Verçin: Osmanlı'nın iflası borçtan değil yapısal sorundandı
Meta Description: Mehmet Ali Verçin, Osmanlı Devleti’nin 18. yüzyıldan Cumhuriyet’e uzanan borç serüvenini, mülkiyet hakları ve finansal yapısal krizler perspektifinden analiz ediyor.
YEREL GÜNDEM / ANKARA, TÜRKİYE
Ekonomist ve yazar Mehmet Ali Verçin, Osmanlı Devleti’nin 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’ndan Cumhuriyet’in ilk yıllarına kadar uzanan borçlanma sürecini analiz ederek, imparatorluğun iflasına yol açan temel etkenin borç mikarı değil, mülkiyet haklarını güvence altına almayan yapısal sorunlar olduğunu belirtti.
Verçin, Avrupa’da sermaye sahiplerinin devletleri kendi çıkarları için çalışan bir aygıta dönüştürdüğü dönemde, Osmanlı Devleti’nin sermaye birikimini yutmaya yönelik politikalar izlemesinin, devleti güçlü bir finansal zümreden mahrum bıraktığını vurguladı. Yazara göre, mülkiyet haklarına hukuki güvence verilmemesi, Osmanlı'nın dış borçlanmayı kaçınılmaz kılan çarpık iktisadi yapısının kök sebebini oluşturdu.
Mülkiyet hakları ve sermaye birikimi sorunu
Osmanlı’nın 19. yüzyıldaki finansal tıkanıklığını "patika bağımlılığına" bağlayan Verçin, devletin mülkiyet haklarını kısıtlamaya devam etmesinin özerk ve güçlü bir finansal sınıfın oluşmasını engellediğini ifade etti. Avrupa'daki Magna Carta benzeri süreçlerin aksine, Osmanlı’da II. Mahmut döneminde yerel otoritelerin (Ayanlar) tasfiye edilip mal varlıklarına el konulması, uzun vadede devletin borç verebilecek yerli bir sermaye birikiminden yoksun kalmasına yol açtı.
BİLGİ: Mehmet Ali Verçin, analizinde finansal verileri günümüz perspektifine taşımak amacıyla 1844 Osmanlı Lirası (OL) üzerinden şu hesabı kullanmaktadır: 1 milyon OL, yaklaşık 1 milyar dolara karşılık gelmektedir.
Kırım Savaşı: Dış borçlanmanın miladı
1854 yılında başlayan Kırım Savaşı, Osmanlı Devleti için rüyasında bile göremeyeceği bir finansal "imkan kapısı" açtı. İngiltere ve Fransa’nın teşvikiyle başlayan dış borçlanma sürecinde, devletin iç borçlanma şartlarına (3 yıl vade, %10 faiz) kıyasla çok daha uygun koşullarda (33-42 yıl vade, %4-7,5 faiz) krediye ulaştığı belirtildi. Verçin, Kırım Savaşı sonundaki toplam borcun 11 milyar dolara ulaştığını, ancak bu miktarın dönemin süper güçlerinin savaş harcamaları yanında oldukça kısıtlı kaldığını aktardı.
1875 İflası ve Düyun-ı Umumiye süreci
Savaş sonrası dönemde harcamaların gelirlere yetmemesi sonucu borç sarmalının büyüdüğünü belirten Verçin, 1875 yılındaki tabloyu çarpıcı verilerle özetledi. 1875'te devletin toplam borcu gelirlerinin 14,7 katına çıkarak 220 milyar doları buldu. Bu tabloyu 2026 yılı projeksiyonuyla karşılaştıran Verçin, şu değerlendirmeyi yaptı:
"Bugün devletin gelirleri 600 milyar dolar; eğer borçlar bu oranda olsaydı toplam borç 8 trilyon 820 milyar dolar olurdu. Oysa 2025 sonu itibarıyla borç stoku sadece 310 milyar dolar civarındadır."
Cumhuriyet ve borçların tasfiyesi
Osmanlı’dan kalan borçların Cumhuriyet döneminde nasıl tasfiye edildiğine de değinen Verçin, 1928 yılındaki Fransız Frangı devalüasyonu ve 1929 Ekonomik Buhranı’nın Türkiye’nin lehine sonuçlar doğurduğunu belirtti. 1933 yılında alacaklılarla yapılan anlaşma sonucu yaklaşık 100 milyar dolarlık borç yükü 8 milyar dolara düşürüldü. Genç Türkiye Cumhuriyeti, bütçesinin yaklaşık %20’sini ayırarak bu borcu 1954 yılına kadar ödeyerek kapattı.
Sonuç olarak Verçin, Osmanlı'nın iflasının bir "kredi sorunu" değil, "yapısal ve kurumsal bir kriz" olduğunu; iktisadi gerçeklerden yoksun tarih anlatılarının ise ancak masal sayılabileceğini ifade ederek analizini sonlandırdı.













