Bilal Erdoğan'dan siyasi miras açıklaması: Bu ruhu yüceltmeliyiz
Bilal Erdoğan, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi mirasına dair "Biz ondan sonra gelenler, bu ruhu gerçekleştirmek ve yüceltmek için çalışmalıyız" dedi.
Ahmet Taş / Yerel Gündem
İSTANBUL, TÜRKİYE — Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın oğlu ve İlim Yayma Vakfı Mütevelli Heyeti Başkanı Bilal Erdoğan, Katar merkezli Atheer platformunda yayınlanan “Zû Şan” programına konuk olarak Türkiye’nin gelecek vizyonu ve babasının siyasi mirasına dair kritik açıklamalarda bulundu.
Bilal Erdoğan, YouTube üzerinden geniş bir izleyici kitlesine ulaşan podcast serisinde; çocukluğundan 15 Temmuz darbe girişimine, eğitim çalışmalarından dış politikadaki son duruma kadar pek çok konuyu değerlendirdi. Özellikle Cumhurbaşkanı Erdoğan sonrası döneme ve devralınacak "siyasi ruha" atıfta bulunan Erdoğan, bu mirasın sadece siyasetle sınırlı kalmaması gerektiğini, sosyal hayatın her alanında yaşatılmasının bir görev olduğunu vurguladı.
Siyasi mirasın devamlılığı ve gelecek vizyonu
Röportajın en dikkat çekici kısmını, Bilal Erdoğan’ın babasının siyasi misyonunun geleceğine dair sözleri oluşturdu. Türk-Arap ilişkileri ve İslam dünyasının birliği üzerine odaklanan bölümde Erdoğan, Recep Tayyip Erdoğan’ın ömrünü bu değerler uğruna harcadığını belirtti. Mirasın sadece bir soyadı olmadığını, bir dava bilinci olduğunu ifade eden Erdoğan, şunları kaydetti:
"Recep Tayyip Erdoğan bunun için çalıştı ve çalışmaya devam ediyor. İnanıyorum ki biz -ondan sonra gelenler-; ister siyasette olalım, ister sosyal hayatta olalım, ister sivil toplum kuruluşlarında veya eğitimde olalım, bu ruhu gerçekleştirmek ve yüceltmek için çalışmalıyız." Bu açıklama, kamuoyunda Erdoğan sonrası dönemin "fikri takibi" olarak yorumlandı.
Siyasetin gölgesinde bir çocukluk: "Babamı çok az gördüm"
Bilal Erdoğan, siyasi mücadelenin tam merkezinde geçen çocukluk yıllarına dair samimi itiraflarda bulundu. 1980 darbesinin hemen ardından, babasının merhum Başbakan Necmettin Erbakan’ın davalarını takip ettiği bir dönemde Ankara’da doğduğunu hatırlatan Erdoğan, isminin hikayesini de paylaştı. "Necmeddin Bilal" isminin doğrudan Erbakan’a atfen verildiğini söyleyen Erdoğan, evdeki atmosferin her zaman bir dava bilinciyle örüldüğünü ifade etti.
Babasını ve annesini çocukluk yıllarında çok az gördüğünü belirten Erdoğan, "Recep Tayyip Erdoğan’ın evinde büyümek; babanı çok az görmek, sonra anneni de az görmeye başlamak demekti" sözleriyle o günleri yad etti. Aile içindeki bu fedakarlığın nedenini çocuk yaşlarda sorguladıklarını ancak zamanla "daha yüce bir amaç" uğruna yapıldığını kavradıklarını dile getirdi. Bu durumun kendisi ve kardeşleri üzerinde derin bir sorumluluk bilinci oluşturduğunu ekledi.
"Annem Arap’tır ve bu mirastan gurur duyuyorum"
Annesi Emine Erdoğan’ın kökenlerine dair de konuşan Bilal Erdoğan, evlerindeki kültürel zenginliğe dikkat çekti. Annesinin Siirtli bir Arap ailesinden geldiğini ve çocukluğunda dedesiyle ninesinin evde Arapça konuştuğunu anlatan Erdoğan, "Annem Arap mirasını çok sever. Ben Arap bir annenin evladı olmaktan gurur duyuyorum" dedi. Rizeli bir baba ile Siirtli bir annenin evliliğini, o dönemin şartlarında büyük bir kültürel açık görüşlülük olarak tanımlayan Erdoğan, Türkiye’nin birleştirici gücünün kendi ailesinde tecessüm ettiğini belirtti.
15 Temmuz gecesi yaşananlar: "Bize silah doğrulttular"
Röportajın en çarpıcı bölümlerinden biri de 15 Temmuz darbe girişimi gecesine dair anlatımlardı. O gece Tarabya’daki konutta ailesiyle birlikte olduğunu belirten Erdoğan, jetlerin sonik patlamaları ve köprüdeki hareketlilikle başlayan süreci detaylandırdı. Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul’a gelme kararıyla birlikte Atatürk Havalimanı’na geçtiklerini söyleyen Bilal Erdoğan, havalimanındaki gerilimi şu sözlerle aktardı:
"Helikopterler uçuyordu; camdan bakınca silahların bize doğrultulduğunu görüyorduk. Ama bina çevresinde çok fazla insan olduğu için katliama cesaret edemediler." Darbenin halkın liderine sahip çıkmasıyla engellendiğini vurgulayan Erdoğan, o gecenin Türkiye demokrasisi için bir dönüm noktası olduğunun altını çizdi.
Gazze ve İsrail: "Tüm İslam ülkeleri ticareti kesmeli"
Dış politika başlığında ise ana gündem Gazze’ydi. Batı dünyasının Ukrayna-Rusya savaşındaki tutumu ile Gazze’deki tavrını kıyaslayan Erdoğan, bu durumu ağır bir "iki yüzlülük" olarak nitelendirdi. Türkiye’nin İsrail ile ticareti tamamen durdurarak büyük bir ekonomik risk aldığını hatırlatan Bilal Erdoğan, diğer İslam ülkelerine de şu çağrıda bulundu: "Eğer tüm İslam ülkeleri ticareti kesseydi, İsrail birkaç ay içinde durmak zorunda kalırdı." Ayrıca Gazze’nin yeniden inşası sürecinde İsrail’in mutlaka mali ve hukuki bedel ödemesi gerektiğini savundu.
Yeni bir kültürel kimlik inşası ve eğitim
Kendi eğitim hayatından ve kurucusu olduğu İbn Haldun Üniversitesi’nden bahseden Erdoğan, Batı’nın sadece bilim ve sanayisinin alınması gerektiğini, kültürel kimliğin ise korunması gerektiğini ifade etti. İmam Hatip Lisesi yıllarında katsayı engeliyle karşılaşmasının kendisini kamçıladığını belirten Erdoğan, Harvard ve Dünya Bankası tecrübelerine rağmen kendi köklerine olan bağlılığının hiç değişmediğini söyledi. Türkiye’nin "mukayeseli bir eğitim modeli" ile kendi aydınını yetiştirmesi gerektiğini ve bu doğrultuda çalışmaya devam edeceklerini belirterek sözlerini noktaladı.













