihnen hazır olduğu, Meclis Komisyonu'ndaki uzlaşmanın da bunun bir göstergesi olduğu belirtiliyor. Öcalan’ın umut hakkı tanınsa bile fiilen İmralı’da kalmaya devam edecek olması, bu radikal adımın toplumsal kabulünü kolaylaştıran bir faktör olarak görülüyor.

"Ahmetler Makama": Kayyum atamalarıyla görevden alınan Ahmet Türk ve tutuklanan Ahmet Özer gibi isimlerin görevlerine iadesi, Bahçeli’nin formülünün en demokratik ve uygulanabilir ayağını oluşturuyor. Standart bir demokraside dahi yeri olmayan kayyum uygulamasının son bulması, halk iradesine saygının bir gereği olarak sunuluyor.

"Demirtaş Yuvasına": Selahattin Demirtaş’ın durumu, iktidar için en karmaşık başlıklardan biri. AİHM’in tahliye kararına rağmen hapiste tutulan Demirtaş, çözüm sürecinin bir "pazarlık nesnesi" haline getirilmiş durumda. Karaalioğlu, Demirtaş’ın hukuki değil, tamamen siyasi bir bekleyiş içinde olduğunu vurguluyor: DEM Parti’nin iktidarla kuracağı ilişkinin ve kendisinin bu denklemdeki yerinin netleşmesini bekliyor.

Büyük Paradoks: İmamoğlu ve Kavala ne olacak?

Bahçeli’nin çizdiği bu yeni "özgürlük ve çözüm" tablosu, Türkiye’nin hukuk sistemindeki derin çelişkileri daha da görünür kılıyor.

Karaalioğlu’nun analizindeki en can alıcı soru şu: "Öcalan’a umut hakkının verildiği, Demirtaş’ın serbest kaldığı, Ahmet Türk’ün makamına döndüğü bir Türkiye’de; İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ve potansiyel Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu siyasi yasak tehdidiyle nasıl karşı karşıya kalabilir?".

Bu tablo, izahı zor bir siyasi ve hukuki garabet yaratıyor. Sadece İmamoğlu değil; AİHM ve Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen hapiste tutulan Osman Kavala, Can Atalay ve Tayfun Kahraman gibi isimlerin durumu da bu yeni denklemde sürdürülemez hale geliyor. Eğer çözüm süreci adına bir "normalleşme" veya "hukuka dönüş" yaşanacaksa, bu sadece belirli aktörler için değil, tüm sistem için geçerli olmak zorundadır. Aksi takdirde, Öcalan’a özgürlük yolunun açıldığı ama Kavala’nın hapiste kaldığı bir Türkiye, siyasi olarak yönetilemez bir çelişkiye sürüklenecektir.

Çözümün anahtarı demokraside

Sonuç olarak Bahçeli, tek bir cümleyle sadece Kürt meselesine değil, Türkiye’nin acil çözüm bekleyen tüm demokratik ve hukuki krizlerine de "atış" yapmıştır. Bu hamle, iktidarı sadece Kürt sorunuyla değil, bozulan adalet terazisiyle de yüzleşmeye zorluyor.

Mustafa Karaalioğlu’nun da altını çizdiği gibi; Türkiye’nin genel demokratik problemlerini çözmeden, hukuku evrensel standartlara getirmeden, sadece belirli aktörler üzerinden yürütülecek bir çözüm sürecinin başarıya ulaşması mümkün değildir. Bahçeli’nin açtığı kapı, ya tam demokratikleşmeye ya da daha derin bir hukuk krizine çıkacaktır.

www.yerelgundem.com