Suriye’de SDG parantezi kapanırken yeni hedef İran mı?
Gazeteci Müyesser Yıldız, Suriye’deki hızlı değişimi analiz ederek uyarıyor: SDG tasfiye edilirken bölgede yeni ve daha zorlu bir İran cephesi mi açılıyor?
Ahmet Taş / Yerel Gündem
ANKARA / TÜRKİYE — Suriye'de PKK/SDG yapısının tasfiyesi iktidar medyasında "tarihi bir zafer" olarak kutlanırken, bölgedeki jeopolitik sarsıntının asıl hedefinin İran olup olmadığı sorusu Ankara kulislerinde endişeyle tartışılıyor.
Gazeteci Müyesser Yıldız'ın analizine göre, Suriye’de "SDG parantezi" kapanırken bölge çok daha tehlikeli bir "İran parantezine" girmeye hazırlanıyor. ABD ve İsrail’in Suriye hava sahası üzerindeki kontrolü ve Şam yönetimiyle kurulan yeni temaslar, bölgesel denklemin Tahran’ı çevreleme stratejisine evrildiğini gösteriyor. Özellikle Donald Trump yönetiminin Orta Doğu Özel Temsilcisi Tom Barrack’ın, Şam yönetiminin İran Devrim Muhafızları, Hamas ve Hizbullah’a karşı aktif rol üstleneceği yönündeki açıklamaları, Büyük Ortadoğu Projesi'nin (BOP) yeni ve en zorlu cephesinin İran olacağına dair işaretleri kuvvetlendiriyor.
Doğu Akdeniz ve deniz yetki alanları muamması
Suriye ile diplomatik ilişkilerin normalleşme sürecine girmesiyle birlikte Türkiye'nin bölgedeki öncelikleri yeniden gündeme geldi. Ulaştırma Bakanı Abdülkadir Uraloğlu’nun "pazarlık etmesini iyi biliyorlar" diyerek işaret ettiği deniz yetki alanı anlaşması süreci, İsrail-Yunanistan-Rum kesimi kuşatmasına karşı Türkiye için hayati önem taşıyor. Ancak Şam Havalimanı’nın genişletme işinin Kalyon ve Cengiz İnşaat’a verilmesi ve ASELSAN sistemlerinin devreye alınması gibi ticari-teknik adımlara rağmen, Doğu Akdeniz’deki stratejik kördüğümün nasıl çözüleceği belirsizliğini koruyor.
Trump’ın sömürge valisi ve Ankara trafiği
Bölgedeki yeni dizaynın başrol oyuncusu olarak öne çıkan Tom Barrack, sadece Suriye sahasında değil, Ankara-Tahran hattındaki diplomatik trafikte de belirleyici bir figür haline geldi. Dışişleri Bakanı Hakan Fidan’ın Barrack ile yaptığı görüşmelerin hemen ardından İranlı mevkidaşı Arakçi ile temas kurması, Türkiye'nin ABD ve İran arasında kritik bir aracılık faaliyeti yürüttüğünü gösteriyor. Ancak uzmanlar, geçmişte Saddam Hüseyin ve Beşar Esad'a götürülen benzer mesajların sonuçsuz kaldığını hatırlatarak, Trump yönetiminin "İran operasyonu" konusunda kararlı bir tutum içinde olduğu uyarısında bulunuyor.
İncirlik ve Kürecik tartışması yeniden alevlendi
İran operasyonuna dair senaryolar güçlenirken, Türkiye'deki ABD ve NATO üslerinin durumu muhalefet partileri tarafından sert bir dille eleştiriliyor. Saadet Partisi ve Yeniden Refah Partisi, İran’a yönelik olası bir saldırıda istihbarat sağlayacağı gerekçesiyle Kürecik ve İncirlik üslerinin derhal kapatılması çağrısında bulunuyor. Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) Lideri Devlet Bahçeli'nin İran’ın toprak bütünlüğünü "hayat memat konusu" olarak nitelendirmesine rağmen, bu üsler konusunda sessiz kalması ise dikkat çekici bir tezat oluşturuyor.
Sonuç: Türkiye teyakkuzda mı?
İktidar kanadından yükselen "yeni küresel dizaynın en zorlu cephesi İran olacak" tespitleri, Ankara'nın yaklaşan fırtınanın farkında olduğunu gösteriyor. Ancak Yıldız’ın vurguladığı üzere, Suriye’deki SDG varlığı son bulurken Türkiye’nin bu yeni ve karmaşık süreçte kendi güvenliğini korumak adına ne kadar esneklik gösterebileceği merak konusu. Batılı güçlerin İran’dan sonra hedeflerini Türkiye’ye yöneltip yöneltmeyeceği ise bölgedeki "teyakkuz" halinin asıl nedenini oluşturuyor.













