Çözüm süreçlerinde iki rapor: 2013'ten 2026'ya ne değişti?
TBMM’deki yeni çözüm süreci raporu, 2013 yılındaki ilk rapora kıyasla stratejik bir dil değişikliğine giderek tartışmalı başlıkları ek raporlara kaydırdı ve yasal reform önerilerini genişletti.
AHMET TAŞ | YEREL GÜNDEM
ANKARA / TÜRKİYE — Türkiye Büyük Millet Meclisi (TBMM) bünyesinde hazırlanan yeni çözüm süreci ortak raporu, 2013 yılındaki ilk komisyon raporuna göre hem katılımcı yapısı hem de içerik stratejisi açısından köklü değişiklikler barındırıyor. Gazeteci Sarp Sağkal’ın analizine göre, ilk raporda "düğüm" olarak nitelendirilen özerklik ve ana dil gibi başlıklar yeni ortak metinden çıkarılarak siyasi partilerin kendi ek raporlarına devredildi; buna karşın demokratikleşme vurgusu somut yasal düzenleme önerileriyle genişletildi.
Yeni rapor, 10 farklı siyasi partinin görüş birliği ve 50 kişilik komisyondaki 47 üyenin "evet" oyuyla kabul edilerek, 2013'teki AKP ağırlıklı yapıya göre daha geniş bir temsil gücü kazandı.
Katılımcı yapısındaki radikal değişim
2013 yılında hazırlanan ilk çözüm süreci raporu, CHP ve MHP'nin üye vermediği bir ortamda sadece 10 AKP'li ve 1 BDP'li milletvekili tarafından kaleme alınmıştı. O dönemde tek muhalif üyenin şerhi dahi anayasa hükümleri gerekçe gösterilerek rapora eklenmemişti.
Ancak 2026 raporu, Meclis'teki partilerin büyük çoğunluğunun katılımıyla "ortaklaşma" zeminini güçlendirdi. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş’un da bizzat desteklediği bu yeni süreç, "terör meselesinde tarihi bir dönem" olarak tanımlanırken, uzlaşı kültürünün ilk rapora göre çok daha ileri bir noktada olduğu vurgulanıyor.
Tartışmalı başlıklar "ortak metinden" ek raporlara kaydı
İlk süreçte "sorunların düğümlendiği alanlar" olarak doğrudan raporun merkezinde yer alan; yeni anayasa, ana dilde eğitim, özerklik ve koruculuk sisteminin kaldırılması gibi başlıklar, 2026 ortak raporunun ana gövdesinde yer almadı. Bu stratejik geri çekilme, raporun meclis çoğunluğu tarafından onaylanmasını kolaylaştırdı.
Buna karşın söz konusu talepler yok sayılmadı; DEM Parti’nin ortak rapora eklediği kendi raporunda şu talepler açıkça sıralandı:
-
Ana dilde eğitim hakkının tanınması,
-
Yerel yönetimlerde özerklik modeline geçilmesi,
-
Koruculuk sisteminin tamamen kaldırılması,
-
Kürtçe köy isimlerinin iade edilmesi,
-
Hakikat ve Adalet Komisyonu kurulması.
Demokratikleşme ve yasal reform paketleri
Yeni raporu 2013 raporundan ayıran en net fark, soyut "demokrasi" vurgularından somut "yasal düzenleme" önerilerine geçiş yapılmasıdır. İlk raporda Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) değişmesi sadece bir "istek" olarak not edilirken, yeni raporda bu kanunda ifade özgürlüğünü güçlendirecek net değişiklikler yapılması önerildi.
Raporda yer alan diğer dikkat çekici reform önerileri şunlardır:
-
Şiddet içermeyen hiçbir fiilin terör suçu olarak nitelendirilmemesi,
-
Eleştiri amacıyla yapılan düşünce açıklamalarının suç sayılmaması,
-
Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Yasası’nın hak ve özgürlükleri genişletecek şekilde revize edilmesi.
Kayyım ve infaz düzenlemelerinde yeni model
2013 raporunda "özerklik" kavramıyla iç içe anlatılan yerel yönetimlerin güçlendirilmesi başlığı, 2026 raporunda bu kavramdan arındırılarak "hukuk standardı yüksek bir yapı" olarak yeniden tanımlandı. En somut öneri ise kayyım uygulamalarına yönelik oldu; yeni raporda kayyım atanan belediyelerde yönetimin belirlenmesi için belediye meclisinden seçim yapılması önerisi getirildi.
Ayrıca, ilk raporda "genel af tartışmaları" olarak yer alan başlıklar, yeni metinde hem infaz indirimi düzenlemeleri hem de süreci hukuki güvenceye kavuşturacak yasal çerçeve önerileriyle daha teknik bir boyuta taşındı.













