Amerika PKK’yı Sattı mı, Meşrulaştırdı mı? Münih Zirvesi ve Suriye Denkleminin Perde Arkası

Münih Güvenlik Konferansı’nda yaşanan Mazlum Kobani sürprizi ve ABD’nin Suriye politikası, "YPG satıldı" iddialarının aksine terör örgütünün meşrulaştırılma çabalarını gözler önüne seriyor. Müyesser Yıldız'ın analiziyle 2026'daki büyük oyun.

Amerika PKK’yı Sattı mı, Meşrulaştırdı mı? Münih Zirvesi ve Suriye Denkleminin Perde Arkası

AHMET TAŞ / YEREL GÜNDEM

ANKARA  / TÜRKİYE — İktidar kanadı ve kontrolündeki medya organları son günlerde tek bir manşete kilitlenmiş durumda: "ABD, Suriye’de YPG/SDG’yi sattı!" Anlatılan hikayeye göre, Washington artık Türkiye’nin kırmızı çizgilerini kabul etti, kuzeydoğu Suriye’de "özerk" bir yapı ihtimali rafa kalktı ve terör örgütü kaderine terk edildi. Bu "zafer" senaryosunda başrol ise Barzani ailesine veriliyor.

Ancak sahne arkasındaki gerçekler, Münih’in soğuk havasında patlayan diplomatik bombalar ve Washington’dan gelen sinyaller, anlatılanın tam tersi bir istikameti mi gösteriyor? Gelin, Müyesser Yıldız’ın merceğinden 18 Kasım’dan bugüne uzanan o "ilk düğmeleri" ve Münih’teki "kravatlı terör" diplomasisini inceleyelim.

Duhok’taki İlk İşaret: Kravatlı Kobani

Her şey geçtiğimiz 18 Kasım’da Barzanilerin kalesi Duhok’ta başladı. 6. Ortadoğu Barış ve Güvenlik Forumu’nda Türkiye’nin kırmızı bültenle aradığı Mazlum Kobani, takım elbisesi ve kravatıyla boy gösterdi. ABD’nin kurguladığı, Neçirvan Barzani’nin uyguladığı bu "sürpriz" katılımda Kobani, açıkça "Rojava yönetiminin tanınması" çağrısında bulundu.

Ankara’nın bu skandala en sert tepkiyi vermesi beklenirken, on gün sonra Mesut Barzani’nin Cizre’de ağırlanması ve "Kürdistan" amblemli peşmergelerin Türkiye topraklarında şov yapmasına izin verilmesi, bugün Münih’te yaşanacakların ilk habercisiydi.

Münih 2026: Bir "Meşrulaştırma" Tiyatrosu

  1. Münih Güvenlik Konferansı, terör örgütü liderlerinin "meşru siyasi aktör" olarak dünyaya pazarlandığı bir podyuma dönüştü. ABD Dışişleri Bakanı Marco Rubio, Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani ve kravatlı "SDG Başkomutanı" Mazlum Kobani aynı masadaydı. İktidar medyasının "tarihi fotoğraf" diyerek alkışladığı bu karede, aslında Türkiye’nin egemenlik haklarına açık bir meydan okuma vardı.

ABD Dışişleri Bakanlığı programında sadece Rubio ve Şeybani görüşmesi görünürken, Mazlum Kobani’nin bu heyete nasıl ve hangi sıfatla dahil edildiği sorusu cevapsız bırakıldı. Daha da garibi; geçmiş yıllarda bu platformu en aktif kullanan isim olan Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın bu yıl Münih’te olmamasıydı.

Mehmet Şimşek ve İptal Edilen Panel Bilmecesi

Konferansın en tuhaf anları ise Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek üzerinden yaşandı. Başlangıçta yayımlanan programda Şimşek, Suriye Dışişleri Bakanı Şeybani ile aynı panelde konuşmacı olarak yer alıyordu. Ancak panel saati geldiğinde Şimşek’in yerine Bakan Yardımcısı Zeki Levent Gümrükçü’nün adı yazıldı. Akşam panel başladığında ise sahnede Türkiye’den hiçbir temsilci yoktu. Moderatör, Türkiye’nin bu çekilme kararını izleyicilere açıklama gereği bile duymadı. Mazlum Kobani işi olup bittikten sonra gelen bu "sessiz protesto" kimin, ne kadar umurunda oldu?

Barzani-Graham İttifakı ve "Kürtleri Koruma Yasası"

Washington cephesinde ise Türkiye’ye yönelik tutumuyla bilinen Senatör Lindsey Graham sahnede. Graham, Senato’ya sunduğu "Kürtleri Koruma Yasası" tasarısıyla SDG’nin resmen tanınmasını ve Suriye yönetimine yönelik yaptırımların bu çerçevede esnetilmesini istiyor. Hakan Fidan’ı "hayal dünyasında yaşamakla" suçlayan Graham, Münih’te Neçirvan Barzani ile yaptığı görüşmede "Birleşik Suriye Anayasası’nda Kürtlerin haklarının korunması" konusunda mutabık kaldıklarını duyurdu.

Özerklik mi, "Öz Yönetim" mi? Kelime Oyunları

İktidar medyası Kobani’nin özerklikten vazgeçtiğini müjdelerken, Kobani bizzat Münih’te planını açıkladı. Hedeflerinin "özerklik" değil, "öz yönetim" (self-governance) olduğunu söyledi. Bu plana göre;

  • YPG/SDG, her Kürt vilayetinde ayrı tugaylar şeklinde Suriye ordusuna entegre edilecek.

  • Kamışlı, Kobani ve Haseke gibi bölgelerde yerel askeri yapılar korunacak.

  • "Kadın savaşçılar" bu yeni ordu yapısının bir parçası olacak.

Yani karşımızda dağılan bir örgüt değil, Suriye devletinin resmi bir parçası haline gelerek meşruiyetini anayasal güvenceye bağlamak isteyen bir yapı var.

Amerika Kimi Sattı?

Müyesser Yıldız’ın sorduğu o can alıcı sorular hala havada asılı duruyor: Teröristbaşı adım adım uluslararası platformlara, kravatlı ve protokol kuralları dahilinde taşınırken, gerçekten "satılan" YPG/SDG mi? Yoksa Türkiye’nin Suriye’deki beka stratejisi mi?

Eğer yarın öbür gün Şam yönetimi Türkiye’ye bir heyet gönderdiğinde, o heyetin içinde Mazlum Kobani "Suriye Ordusu Temsilcisi" sıfatıyla yer alırsa Ankara ne yapacak? "Sattılar" manşetleri atanlar, o gün Kobani’nin kravatının rengini mi tartışacak?

Görünen o ki; Amerika YPG’yi satmamış, aksine onu yeni dönemin "meşru ortağı" olarak ambalajlayıp Türkiye’nin önüne koymuştur. Münih’te verilen "tarihi fotoğraf", Suriye için yeni bir başlangıç değil, Türkiye için yeni bir diplomatik çıkmazın resmidir.