disscuss print

Com - Net - Org ve Com.tr Alan Adı Tescili - Bilgi ve sipariş için Tıklayınız...


Akciğer Kanseri Ayı (Kasım - 2013)

Akciğer Kanseri Ayı (Kasım - 2013)_resim
Dünyada her yıl kasım ayının “Akciğer Kanseri Ayı” olarak tanımlanması, zor bir hastalık ile mücadelede başarıya ulaşılabilmesi için farkındalık yaratmak, oluşmuş farkındalık düzeyini en azından korumak veya arttırmak açısından önemlidir. Türk akciğer kanseri derneği (TAKD) olarak, 2013 yılı Kasım ayını akciğer kanseri konusundaki farkındalığı oluşturmak, korumak ve arttırmak açısından önemsiyoruz. Farkındalık oluşturmak amaçlı yapılan çalışmaların hedef kitlesini, halk, sağlık çalışanları veya sağlık politikası oluşturucu ve uygulayıcıları oluşturmaktadır. TAKD bugüne kadar düzenlediği kongre ve sempozyumlar ile, sağlık çalışanlarının akciğer kanseri konusundaki farkındalığını en üst seviyede tutabilmiştir. TAKD, VI. Ulusal Akciğer Kanseri Kongresinin ana temasını “ akciğer kanserinde doğru bilinen yanlışlar” olarak belirleyerek halkın farkındalığını da arttırmaya çalışacaktır.

Önlenebilir bir kanser olarak kabul ettiğimiz akciğer kanseri, kansere bağlı ölüm nedenleri arasında liderliğini korumaktadır. Dünya ve Türkiye’de özellikle erkekler arasında en kritik kanser türüdür. Ülkemizde ve dünyada akciğer kanserli hasta sayısını azaltmak amacıyla yapılan mücadelede, tütün kontrolü, kanserojen maruziyetini azaltma, erken yakalama, ve hedefe yönelik tedaviler önemli yaklaşımlardır.

Akciğer kanseri epidemisini nasıl durdurabiliriz?

Sigara ve diğer tütün ürünlerinin tüketilmesinin akciğer kanserinin en önemli nedenlerinden biri olduğunu artık hepimiz bilmekteyiz. Tütün ile müadele programlarını sürdüren ülkelerde akciğer kanser sıklığının azalmaktadır. Ülkemizin tütün ve tütün ürünlerinin kullanımı ile mücadele konusunda aldığı yol, tüm dünyada takdirle karşılanmaktadır. Mücadelenin aksatılmadan sürdürülmesi, gerekir ise daha kesin önlemler almaktan kaçınmamak gerekliliği açıktır. Bu mücadele ciddi bir şekilde devam edecek olursa, ülkemizde sigaraya bağlı hastalıkların ve akciğer kanserinin azaldığını görmek gelecekte mümkün olacaktır. Ancak, kadınlar arasında sigara kullanımındaki artış eğilimi, genç yaşta sigaraya başlamış olma (ülkemizde liseli gençler arasında sigara kullanım sıklığı %20-40) mücadelenin önemini ortaya koymaktadır. Sigaraya hiç başlamamış olmak çok önemlidir. Ancak, sigaraya başlamış olanlar için, hangi dönemde olursa olsun, sigarayı bırakmayı başarabilmek ve bunu sürdürebilmek, en az onun kadar önemlidir. Hiç sigara içmeyen kadınlar, hiç sigaraya içmeyen erkeklere göre daha çok akciğer kanseri riskine sahiptirler. Bir başka deyiş ile, kadınlar akciğer kanserine daha hassastır. Kadınlar için sigarayı bırakmak kadar, akciğer kanserine neden olan diğerrisk faktörlerinden uzak durmak da önemlidir. Kadınlar, 40 yaşından önce sigarayı bırakarak sigaraya devam ile oluşabilecek tehlikelerin yaklaşık %90’ından korunabilir. 30 yaşından önce bırakacak olursa, tehlikelerin yaklaşık %97’sinden korunabilir. Bu, 40 yaşına kadar sigara güvenle içilebilir anlamı taşımamaktadır. Çünkü, 40 yaşına kadar sigara içen kadınlarda ölüm riski, hiç içmeyenlere göre %20 artmaktadır. 40 yaşına kadar sigara içen ve sonra da içmeye devam eden kadınlarda ise ölüm riski, hiç sigara içmeyenlere %300 artmaktadır.

Hiç sigara içmiyor olsanız bile, çevresel sigara dumanı maruziyeti ile akciğer kanseri riski erkeklerde %37, kadınlarda %22 artış göstermektedir. Bu nedenle kapalı her türlü mekanda tütün ve tütün ürünlerinin kullanımının engellenmesi çok önemlidir. Radon gazı maruziyeti, akciğer kanser riskini %8-11 oranlarında arttırmaktadır. Bu oran, sigara içenlerde veya çevresel sigara dumanına maruz kalanlarda daha yüksektir. Radon gazı doğal kaynaklardan yayımlanmaktadır. Ev içi radon kaynağının önemli bir kısmı (%90), binanın temelindeki toprak ve kayalardır. Dünya Sağlık Örgütü, ev içi radon gazı düzeyinin 300 Bq/mm3’ün altında olmasını önermektedir. T.C. Sağlık Bakanlığı, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, Kanser Daire Başkanlığının 13 numaralı Kanser Değerlendirme Raporuna göre, ülkemizde ev içi radon seviyeleri bu değerlerin altındadır. Akciğer kanser riskinde artışa sebep olan bir diğer faktör, asbest maruziyetidir. Asbest maruziyeti akciğer kanser riskini 1,5-5,4 kat arttırmaktadır. Çevresel asbest maruziyeti, ülkemizin bazı yerleşkeleri için önemli bir konudur. T.C. Sağlık Bakanlığı, Türkiye Halk Sağlığı Kurumu, Türkiye Asbest Kontrolü Stratejik Planı 2013 yılı içinde aktive olmasını önemsiyoruz. Taşocağı veya yeraltında çalışanların maruz kaldığı silika, akciğer kanser riskini 1.6-2.2 arttırmaktadır. Sigara içmeyen kadınlarda, pestisid (zararlılara karşı kullanılan kimyasallar) maruziyeti akciğer kanseri riskini 3 kat arttırmaktadır. Bu nedenle, ilaçlama faaliyetlerine katılanların maksimum koruyucu önlemi almaları şarttır. Ev dışı hava kirliliğinin sigara içmeyenlerde akciğer kanseri riskini arttığı yönündeki veriler yeterli değildir. Östrojen içeren hormon tedavisi alan sigara içmeyen kadınlarda, akciğer adenokanser riski, %76 artmaktadır. Ailesinde akciğer kanseri bulunan kişilerde akciğer kanser gelişme riskinde, %40-50’lik bir artış vardır. Yeni bir araştırmaya göre, akciğer kanser riski birinci derece yakınlarında akciğer kanseri bulunan hiç sigara içmemiş erkeklerde 2.71 kat, kadınlarda 2.59 kat artmıştır. Akciğer kanserine genetik bir yatkınlık olup olmadığı merak edilen konulardan bir diğeridir. Kansere neden olan maddeleri vücutda metabolize eden enzimlerde oluşabilecek mutasyonlar ya da karsinojenlerin gen yapısında oluşturduğu hasarın onarılmasında görev alan enzimlerdeki bozulmalar, akciğer kanserine bir eğilim oluşturabilmektedir. Ayrıca, genetik çalışmalar hiç sigara içmeyen kadınlarda oluşan genetik değişikliklerin (EGFR gibi) akciğer kanser riskini arttırabildiğini ortaya koymuştur.

Türkiye’de, 2008 yılı istatistik verilerine göre akciğer kanserinde yaşa standartize insidans hızı, erkekler için yüzbinde 70, kadınlarda ise 8,4’dür. Adrese dayalı nüfus kayıt sistemine göre, 2012 yılı toplam nüfusu 75.627.384 ‘dür. Kadın ve erkek nüfusun birbirine eşit olduğu düşünülecek olur ise ülkemizde her yıl 30.000 yeni akciğer kanserli hasta oluşmaktadır. Yeni akciğer kanserli hastaların 27.000’inin erkek, 3.000’inin kadın hasta olacağını söyleyebiliriz. Her iki cinsiyette de, 50 yaşından itibaren başlayan görülme sıklığındaki artış, 70’li yaşlarda zirve seviyesine ulaşmaktadır. 2012 yılı itibariyle, ülkemizde yeni ve eski akciğer kanserli (prevelans) 49.264 hasta bulunmaktadır. Her yıl 30.000 yeni akciğer kanserli hasta oluşuyor iken, neden sadece 49.264 yeni ve eski hasta var sorusunun cevabı önemlidir. Onkoloji alanındaki tüm gelişmelere rağmen, akciğer kanseri hala ölümcül bir hastalıktır. Hastalarımızın yaklaşık %15’ini 5 yıl yaşatabilmekteyiz. Bu nedenle toplam hasta sayımız, nüfusumuzun %6.5’i kadardır. Ülkemiz için beklenen yaşam süresi 75 yıl (erkek için; 72 yıl, kadın için 77 yıl) ise akciğer kanserli hastalarımızın beklenen yaşam sürelerine ulaşması olasılığı oldukça düşüktür. Hastalarımızın çoğunluğuna ileri evrede teşhis konulabildiğini düşünecek olursak, yapılması gereken bir şeylerin olduğu açıktır.

Öksürmekle kan tükürme, tekrarlayan akciğer enfeksiyonları, yeni veya farklılaşan öksürük, omuz, sırt veya göğüste sancı veya ağrı, solunum sıkıntısı, ses kısıklığı veya hışıltılı solunum, yorgunluk veya halsizlik gibi yakınmaları olan, özellikle sigara içen kişiler gecikmeden bir hekime başvurmalıdırlar. Ancak, yakınmaları nedeniyle hekime başvurarak akciğer kanseri tanısı alan hastalar çoklukla ileri evrededir ve başka organa yayılım yapmışlardır. Bu hastalarda sonuçlar yüz güldürücü değildir. Erken akciğer kanserinin bulgu ve belirtisinin olmaması nedeniyle , hastaların çoğu ileri evrede saptanmaktadır.

Akciğer kanserinin, henüz şikayete sebep olmadığı, kişinin doktora başvurma ihtiyacı duymadığı bir dönemde yakalanabilmesi için uzun zamandır gayret gösterilmektedir. Yılda bir tekrarlanan akciğer grafisi ve/veya balgam tahlillerinin, akciğer kanserinden ölümleri engellemede veya azaltmada bir rolünün olmadığını bilmekteyiz. 20 yıl süren karanlık bir dönem geçirdik. Ancak bir yöntem, akciğer kanserini erken yakalama yönünde olumlu sonuç verdi. ABD’de yapılan “ Ulusal Akciğer Kanseri Tarama Çalışması” sonuçları bize şunu gösterdi. Akciğer kanseri için yüksek risk taşıyan sağlıklı kişilerde, akciğerin düşük doz bilgisayarlı tomografisi (DDBT) ile 3 yıl boyunca yılda bir kez tarama yapılması, akciğer kanserinden ölüm oranlarında (mortalite) %20, tüm nedenlere bağlı ölüm oranlarında %7’lik bir azalma sağlamaktadır. Bu sonuçlar akciğer kanseri için yüksek risk (en az 30 paket/yıl sigara içen ya da içmiş, ancak 15 yıldan az süredir bırakmış) taşıdığı bilinen 55-74 yaş arası sağlıklı kişiler için geçerlidir. Sigarayı bırakma programları ile birlikte uygulanacak erken yakalama tarama programlarının daha iyi sonuç vereceğini beklemekteyiz. Sağlık bakanlığının uygulamakta olduğu “Ulusal Kanser Kontrol Programı” içerisinde meme, serviks ve kolorektal kanserlerin erken yakalama tarama programlarının var olması çok önemlidir. Akciğer kanseri için, yanıtlamamız gereken bazı sorular vardır.

Akciğerin DDBT’si ile akciğer kanseri erken yakalama tarama programlarının ülkemizde uygulanmasının zamanı geldi mi?, akciğer DDBT ile tarama yöntemi Ulusal Kanser Kontrol Programı içine dahil edilmeli midir?, ülkemizde akciğer kanseri için yüksek risk taşıyanlar kimlerdir?, yüksek riskli gruplarda akciğer DDBT ile akciğer kanserinden ölüm oranlarını ülkemizde de azaltabilir miyiz? Bu soruların doğru yanıtlarını ortaya koyabilmek, sonuçlarını kamuoyu ve sağlık otoriteleri ile paylaşabilmek amacıyla 30. Kasım.2013, tarihinde İstanbul’da “Akciğer Kanserinde Tarama Çalıştayı “ nı topluyoruz.

Şu gerçeği biliyoruz. Akciğer kanserli hastaların önemli bir bölümünde tanı konduğu sırada, bir başka organa yayılmış durumdadır ya da hastalığının izlemi sırasında bir başka organa yayılım gelişmektedir. Metastaz diye isimlendirdiğimiz bu durumun gelişmiş olması sistemik (tüm vücudu etkileyen) tedavi gereksiniminin de bir göstergesidir. Uzun yıllardır bu evredeki uygun hastalarda, kemoterapi uygulamaktayız. Hastalarımıza yaklaşık 12 ay gibi yaşam süreleri sunabilmekteyiz. Bu hastalarımıza, en azından bir kısmına ŞİFA şansı verebilirmiyiz? Son yıllarda akciğer kanseri genom yapısının kısmen de olsa aydınlatılması ve bu genetik değişikliklere etkili (hedefe yönelik) ilaçların bulunmuş olması, özellikle bir grup metastatik akciğer kanserli (adenokanser) hastalarda şifa yönünde umut oluşturmuştur. Bu umut şimdi güçlenmiştir. 2013 yılı ekim ayı sonunda Sidney’de düzenlenen Dünya Akciğer Kanseri Konferansında açıklanan, ABD’ne ait “Lung Cancer Mutation Consortium” sonuçları ses getirecek düzeydedir. Akciğer kanserli (adenokanser) hastalar, kanseri başlatan ve sürdüren 10 ayrı onkojen (sürücü, driver) varlığı yönünden analiz edildi. Genetik analiz sonuçlarına göre saptanan hedeflere etkili ilaçları seçildi ve tedavi edildi. 279 hastada, ortalama yaşam süresi 3,5 yıl (3,2-4,6 yıl) dır. ALK genetik testi pozitif olup uygun ilacı alan hastalar için ortalama yaşam süresi 4.3 yıl, EGFR genetik testi pozitif olup uygun ilacı alan hastalar için ortalama yaşam süresi 4.0 yıl olarak belirlenmiştir. Standart kemoterapi ile yaşam süresinin 1 yıl civarında olduğu düşünülür ise iyi seçilmiş bir grup metastatik akciğer kanserli hastada hedefe yönelik tedavi ile elde edilen bu sonuç, önemli bir gelişmedir.

Hedefe yönelik tedaviye aday hastalarımız var mı?, hedefe yönelik ilaçlar ülkemizde var mı?, hastalar bu ilaçlara ulaşabiliyor mu ya da doğru zamanda ulaşabiliyor mu?, kısacası hastalarımız akciğer kanseri tedavisinde doğru ilaca yeterince ulaşabiliyor mu?. Bu soruların doğru yanıtlarını ortaya koyabilmek, önerilerimizi kamuoyu ve sağlık otoriteleri ile paylaşabilmek amacıyla 23. Kasım.2013, tarihinde Ankara’da “Akciğer Kanseri Tedavisinde İlaca Ulaşım Çalıştayı “nı topluyoruz.
Nihayetinde bugün için ölümcül bir hastalık ile karşı karşıyayız. Yaşamın sonuna yaklaşmak, bir birey ve sevdikleri için oldukça sıkıntılı bir süreçdir. Bu sürecin hem hasta hem de yakınları için en az sıkıntı ve zorlukta geçirilmesi, hem insan hakkı hem de sosyal devletin en önemli görevlerinden biridir. Tedavisi zor bir hastalıkta palyatif bakım olarak isimlendirdiğimiz tedavi yaklaşımının önemi ülkemizde de kavranmıştır. Sağlık Bakanlığı, Ulusal Kanser Kontrol Programı içine aldığı “ palyatürk” palyatif bakım projesi ile konuya verdiği önemi ortaya koymuştur. Son dönem akciğer kanserli hastaların çoklukla nefes almakta zorluk çektikleri düşünülecek olur ise bu grup hastaların yakınmalarına yönelik bakımın, ayrı bir önem ve özellik gösterdiğini düşünmekteyiz.

Bu nedenle, akciğer kanserli bir hastada palyatif bakımın farklı özelliklerini ortaya koymak, buna bağlı olarak genel kanser palyatif bakımdan farklı ele alınması gereken tedbirleri tartışmak, öneriler getirmek amacıyla 16. Kasım.2013, tarihinde İzmir’de “Akciğer Kanserinde Palyatif bakım Çalıştayı “nı topluyoruz.

İçinde bulunduğumuz 2013 yılı Kasım ayında, sağlık çalışanlarımız yanı sıra sağlık politikası oluşturucu ve uygulayıcılarının farkındalığını diri tutmak amacı ile TAKD olarak 3 çalıştay düzenledik. Bu çalıştaylar sonucunda, ele alınan konular hakkında oluşacak önerileri içeren raporumuzu, ilgili kuruluşlar ve medya ile paylaşmayı düşünmekteyiz. Kamuoyu farkındalığının oluşması açısından medyanın değerli katkılarını önemsiyoruz.

Bu nedenle, 2013 yılı Kasım ayı boyunca düzenleyeceğimiz çalıştaylarda, siz değerli basın mensuplarını aramızda görmekten büyük memnuniyet duyacağımızı belirtmek isteriz. Kasım ayı boyunca, akciğer kanseri konusunda farkındalığın arttırılması yönünde oluşabilecek programlarınıza, TAKD olarak katkıda bulunmaktan onur duyarız.

Saygılarımızla




computer Haber Sitelerine ve Kurumsal Şirketlere Kurumsal Hosting - Bilgi ve sipariş için Tıklayınız...

Bu haber 12/11/2013 14:46 tarihinde eklenmiştir.

Yorum Yaz

Bilgileriniz
Yorumunuz
Güvenlik Kodu
captcha
 
Authors